
|
|
|
 |
|
|
"Müzik benim hayati görevim"
Üçüncü albümü piyasaya çıkan Işın Karaca: "Birine 'Neden albüm yaptınız?' diye sorduğunuzda, 'Müziği çok seviyorum. Eğitim aldım' gibi cevaplarla karşılaşıyorsunuz. Ben bu yüzden müzik yapmıyorum. Bu benim hayati görevim"
MELİS ALPHAN
33/3 Başka" adlı üçüncü albümü dinleyicilerle buluşan Işın Karaca'yla Etiler'deki Harvard Cafe'nin bahçesinde buluştuk. Kendine gelebilmek için bir kahve ısmarladı hemen. Bir gece önce Eskişehir'de 30 bin kişilik bir konser vermiş. Yorgunluğunu belli etmemeye çalışarak "Anadolu'daki konserler daha coşkulu geçiyor" diyor; "Kayseri'de 100 bin kişi toplanıyor ama İstanbul'da durum farklı. Buradakiler konsere doymuş". Karaca, yeni albümü nedeniyle şu sıralar daha da yoğun. Koşuşturmaca biter bitmez de dokuz yıllık sevgilisiyle evlenmek istiyor: "Bu yaz evleneceğiz. Çünkü aile değerlerine çok bağlıyım."
1,5 yıl aradan sonra çıkardınız bu albümü. Biraz aceleci mi davrandınız?
Eskiden albümler üç yılda bir yapılırdı. O albümü döndürür döndürür dinlerdik. Şimdi öyle bir şey yok. Tüketim fazla. Artık uzun bir ara verme gibi bir hakkımız yok.
Nasıl geçti bu albüm süreci?
En hızlı büyüdüğüm dönem oldu. Bir albüm çıktıktan sonra tamamdır o benim için. Yeni bir yaşam başlar. Yeni tatlar, yeni dokular, yeni insanlarla tanışıyorsun; büyüyorsun. Fark ediliyorsun. Eskiden çok özel insanlar meşhur olurdu. Şimdi meşhur olan herkes özel sayılıyor. Birine "Neden albüm yaptınız?" diye sorduğunuzda, "Müziği çok seviyorum. Eğitim aldım" gibi cevaplarla karşılaşıyorsunuz. Ben bu yüzden müzik yapmıyorum. Bu benim hayati görevim.
Bir misyon gibi yani.
Ben bu ülkenin en iyi şarkıcılarından biriyim. Beni beğenmeyenler olabilir ama bugüne kadar "Sesini beğenmiyorum" diyen kimseyle karşılaşmadım. Kendimi kabul ettirdiğim bir çizgi var.
"Sezen 'Yolun açık olsun' dedi"
Kendinize herkes gibi "sanatçı" demiyor, "şarkıcı" diyorsunuz.
Şarkıcıyım çünkü. Sanatçı, olduktan sonra birilerine verilen bir unvandır. Sanatın magazinsel tarafıyla ilgilenen şarkıcı bile demesin kendine.
Öldükten sonra bana sanatçı demek istiyorlarsa ne mutlu bana.
"Daha önce Sezen'in üzerime diktiği kaftanı giyiyordum. Bu albümde kimse beni sınıflandırmadı" demişsiniz. Sezen Aksu'yla iş anlamında ipleri koparınca herkes rahatlıyor sanki.
Hayır. Sezen beni çok iyi tanıyor ama bu bir süreç ve büyüyorsun ya, farklı tatlar ve dokular istiyorsun. O an belki senin yaşadığını Sezen yaşamıyor. Ben değiştim, Sezen değişti. Geçen hafta konuştuk. "Yolun açık olsun aşkım. Albümü dinleyeceğim" dedi. Bu albüme başlarken Sezen Amerika'daydı. Önce bocaladım. Evde canavar gibi dolaştım. Yemek yemiyor, saçımı taramıyor, ne yapmam gerektiğini bilmiyordum çünkü. Sonra yürüyüşe çıktım. Yedi saat yürüdüm. İçimdekileri çözmem gerekiyordu. Eve gittiğimde hazırdım.
"Birilerinin kapıyı açması lazım"
Şarkıcı olmanın en sevdiğiniz yanı nedir?
Görevim insanların hayatını hafifletmek. İnsanın hayatından bir zaman çalıp sadece güzel bir şey dinletip eğlendirmek. Mesela dün Eskişehir'de 30 bin kişinin karşısında şarkı söyledim. Daha güzel ne olabilir?
"Bizim işte egolara yer yok" demişsiniz.
30 bin kişi gözlerini size dikmişken, sizi durmadan öven birileri varken egodan sıyrılmak mümkün mü sizce?
Başlarda sahneye çıktığımda böyle bir durum vardı. Sezen hep şöyle demiştir: "Herkesin bir Citroen durumu olacaktır. Herkesin bir tarafı hafifçe kalkacak." İlk başta "Vay be! Bu kadar insan... Neden?" diyordum. Bunu çözmek gerekiyor. Şimdi sahneye çıktığımda "Çok meşhurum" diye bakmıyorum olaya. Bana niye para veriyorlar? O insanlarla bir şeyler paylaşmam için.
Herkes yurtdışına açılmayı düşünüyor. Sizin böyle bir düşünceniz var mı?
Birilerinin kapıyı açması lazım. "Ben çok iyi İngilizce biliyorum" demekle olmuyor. Oradaki müziği bilmek ve bir sentez yaratabilmek için oradaki insanların kafasını, yaşam tarzını bilmek, dünya müziğini yapabilmek için dünyayı bilmek gerek. "Dur ben Amerika'da bir alışveriş yapayım" diye müzik öğrenilmez. Madem öyle, sırt çantanı takıp da git bakalım Amerika'ya.
"Dokuz yıldır aşığım"
Yıllardır evleneceğinize dair haberler çıkıyor. Bir türlü evlenemediniz.
Kadın muradına eremedi (gülüyor).
Daha önce başınızdan bir evlilik geçmiş. Nasıl bir şey olduğunu biliyorsunuz. Şimdiki sevgilinizle de dokuz yıldır berabersiniz. Ne gerek var evlenmeye?
Aile değerlerine çok önem veriyorum. Bir de biyolojik saatim çocuk diye bağırıyor.
Çocuk doğurmuş kadınların biyolojik saati bağırmaya devam eder mi?
Bağırır, hep bağırıyor. Bugün hamile kalsam yarın doğururum. Üç yıldır aile içinde kayıplar yaşadık. Bu yaz evlenmek istiyoruz. Dokuz yıldır aşığım. Her sabah ona niye aşık olduğumu hatırlıyorum. Sonra bazen onu sarsıyorum "En başa dönsene oğlum. Bana hatırlat kendini" diye.
"Ben aşk kadınıyım. Aşk doktoru olup çıkacağım" demişsiniz. Bu konuda uzman gibi mi görüyorsunuz kendinizi?
Yok canım. Ama yaşadıklarımı şarkılara dökebiliyorum... İnternet sitemde 17-18 yaşındaki kızlar "Işın abla, sevgilimle bilmem ne oldu, ne yapmam gerekiyor" diye yazıyorlar. Ben 18 yaşındayken yaşadığım aşkları düşünüyorum da... 18 yaşında ciddi bir ilişkideydim, 19 yaşında evliydim.
Erken başlamışsınız bu işlere.
16 yaşında ağaçtan indim, 17 yaşında aşık oldum. Anneme diyorum, "O ağacın tepesinden indirmeyecektin beni" diye.
"Arkadaş anneyim"
Oğlunuz ve anneniz Kıbrıs'ta yaşıyor. İstanbul'a neden gelmediler?
Çocuğumun burada yetişmesini istemiyorum. Orada arkası dağ, önü deniz, bahçesinde yüzme havuzu. Teknolojiden, art niyetten uzak dünyanın en saf çocuğu yetişiyor.
Nasıl bir annesiniz?
Arkadaş anne. Sınırını iyi bilir o. Sınırı aştığında bile cezasını kendi seçer.
Annelik size ne kattı?
Oğlumun bir rahatsızlığı vardı, artık geride kaldı. Zor bir dönem yaşadık. O tecrübe sayesinde çok çabuk büyüdüm. Bana soğukkanlı olmayı, sorunlarla mücadele etmeyi, pratik olmayı öğretti. Bir çocukla bir hastanede yaşıyorsun. O çocuğun kalbi bir daha duracak mı diye bekliyorsun. Hiç uyumadan kalp monitörünü seyrediyordum.
|
|
|

|
|