Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 01 Temmuz 2006 / Cumartesi  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Müzakereleri kesmek o kadar kolay değil


AB ile Kıbrıs tansiyonunun kademeli olarak artacağı bilinen bir şey. Burada bir sürpriz yok. Bu arada ince bazı oyunların oynandığı da ortaya çıkıyor ki, bu, işi daha da bulandırıyor.
Örneğin, mesele "limanların Rum bandıralı gemilere açılması" iken, bakıyoruz, argümana artan bir şekilde "Kıbrıs'ı tanıyın" boyutu sokulmaya başlandı.
Oysa işin başında Avrupa'nın en yetkili kişileri limanların açılmasının tanıma anlamına gelmeyeceğini söylediler. "Tayvan" örneğiyle Türkiye'yi teskin etmeye çalıştılar.

Oybirliği gerekiyor
Şimdiyse Avrupa'da "Türkiye Kıbrıs'ı tanıyacak, yoksa..." tehditleri savruluyor.
Ancak, "tanıma" Türkiye'nin BM sürecinden vazgeçip AB'nin Kıbrıs çözümüne teslim olması anlamına geleceği için, burada, olmayacak bir şeyden söz ediliyor.
İlk etapta şunun altını çizmek gerekiyor: Nasıl ki Türkiye ile müzakerelerin başlamasına 25 ülkenin onayı gerektiyse, Türkiye ile müzakerelerin durdurulması için de AB'de oybirliği gerekiyor. Kısacası, böyle bir kararı almak AB için o kadar kolay değil.

Yokuşa sürebilirler
Türkiye muhalifleri tabii ki veto haklarını müzakere süreci içinde kullanabilirler. Fakat müzakerelerin resmi anlamda tümüyle durmasını sağlayamazlar. Sadece işi yavaşlatıp yokuşa sürebilirler. Ancak, gene de diyelim ki "olmaz" dediğimiz şey oldu.
Yıl sonu geldiğinde ve Türk pozisyonunda bir değişikliğin olmadığı görüldüğünde, AB'nin 25 üyesi Komisyon'dan veya dönem başkanı Finlandiya'dan gelecek olan "Müzakereler kesilsin" çağrısını onayladı. O halde ne olur?

Türkiye batmaz
Bu durum, Türkiye için, külahını dizine koyup AB'ye alternatif stratejiler oluşturmaya başlamasının zamanının geldiğini gösterir. Bu gayet açık. Böyle bir gelişmenin, tabii ki, ekonomiden savunma alanına, teröre karşı işbirliğinden enerji hatlarının geliştirilmesine kadar uzanan geniş bir alanda her iki taraf için ciddi sonuçları olur.
Fakat, "AB olmazsa Türkiye batar" düşüncesi de geçerli değil. Hiçbir zaman da olmadı. En zayıf anında batmayan Türkiye'nin herhalde bugün batacak hali yok. Buna karşılık, burada en ağır darbeyi yiyecek olan şey, Türkiye'deki demokrasi ve insan hakları olur. Nedeni de malum.

Reformlar ve AB
IMF ekonomimiz açısından nasıl bir "çıpa" rolü oynuyorsa, AB perspektifinin de bu konularda bir "çıpa" rolü oynadığı aşikâr. Nitekim, on yıllarca direndikten sonra son yıllarda alelacele yapılan reformların hemen hemen hepsi "AB endeksli" olarak yapıldı.
Yoksa, Türkiye'yi yöneten ve hep "devletin bekasını" kollayan güçlerin "Bunlar halkımız için gerekli şeylerdir" diye bir çıkışları pek olmadı. Bu güçler için her zaman "değişmezlik" ve "istikrar" önemliydi. Demokrasi ve insan hakları değil.

Demokrasi ve laiklik
İşi bir kademe daha da ileri götürürsek, AB perspektifinin aynı zamanda Türkiye'deki laikliğin çıpası olduğunu da söyleyebiliriz. ABD'den nefret eden, Avrupa'ya da sırt çevirmiş bir Türkiye'de zaman içinde hangi değerlerin yükseleceğine dair işaretleri zaten şimdiden alıyoruz.
AB ile iplerin kopmasının en büyük tahribatı işte bu alanlarda olacaktır. Gerçek demokrasi ve insan haklarının cumhuriyetimizi günümüze getirmiş olan egemen sınıf açısından, laikliğin ise nüfusun göz ardı edilemeyecek bir kesimi açısından "hayati" kavramlar olmadığını biliyoruz.

AB'siz durum
Onun için ekonomisi açısından göreli istikrarı sağlamış olan bir Türkiye -ki bu Malezya gibi ülkeler örnek alınarak başarılabilir- kimi çalkantılara rağmen AB'siz yaşayabilir.
Ancak, o Türkiye, çok farklı bir Türkiye olur. Orası kesin. AB'nin 25 üyesinin hepsi işte buna razı olur mu? Bundan ciddi şekilde kuşkuluyum.

semihi@cnnturk.com.tr








Taha AKYOL
İyi haber, kötü haber
KÖTÜ haberler Avrupa'dan geliyor. Adeta kampa...
Çetin ALTAN
Çapkınlık ve Don Juan
Dünkü Sabah'ta Balçiçek Pamir'in yazısına koy...
Melih AŞIK
Dolaylı soygun!
Benzin fiyatlarında dünya birinciliğimiz sürü...
Fikret BİLA
Ağar: Kimseye taahhüdümüz yok
DYP lideri Mehmet Ağar, Başbakan Recep Tayyip...
Hasan CEMAL
Futbol heyecanı gebertir
Bu futbolun heyecanı insanı gerçekten geberti...
Güneri CIVAOĞLU
Nafile turlar
Merkez sağda AKP'ye karşı blok oluşturmayı am...
Can Dündar
Balkanlar'da bulutlar toplanırken..
Saraybosna
Abbas GÜÇLÜ
Açılın gençler geliyor
Başbakan söz verdi. "25 yaşını dolduran gençl...
Semih İDİZ
Müzakereleri kesmek o kadar kolay değil
AB ile Kıbrıs tansiyonunun kademeli olarak ar...
Sami KOHEN
Finli başkandan beklenen...
Finlandiya'nın bugün başlayacak olan 6 aylık ...
Metin MÜNİR
Cüzdandaki yankesici
Uçakta okuyacak birkaç yabancı dergi ve gazet...
Hasan PULUR
Bir arada yaşamanın tadını çıkarmak...
İLK tepki Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP)...
Erdoğan SAĞLAM
Kurumlar vergisi tartışılıyor
5520 sayılı yeni Kurumlar Vergisi Kanunu 21 H...
Derya SAZAK
Huş tavuğu
Yılın çevre duyarlılığı ödülüne aday girişim ...
Meral TAMER
Berlin'in göbeğindeki Holokost Anıtı
Berlin benim için her zaman tuhaf bir kentti,...
Tamer HEPER
Yüz kızartıcı
Hafta içinde yüz kızartıcı haberlerden biri, ...
Yaman TÖRÜNER
Al Baraka'nın genel müdürü kimdi?
Gazeteler haftalardır, Mali Suçlar Araştırma ...
Güngör URAS
Milli gelir artışı 'moral yükseltecek'
2006 yılının ilk 3 aylık döneminde ekonomimiz...
M. Ali BİRAND
Türk-Rus aşkı giderek artıyor...
Fazla değil, bundan 15 yıl önce böyle bir ola...

© 2006 Milliyet