|
 |
|
|
Küresel iklim değişti, uyum için reform şart
Dünya piyasalarında yeni bir iklim yaşanıyor. Bu yeni iklime kırılgan makroekonomik dengelerle yakalanan ülkelerin hata yapma marjı 'sıfır'. Bunların başında da Türkiye var. Bu yüzden yeni şartlara uyum gücünü artıracak reformları yapmak gerekiyor
RAKAMLAR NE DİYOR?
Uluslararası mali piyasalarda mayıs ayında başlayan iklim değişikliği haziran ayında da sürdü. Küresel enflasyonun artacağı ve büyümenin düşeceği beklentisine giren global yatırımcılar daha ürkek davranıyorlar. Ay sonunda yayımlanan iki veri aslında küresel risk iştahındaki azalmadan Türkiye'nin kendine benzeyen ekonomilere kıyasla neden daha fazla etkilendiğini ortaya koyuyor.
Büyüme
Devletin harcama kontrolü elinden kaçmış görünüyor
Bu yılın ilk üç ayında Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) artışı yüzde 6,4 ile beklentilerin oldukça üstünde gerçekleşti. Aslında 2005'in ikinci yarısından bu yana yurtiçi nihai talebin katkısıyla ekonomide çok ciddi bir ısınma olduğu dikkat çekiyor (Grafik 1) Bu yılın ilk üç aylık döneminde yıllık GSYH büyüme hızı yüzde 7,3 olurken nihai yurtiçi talep artışı yüzde 14'e ulaşmış. Diğer taraftan kamunun nihai talebindeki artışın son üç çeyrekte hızlanarak iki haneli düzeylere ulaşması devlette harcama kontrolünün elden kaçtığını ortaya koyuyor (Grafik 2).
Dış açık
Hükümetin kamu harcamalarını hızlandırmasının arkasında ne var?
Yurtiçi talep artışı ile büyüme hızı arasındaki farkın açılması dış açığı hızla yükseltiyor. Yatırım ve tasarrufların GSYH'ya oranları arasındaki farktan oluşan dış açık oranındaki artışın son dönemde yatırımlar yavaşlarken, iç tasarruflardaki hızlı azalıştan kaynaklanması endişe verici (Grafik 3).
İç talepteki artışın arkasında yurt dışından sermaye girişinde 2005 yılında gözlenen patlama var (Grafik 4). Son altı ayda yaşanan sermaye girişindeki artışın iç piyasalarının hazım kapasitesinin çok üstünde olduğu kesin. Tabii buna ek olarak hükümetin kamu harcamalarını da hızlandırmasının arkasında ne olduğunu anlamak güç.
Son yayımlanan dış ticaret verileri yıllık dış ticaret açığının, geçtiğimiz yıl sonundan mayıs ayına kadar yaklaşık 6 milyar dolar artarak, 49,1 milyar dolara ulaştığını gösteriyor. Beş aylık tüketim malı ithalatının, hem ara, hem de yatırım mallarındaki artışın oldukça üstüne çıkarak yüzde 34'e ulaşması tüketimin ekonomik aktivitenin çekici gücü olduğunu ortaya koyuyor.
Fiyatlar
Fiyat baskısını dengeleyecek kontrollü talep politikası yok
Ekonomide talep yönlü bir enflasyon baskısı olmadığı savı son 9 aydır iç talepteki görülen tırmanış dikkate alındığında pek de savunulabilir olmuyor. Bu aynı dönemde uluslararası hammadde fiyatlarındaki artışın yarattığı arz yönlü fiyat baskısını dengeleyecek kontrollü bir talep politikasının da izlenmediğini ortaya koyuyor.
İmalat sanayiinde işgücü verimliliğindeki artışla ilgili çelişkili göstergeler var. İmalat sanayii anketlerindeki çalışan verileri ile hesaplanan verimlilik artarken, işgücü anketinden elde edilen çalışan sayısına göre verimlilikte düşüş var. Böylelikle işgücü anketinden elde edilen verilere göre birim ücretler enflasyonist baskıları artıracak şekilde yükseliyor (Grafik 5).
Sonuç
Kamu ve özel kesimin artan talebine, rekabet baskısı altındaki üretimin cevap vermekte zorlanması sonucunda, dış dengenin bozulması sürmüş. Bu ve fiyatlardaki artış eğilimi, içerideki siyasi gerginlikle birleşerek Türkiye ile ilgili risk algılamalarını, küresel türbülanstan önce, artırmaya başlamış. Bunu kurdaki hareketlenmeden görmek mümkün. Biriken kırılganlıklar küresel dalgalanmadan Türkiye'nin en fazla etkilenen ülke olmasına yol açtı.
Mayısta piyasalarda yaşanan hareketlenmenin, enflasyon beklentilerinde, nisan ayında başlayan, olumsuz gidişi daha da hızlandırdığı görülüyor.
Yaşananlara ekonomi yönetiminin cevabı para politikasının sert bir biçimde sıkılaştırılması oluyor. Merkez Bankası politika faizlerini haziranda 400 baz puan artırarak, TL likiditeyi çekip, döviz satarak döviz ve faiz piyasalarındaki hareketi kontrol altına almaya çalışıyor (Grafik 7).
Mayıs ayında bütçe harcamalarında ciddi bir fren yapıldı. Ancak bunun önemli bir kısmı getirilen prim affı karşılığında, gerçekleşen bir defalık tahsilat artışı nedeniyle, sosyal güvenlik kurumlarına yapılan cari transferlerdeki kısıntıdan kaynaklanıyor. Maliye politikasında açıklanan değişiklikler para politikasına göre çok daha yumuşak. Bu da hükümetin yaşananları geçici bir durum olarak algıladığını gösteriyor.
Küresel piyasalarda yeni bir iklim yaşanıyor. Bundan önce yaşanan likidite bolluğunun istisnai bir durum olduğu ve yeni iklimin daha normal olduğu yavaş yavaş herkes tarafından kabul görüyor. Bu yeni iklime kırılgan makroekonomik dengelerle yakalanan ülkelerin hata yapma marjı sıfıra inmiş durumda. Bunların başında da Türkiye geliyor.
Azalan dış borçlanma imkânları geçmişteki cari açığı artırarak büyüme stratejisine dönme imkânını vermiyor. YTL' nin değer yitirmesi hem dolar cinsinden birim ücretleri düşürerek, hem de ithalatı pahalandırarak dış talebi artırıcı ve dış açığı azaltıcı bir etki yapacaktır.
Ancak kurdaki düzeltmenin getirdiği rekabet avantajının uzun süreli olması için enflasyona yansımasını kontrol altında tutmak gerekir. Enflasyon hızla artarsa kurun rekabet etkisi kısa sürede yitirilir. Diğer taraftan son üç yılda değerli kurun ticarete konu mal üreten sektörler üzerindeki tahribatının iyi tespit edilerek, üretimin rekabet şartlarındaki değişime süratle uyumunu sağlayacak tedbirleri almak, en az enflasyonu kontrol altına almak kadar önemli.
Dış talep süratle artırılamazsa son tedbirlere bağlı olarak yaşanan büyümede gerileme beklentisi giderek daha kötümserleşecek. Bu ise kur ve faizdeki gelişmelerin bozduğu kamu borç oranlarını ve risk algılamasını kötüleştirerek ekonominin yeni bir kısır döngüye girmesine yol açabilir.
Hem risk algılamasının, hem de enflasyonist beklentilerin kontrol altına alınarak düşürülmesi için para politikasının, sıkı maliye ve gelir politikaları ile desteklenmesi ve sektörlerin yeni şartlara uyum gücünü artıracak reformları yapmak gerekiyor.
foztrak@yahoo.com
|
|
|

|