|
Başına dünya nasıl yıkılır?
Dünya Kupası izlenimleri - 24
KÖLN
Futbol bu, belli olmaz! Bakın, tribünlerde samba davulları sustu. Tango yapanlar kalmadı! Kara Afrika'sı müziğinin tam tamları, şıkırtıları ve tuhaf düdük sesleriyle popolarını sallaya sallaya oynayanlar da yitip gittiler.
Biraz erken olmadı mı?
Sanki öyle.
Brezilya yok, Arjantin yok, Afrikalılar yok. 1982'den beri bir Dünya Kupası'nda ilk kez oluyor bu. Kendi başlarına kaldı Avrupalılar...
Biraz sıkıcı değil mi?
Renginden mi kaybetti kupa?
Bilemiyorum, belki de.
Oysa, 2002 Dünya Kupası ne büyük sürprizlerle geçmişti. İlk dört takımın arasına, yani yarı finallere Brezilya ve Almanya'nın yanı sıra Türkiye'yle Güney Kore de kalmıştı.
Şimdi Almanya yine var.
Bu akşam bugüne kadar hiçbir milli maçı kaybetmediği Dortmund'da İtalya'yla kapışacak final vizesi için. Yarın akşam da Münih'te Fransa'yla Portekiz karşı karşıya gelecekler.
Nefesler yine tutuldu!
Maçların hiç dinmeyecek heyecan kasırgaları halinde geçmesi için dua ediyor futbol kaçıkları...
Futbolun adaleti yok!
Başta, Pele'nin "Son on yıldır onun gibisi gelmedi" dediği, yaşlı maestro, 34'ündeki Zinedine Zidane olmak üzere Fransa'nın yaşlı kurtlarına hiç beklenmedik biçimde yenilerek turnuvaya veda eden Brezilya Teknik Direktörü Parreira şöyle demiş maçtan sonra:
"Brezilya'da hiç değişmez. Kupayı kazandın mı, oyuncuların yeteneği ve becerisidir. Kaybettin mi, teknik direktörün hatasıdır. Senaryo böyle yazılmıştır, bu sefer olduğu gibi..."
Çaresiz öyle.
Brezilya gibi son yirmi yılın en büyük yıldızlarını aynı kadroda bir arada bulan bir teknik direktör, o takımı yarı finale bile çıkaramazsa, dünya başına elbette yıkılır.
Şimdi Rio'lu o genç doktorun söylediklerini anımsıyorum. Brezilya, Gana'yı yenerek çeyrek finale çıkmış. Gece treniyle Köln'e dönüyorum. Karşımda, göğüslerinde beş yıldızlı formalarıyla mutlu Brezilyalılar oturuyor.
Kendilerinden o kadar emin havadalar ki rahatsız oluyorum. Doktor olduğunu söyleyen gençten biri, altıncı yıldızı da 9 Temmuz'da Berlin'de göğüslerine takacaklarını belirtiyor, ama Brezilya'yı bekleyen bir tehlikeye işaret ediyor:
"Çok doymuş durumda bizim starlar. Para dersen para, şöhret dersen şöhret, kupa dersen kupa, her şey fazlasıyla var. İşte bu doymuşluk bizim yumuşak karnımız..."
Bu kadar 'karnı toklar'dan oluşan Brezilya'yı bekleyen bir tehlike daha vardı:
Fazla havaya girmişlerdi!
Örneğin Teknik Direktör Parreira, kupa başlarken verdiği bir demeçte, "Brezilya'nın finalist olması, doğa yasasıdır!" diyebilmişti.
İşte ama futbol bu!
Belli olmuyor.
Nitekim Zidane, Henry, Vieira, Thuram gibi tecrübe, zekâ ve kurnazlığın mesleki hırsla birleştiği ve "Biz daha ölmedik!" diye haykıran Fransa'nın büyükleri karşısında, fazla havaya girmişliğin bedelini hiç beklemediği bir anda ödeyiverdi Brezilya...
Ama herhalde hiçbir teknik direktör İngiltere'nin İsveçli Teknik Direktörü Göran Eriksson'un yerinde olmak istemezdi. İstisnasız bütün İngiliz basını tarafından çok ağır eleştiriliyor hafta sonundan beri. Ciddi basın dahil her yerde, "Beş yılda 25 milyon pound (1 pound, 1.8 dolar) aldın, karşılığında ne verdin?" manşetleriyle yerden yere vuruluyor. İngilizlerin 'altın kuşağı'ndan bir takım oluşturamadığı ve 'taktik zekâ'dan yoksun olduğu gerekçesiyle suçlanıyor.
Buna karşılık yere şimdi göğe konulamayan bir teknik direktör var:
Almanların Klinsmann'ı.
Teknik direktörlük görevini, kendine güvenen bazı yakın futbolcu arkadaşlarıyla iki yıl önce üstlendi. Geçen mart ayında, Floransa'da dostluk maçında İtalya'ya 4-1 yenilince, Alman medyası tarafından dünya başına yıkıldı.
Ama yılmadı Klinsmann.
Kafası netti çünkü.
Ne yapmak istediğini biliyordu. Propagandaya meraklı değildi. Doğru bildiği yolda herhangi bir ödün vermeksizin yürüme kararlılığı içindeydi.
Bir ucunun çok satan Bild gazetesine, bir ucunun Alman futbolunun imparatoru Kaiser Beckenbauer'a gittiği kupa kulisinde söylenen Bayern Münih Çetesi'ne rağmen Almanların futbol anlayışında değişim için yola çıktı. Kararlılığının en ilginç ilk göstergelerinden biri, Bayern Münih'le Alman Milli Takımı'nın gediklisi, büyük kaleci Kahn'ı kenara çekip Arsenal'in kalesindeki Lehmann'ı getirmek oldu.
Klinsmann, Alman futbolunu yavaş ve durgun buluyordu. Daha çabuk, daha atak, daha saldırgan ve daha göze hoş bir futbol oynamalıydı Almanya. Bu amaçla, takıma yeni bir ruh aşılanması gerektiğine inanıyordu.
Ama ne var ki Klinsmann'a, kupa başlarken, hatta Kosta Rika'yı 4-2 yendikleri açılış maçından sonra bile güvenen çok azdı. Sürekli olumsuz haber ve yorumların konusuydu bir zamanların büyük Alman golcüsü...
Artık hava değişmiş durumda.
Ama yine değişebilir.
Klinsmann'ın efsane adam olma yolunda ilerlemesi için önce bu gece İtalya'yı Dortmund'da geçmesi lazım. Yoksa yine kimse gözünün yaşına bakmaz ve dünyayı başına yıkarlar.
Futbol bu, adaleti yoktur çünkü...
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|