|
Berlin'in göbeğindeki Holokost Anıtı
Berlin benim için her zaman tuhaf bir kentti, hâlâ da öyle...
Ne çileler çekmiş ki, izleri bir türlü silinemiyor!
Duvar yıkılmadan önce Batı Berlin'e gittiğimde, hiç de bir Batılı ülke kentine benzemiyordu.
Duvar yıkıldıktan sonra gittiğimde ise Berlin'in doğu tarafında, Batı Berlin'e hiç benzemeyen, bambaşka bir dünya karşıma çıkmıştı.
Duvar yıkıldıktan 1 - 2 yıl sonraydı. Mercedes Benz ve Deutsche Bank'ın merkezlerini Berlin'e taşıma kararı verdikleri sırada Berlin'e gittiğimde, tam bir şantiye ile karşılaşmıştım. Hitler'in Potsdam Meydanı'ndaki sığınağı hâlâ popülerdi, ama ekskavatörler ve vinçler arasından geçerek ulaşmak pek sevimli değildi.
Mezarlardan oluşan anıt
Yıllar sonra hafta başında yine Berlin'deydim. Dilini, kültürünü bildiğim bu kent, yeniden başkent de olduktan sonra zannediyordum ki, artık normal bir kent olmuştur. Ne mümkün!
Gerçi Potsdam Meydanı'nda geçmişi anımsatan en ufak bir iz bırakmamak için ellerinden geleni yapmışlar; Sony Center başta olmak üzere meydanı tüm yüzeyi camdan akıllı modern binalarla doldurmuşlar. Ancak geçmişi ne kadar yok etmek isteseler de, geçen yıl bu zamanlar Potsdam'ın ortasına öyle bir Holokost Anıtı yerleştirmişler ki, tüm ağırlığıyla kentin üzerine çöküyor. Sanki "Sizler unutmak isteseniz de, ben unutturmam" diyor.
Yanda da fotoğrafını görebileceğiniz gibi çimentodan yapılmış mezar ebatlarında tam 2711 adet dikdörtgen koyu gri kitle. Kimi daha alçak kimi biraz daha yüksek... Nasıl da kasvetli!
Yakılan kitaplar
Kasveti üzerimden atabilmek için kendimi, adını 2 yanındaki ıhlamur ağaçlarından almış ünlü Unter den Linden Bulvarı'na atıp hızlı adımlarla yürümeye başladım. Birden karşıma Heinrich Heine, Karl Marx, Friedrich Engels gibi ünlülerin eğitim gördüğü Humboldt Üniversitesi çıkıverdi. 2 hafta önce Max Planck'ın modern fizikte devrim yaratan kuantum teorisini Humboldt Üniversitesi'nde açıkladığını dinlemiştim bir konferansta...
Tam kuantum ve Schrödindger'in ölü mü diri mi belli olmayan ünlü "Kedisi"ne geçiş yapmıştım ki, birden kendimi değişik boy ve kalınlıktaki ciltli kitaplardan oluşan bir anıtın önünde buldum: Goethe, Schiller, Grimm Kardeşler, Rilke, Heine, Thomas Mann...
Meğer 10 mayıs 1933'te Nazilerin kitapları yaktıkları Eski Kütüphane'nin bulunduğu yere gelmişim. Müthiş etkileyici ve son derecede sade olan bu anıtın önünde fotoğraf çektirmeden edemedim.
mtamer@milliyet.com.tr
|
|