Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 02 Temmuz 2006 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Alman disiplini, Alman ruhu!

Dünya Kupası izlenimleri - 23
BERLİN

Kurfürstendamm Bulvarı'nda, arabadan yarı beline kadar sarkmış, bir eliyle bayrağı sallarken, avazı çıktığı kadar da bağırıyor:
"Almanya Almanya!"
Bizim Bingöllü taksi şoförü:
"Şuna bak şuna!" diye tepki veriyor, "Bütün bu şamatayı bizden görüp öğrendiler. Biz öğrettik onlara. Galatasaray Avrupa Şampiyonu olduğunda, Türkiye 2002'de Dünya üçüncülüğüne yükseldiğinde, en son Almanya'yı Türkiye'deki maçta 2-1 yendiğimizde, her seferinde Türk bayraklarıyla sokaklara fırlayıp Berlin'in altını üstüne getirmiştik. N'apalım, bu defa kısmet değilmiş."
Berlin cuma gecesi şenlikti.
Bayram yerine dönmüştü.
Yarı finale çıkışın coşkusunu yaşıyordu Almanlar, haklı olarak.
Kolay olmamıştı galibiyet.
Arjantin karşısında 120 dakikanın sonunda ancak penaltılar gelmişti. Ayala gibi, Cambiasso gibi klas futbolcular penaltı kaçırırken, Almanlar dörtte dört yapıyor, Alman kalecisi Lehmann ertesi günkü manşetlerde kahraman ilan edilecek kadar devleşiyordu.
Arjantin maçı alabilirdi.
Yazık oldu.
İçimden, "Ağlama Arjantin, futbol bu" demek geçti.
Belki de Teknik Direktör Pekerman'ın yanlış tercihleri rol oynadı Arjantin'in elenmesinde. Bir Messi'yi, bir Saviola'yı maç boyu kenarda tutması... 1-0'dan sonra, özellikle kalecisinin sakatlanıp oyun dışı kalmasından sonra savunmaya çekilip 1-0'ı koruyacağını sanması gibi hatalar...
Ama öbür yandan Almanların sonuna kadar savaşmaları da, hiç kaybetmedikleri konsantrasyonları da belirleyici oldu yarı finali yakalamalarında. Bu belki de Alman disiplini denilen olguydu.
Maç bitmiş, stat boşalıyor.
Borazan çalarak, bayrak sallayarak, slogan atarak nümayiş havasında yürüyüşe geçmiş Almanların arasına katıldım.
O kadar mutlular ki.
Sevinçten uçuyorlar.
Bir ara ben de bağırdım:
"Alman disiplini, Alman disiplini! Galibiyeti, sonunda getiren bu disiplin oldu."
Biri de bana bağırdı:
"Hayır hayır, Alman ruhu o, Alman ruhu, disiplini değil."
Ruhun Almancası, geist!
Bu 'geist', bu ruh Almanya'da işin içine girmeye başladığı vakit, akla ister istemez Alman milliyetçiliği, nazizm takılıyor.
Çağrışım böyle.
Eski ruhların sahne almasından korkuluyor. Bu nedenle çok fazla Alman bayrakları, çok fazla Almanlı sloganlar ya da kendi kendinle çok fazla övünür hale gelmek kimilerince tekin bulunmuyor, kötü bir geçmişi çağrıştırdığı için...
Olimpiyat Stadı'ndan çıkarken daha önce fark etmediğim iki şey dikkatimi çekiyor.
Biri, Jesse Owens Bulvarı.
1936 Berlin Olimpiyatları'nda bu statta, 100 ve 200 metreyle uzun atlamada tam üç altın madalya kazanarak harikalar yaratan ve Hitler'i çıldırttığı bilinen Amerikalı siyah atletin adı verilmiş bu caddeye.
Herhalde 'Nazi ruhu'na inat!
İyi olmuş.
İkincisi, bir gamalı haç.
Daha önce bunu da görmemiştim. Stada neleri sokmanın yasak olduğunu gösteren koca bir tabela. Şişe sokmak yasak, silah yasak, maske yasak, çanta yasak. Hepsinin üstünde birer çarpı işareti.
Bir de nazizmin simgesi 'gamalı haç'ın üstüne çarpı konulmuş. Yaklaşıp altındaki yazıyı okuyorum:
"Yahudi düşmanı, ırkçı, ayrımcılığı ve yabancı düşmanlığını körükleyici şeylerin bu stada sokulması yasaktır."
Alman şoför sevinçten uçuyor:
"Çok güzel bir gece yaşadık. Bir yandan biz, bir yandan İtalyanlar (Ukrayna'yı 3-0 yenerek), yarı finale kalmanın coşkusuyla bir güzel eğlendik."
"Olay çıkmadı ya?"
"Hayır hayır. Güzel yanı da bu. Şimdiye kadar her şey barış içinde geçti. Dünyanın her yerinde birtakım ahmaklar yok değil. Ama suyu bulandıramadılar. Sevindik, bu hakkımız. Ama kimse kimseye zarar vermiyor."
Bu bir hassasiyet.
Üç haftadır bu duyarlığı, nereye gitsem, sokaktaki Alman'ın ağzından duyuyorum.
Köln'deki Karamanlı şoför yoksa haklı mı çıkacak? "Arjantin'i geçen bir Almanya'yı artık kimse tutamaz" demişti.
Olabilir.
Ama futbol bu, belli olmaz.
Peki ya, Berlin'de bir Almanya-İngiltere finaline ne dersiniz? Duyamadım, savaş mı çıkar dediniz. Durun bakalım, daha bir hafta var 9 Temmuz'daki finale kadar.
İyi pazarlar!

h.cemal@milliyet.com.tr








Çetin ALTAN
Dünya kazan, kim kepçe?
Çoktandır birbirlerini görmemiş olan 2 eski a...
Melih AŞIK
Vurulmak kader mi?
Güneydoğu'dan her gün birer ikişer şehit habe...
Fikret BİLA
TEPAV'ın İran araştırması
TOBB'un desteklediği Türkiye Ekonomi Politika...
Hasan CEMAL
Alman disiplini, Alman ruhu!
Kurfürstendamm Bulvarı'nda, arabadan yarı bel...
Güneri CIVAOĞLU
Yaşamın CEO'su
Sanıyorum... "Mutluluk" tanımlarından biri de...
Can Dündar
Bosna'da bir ölüm kampı
Gri bulutlar altında, yeşillikler içinde bir...
Abbas GÜÇLÜ
Çocuklar ciddiye alınmıyor. Çünkü...
Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı'nın çok önemli b...
Metin MÜNİR
Uzaklardan ara sıra
Uzaklardan ara sıra gök gürültüleri geliyor. ...
Hasan PULUR
Kıssadan hisse...
TEMEL, köyden çıkmış, kasabaya varmış, herkes...
Derya SAZAK
Dalaman'da rafting
Bulutların gölgelediği kanyonda kıvrılarak ak...
Meral TAMER
Dünya Kupası bitince TV'ni kapat!
Yıl 1993. Kanada'da bir İngilizce öğretmeni, ...
Ece TEMELKURAN
Unutulur! Unutulur!
Esmeray'ın vaktiyle, insanın ciğerini ağır ağ...
Tamer HEPER
Otorite boşluğu var
Bir grup okuyucum şikâyetlerini bildirmekle k...
Osman ULAGAY
Türkiye'yi de vuran dalga ve sonrası
Dünya Bankası'nın 2006 yılı Global Developmen...
Güngör URAS
Yalan dünya Her şey bomboş
Ülkede olan bitenden bunaldıysanız, her gün e...
Serpil YILMAZ
Silikon Vadisi, Tuzla'da 'yata' geldi
Taşıdığı öneme bakarsak, oldukça mütevazı ola...

© 2006 Milliyet