|
 |
|
|
MÜZİK
Yukarıya değil, aşağıya bak
13. İstanbul Uluslararası Caz Festivali cazın temel temsilcilerinin yanı sıra modern ve caza komşu isimlerin bulunduğu bir programa sahip
MURAT BEŞER
Caz meraklılarının "11 ayın sultanı" dediği zamanlar geldi çattı. İKSV tarafından her yıl bu ay düzenlenen İstanbul Uluslararası Caz Festivali'nin 13'üncüsü 5-16 Temmuz tarihleri arasında yapılacak.
Festivalin programı malum; haftalar önce açıklandı. Belli dengeler üzerinde oturmuş, konsept olarak Umbria, Pori gibi önemli festivallere yakın, cazın mainstream isimlerinin yanı sıra modern ve caza komşu (bazen caz dışı) isimlerin bulunduğu bir program. Yine dünya müziğinden tadımlık isimler, farklı anlayışlardan festivale özgü buluşmalar ihmal edilmemiş.
Festivalin büyük isimlerinden söz etmeyeceğiz. Çünkü onlar her yerde renkli resimlerle bizlere bolca servis edilecek. Her ne kadar haftaya ben de o kervana katılarak Paul Weller'i konu edinmeyi planlıyor olsam da, meselemiz büyüklerin gölgesinde kalmayı hak etmeyen genç ve ilerici cazcılar.
Kadrosu güçlü ekipler
Öncelikle genç caz piyanosunun 28 yaşındaki gurur abidesi Robert Glasper'a dikkat. Gelenekçi ruhun yanı sıra modern konseptleri ve hiphop kültürünü hatmeden bu yeteneğin yanında davulcu Damion Reid ve basçı Vicente Archer var.
Şarkıcı Madeleine Peyroux şık bir kadın ama bir o kadar tehlikeli ve mugayir. Müziği münzevi, biraz da sinik yaşamının içinden ürediği için, yarı felsefi monologlordan oluşuyor. Kadrosundaki (Nardis'te Al Foster'ın yanında izlediğimiz) klavyeci Sam Yahel bizi fena halde titretiyor.
İsimlerinin üçlü olmasına bakmayın; Viyanalı Trio Exklusiv yaman bir dörtlü. Elektronik müzik ve dans alerjisini üzerinden atmaya çalışan bir caz dinleyicisiyseniz, onlar size dünü ve yarını buluşturarak epeyce yardımcı olacaklar.
Trompetçi Chris Botti'nin yanındaki müzisyenler kendinden daha ilginç. Piyanist Billy Childs, gitarcı Mark Whitfield, davulcu Billy Kilson ve basçı James Genus'u yan yana izlemek şans.
Fransız ekibi Orchestra National De Jazz popüler müzik yapmıyor. Ama bir avuç dinleyicinin kalbindeki yeri sağlam. "Close To Heaven" adlı son albümlerinde "Black Dog", "Stairway To Heaven" gibi Led Zeppelin klasiklerini yorumlamışlardı. Klavyeci Xavier Garcia'nın misafir solocu olacağı konserde, aynı parçaları seslendirecekler.
Eskimemiş yeniler
Şu yanı öne çıkarılmıyor ama Brezilya Kültür Bakanı Gilberto Gil, müzik kariyeri siyasi mücadele içinde geçmiş biri. Gençliğinde politik şarkılar söyleyen bu tarihi figür, şimdi resmi politikayı benimsemiş bir devlet sanatçısı. Bizlere memleket havaları seslendirecek, kalabalık orkestrası ile.
Gerçek bir dev piyanist Ahmad Jamal. Onu anlatmaya sayfa yetmez; yanındaki müzisyenleri gammazlayalım. Biri canlı, güçlü ve melodik basçı James Cammack, diğeri ise yine bir dev, mükemmel davulcu, kusursuz eşlikçi İdris Muhammad.
Ayrıca Zakir Hussain ve Eric Harland'lı kadrosuyla Charles Lloyd'u, Kudsi Erguner ile yan yana gelen Nana Vasconcelos ve Arild Andersen'i de ıska geçmeyelim.
Yoksul sınıfın kabarecisi Tiger Lillies, elektronik titreşimli modern cazcılar Brink Man Ship, saksofoncu Rick Margitza'lı kadrosuyla duygusal doğaçlamacı Moutin Reunion Quartet, Latin kültürünü kentli ruhla yorumlayan Yerba Buena, Parisli salsacı Sergent Garcia festivalin göz ardı edilmemesi gereken isimlerinden.
Ve tabii Genç Caz. 9 Temmuz Pazar günü sahneye çıkacak olan isimlere mutlaka kulak vermek gerek. Daha önce muhtelif yerlerde çıkan Gevende, 2 Saksofon, İpek Dinç Quartet, Uzunyol Üçlüsü ve Norveçli saksofoncu Kjetil Moster, bize cazın yeni yönelimleri ve geleceği hakkında umut dolu fikirler verecekler.
Rock'ın caz hali
Kıdemli Kanadalı şarkıcı Paul Anka, yıllara meydan okuyor; ne yapıyor, ne ediyor kendinden söz ettirmeyi, gündemde kalmayı beceriyor. Eğlence dünyasının başarılı yüzü, kendinden çok sonraki kuşaklara da "aranızdayım" mesajı veriyor son albümü "Rock Swing" ile.
Caz müziğinin alameti farika vokallerinden sayılan Anka, son 25 yılın artık kalıcı olduğu kabullenilmiş pop ve rock standartlarını, kendi diline çeviriyor; yani cazcaya.
Bon Jovi'nin "It's My Life"ı, Survivor'ın "Eye of The Tiger"ını, R.E.M.'in "Everybody Hurts"ünü, Pet Shop Boys'un "It's A Sin"ini, Nirvana'nın "Smells Like Teen Spirit"ini, The Cure'un "Lovecats"ini, Eric Clapton'ın "Tears in Heaven"ını birinci sınıf bir işlemden geçirilmiş olarak bulabilirsiniz bu albümde. Başarılı bir çeviri roman.
Yıldızları kuşananların müziği
"Ben bir sıra neferiyim, bağımsızlık yolunda" diyor Grup Yorum'un yeni albümü "Yıldızlar Kuşandık"taki "Sıra Neferi" şarkısının ilk satırları. Daimi elemanlarının bulunmadığı, gönüllülerin sıra neferi gibi çalıştığı topluluğun gerçeği bu. Yasaklama ve tutsaklığa maruz kalanların bayrağını arkadakilerin devraldığı müzik kolektifi Grup Yorum.
Acı ve umut dolu 15 şarkıda; Hilmi Yarayıcı, Muammer Ketencoğlu, Sumru Ağıryürüyen, Şenova Ülker, Aycan Teztel, Göksel Baktagir'in eşliği, bir de Nâzım Hikmet, Enver Gökçe, Ahmet Arif'in mısraları var.
Felluce direnişçilerinin katıldığı "Felluce" ve funk gitarlı "Davet"e dikkat. Yine sıcacık, yine sarıp sarmalayıcı, yine ölmeye hazır. Reklamsız, televizyonsuz, klipsiz Grup Yorum, müziğimizin öteki tarihini yazmaya devam ediyor.
Kara dağlardan şarkılar
Gerilmiş sırt kasları ve dazlak kafasıyla kara dağlara selam veren bir Ed Kowalczyk (solist) var son Live çalışması "Songs From Black Mountain" albümünün kapağında.
İkinci albümü "Throwing Copper"ın üzerinden tam 12 yıl geçti. Topluluğun zirvede olduğu çalışma buydu; sonradan sonraya grafik çizgileri hep baş aşağı gitti. Muhtemelen isimlerini artık sadece sadık hayranları hatırlıyor ve başka da takipçileri kalmadı.
"Songs From The Black Mountain"da solistin sesi yine iyi; şarkı kahramanlarının duruşu dramatik ama bir albümü albüm yapmaya yetecek şeyler değil bunlar. Albümü arkadaş sohbetinde çalarsanız, kimsenin dönüp "Bu çalan ne?" dememe ihtimali yüksek.
Live cephesinde değişen bir şey yok. Galiba üyeler başkalarının solo projelerine eşlik etmeye devam edecek.
|
|
|

|