|
Futbol heyecanı gebertir
BERLİN
Dünya Kupası izlenimleri - 22
Bu futbolun heyecanı insanı gerçekten gebertiyor, bitiriyor. 90 dakika yetmesin, bir 30 dakika daha oyna. O da yetmesin. 120 dakikanın sonunda iş ancak penaltılarla bağlansın.
Almanya böyle kazandı.
Arjantin böyle ağladı!
İçimden geçene gelince:
"Ağlama Arjantin, futbol bu!"
Sonunda yine Alman disiplini belirleyici oldu denebilir. Çünkü en son saniyeye kadar konsantrasyonu elden bırakmadılar, attıkları penaltıların hepsini gole çevirdiler. Arjantin'in en iyileri ise iki penaltı birden kaçırınca, ağlayan taraf oldu.
Oysa, oyunu uzun süre Arjantin hakim götürdü. Orta sahada Ballack'la Schneider'i, ileride Klose-Podolski ikilisi iyi kilitlediler, oynatmadılar. Golü bulduktan sonra da Alman takımı dağılmaya başlamıştı.
Ama kurnaz Klose'nin beraberliği sağlaması Almanya'yı ateşledi. Fena halde asılmaya başladılar maça. Gerçekten dayanılması güç bir heyecan fırtınası Olimpiyat Stadı'nı sardı.
Öldük öldük dirildik.
Almanya şimdi yarı finalde.
Garson kızın, öğle vakti Cafe Einstein'da bana söyledikleri doğru çıktı. Aşağıda maç öncesi yazım yer alıyor.
* * *
Maç sabahı, tansiyon yükseliyor! Ellerinde siyah-kırmızı-altın sarısı Alman bayrakları, daha şimdiden yürüyüşe geçmiş durumda Almanlar. Havalarına bakarsan, sanki zafere doğru yürüyorlar.
Açık mavi beyaz formaları sırtlarına geçirmiş Arjantinliler de onlardan aşağı sayılmaz. Hindi gibi kabara kabara boy gösteriyorlar etrafta...
Hava serin, hava kurşuni.
Unter den Linden bulvarında, sabahın ıslak serinliğinde daha bir bayıltıcı kokan ıhlamur ağaçlarının arasından Alexanderplatz'a doğru yürüyorum.
Yağmur yağdı yağacak.
Berlin'de tarihin tuhaf bir yükü var. Ne zaman gelsem, sanki benim de omuzlarıma çöküyor. Kendimi kurtaramıyorum, korkunç sayfalı bu acılı tarihten...
Sabah önce geçen yıl açılan Soykırım Anıtı'nı dolaşarak Reichstag'a geldim. Sonra Brandenburg Kapısı'ndan geçip Adlon Oteli'nin önünden Unter den Linden'e ulaştım.
Sadece bu mekân isimleri bile her seferinde tarihle flört edercesine bir duygu uyandırır bende. Bu duyguyu belki daha iyi hissedebilmek için kestane ağaçlarının altındaki yeşil bir banka oturdum.
Yanı başımda bir anıt...
Savaş acılarının, insanlığa karşı işlenen suçların, herhalde insanlığın belleğinde dipdiri kalması için dikilen anıtın yanı başında, tarihin sesini dinlemeye çalışıyorum.
Anıtın içinde Kaethe Kollwitz'in bir heykeli vardır:
Bir ana ve ölü oğlu!
Oğlunu sonsuz acılar içinde kucaklamış, acısını içine gömmüş, belki son çığlığını sonsuzluğa haykırmış, öyle duruyor çaresiz, biricik varlığı kucağında, onun yasını tutuyor.
Berlin'e her geldiğimde kim bilir kaç kez seyrettim anayla oğlunu, demir parmaklıklar arasından... Ve her seferinde savaşlara, diktalara, totalitarizme lanet ettim.
Berlin böyle bir şehir...
Adım başı, insanı böylesi duygu ve düşüncelerle baş başa bırakabiliyor.
Ama aynı zamanda güzel bir yanı da var Berlin'in. O korkunç tarihle boğuşmuş, o acılı sayfalarla hesaplaşmış, ve doğru olanı sahneye çıkarabilmiş bir büyük kent.
Kötü olanı gizlememiş...
Halının altına süpürmemiş...
Berlin'in güzel tarafı işte bu. Artık savaşın değil, barışın; diktanın değil demokrasinin; zulmün değil, insan haklarının başkenti olmaya çalışıyor. Nereye başını çevirsen bunun izleri var.
Bir açıdan Dünya Kupası da bunun bir aracı. Bir bakıma futbol da kullanılıyor, daha güzel bir dünyaya katkı yolunda.
Reichstag'ın önünde futbol panayırı kurulmuş. Brandenburg Kapısı'nın önünde koskocaman bir futbol topu... Bütün bu tarihi alan, artık futbolun emrinde. Maç günleri her ırktan, her renkten, her inançtan yüz binlerce kişi burada toplanıp dev ekranlarda bir yandan maç seyrediyor, bir yandan futbol partisi yapıyorlar.
Cafe Einstein'da bir yandan gazeteleri karıştırıyorum, bir yandan yazımı yazıyorum. Alman Milli Takımı'nın kaptanı ve sahadaki lideri Ballack'ın Tagesspiegel gazetesinde bir çağrısı var.
Diyor ki Ballack:
"Alman Milli Takımı adına açıklıyorum. Irkçılığı ve her türlü ayrımcılığı reddediyor, şiddetle lanetliyoruz. Irkçlığı hem spordan, hem de toplumdan kazıyıp yok etmek için futbolun gücünü kullanacağız. Bu kavgamızda sizler de bize destek olun."
Ne güzel bir çağrı.
Unutmayın, bu ülkede 1930'lu yıllarda futbolun gücü Hitler'in emrine verilmişti. Alman Futbol Federasyonu'nun Dünya Kupası dolayısıyla yaptırıp yayımladığı bir çalışmada Nazizm'le Alman futbolunun nasıl iç içe olduğunu gösteren ilginç ayrıntılar var.
Dileriz, futbol artık bir daha öyle kötü günleri görmez, gücünü hep demokrasiden yana kullanır.
Bild yine çığlık çığlığa:
"Arjantinlileri ağlatacağız!"
Ya tersi olursa?..
Garson kadına soruyorum, kim kazanacak diye. İlk tepkisi tabii Almanya oluyor. Ama arkasından, "Laf aramızda, çok güç maç, penaltılara da kalabilir" diye ekliyor.
Haydi, maça maça...
Maça akın var, akın!
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|