|
 |
|
|
Zico, annemin pilavı, paella, risotto
Şimdi de Zico çıktı.
Allah'tan...
Almanya'da da iki-üç gün maç yok ya.
Ziko da Ziko, miko da miko, vıdı da vıdı, mıdı da mıdı...
Ne kadar çok Zico uzmanı varmış da aramızda haberimiz yokmuş, anası babası tanımıyordur onu bu kadar.
Valla da billa da...
* * *
Dünya Kupaları'nın birinde, sonradan girmişti oyuna, penaltı oldu.
O attı.
Kaçırdı.
Ertesi gün "Oyuna yeni giren adama penaltı attırılır mı" demişti bir yorumcu abimiz.
Yuh!
Peleler'in beyaz olanı atmak isteyecekti de...
Attırmayacaklardı.
Attırmayanları atarlardı.
Seneler geçti her şey değişti de onlar hiç değişmedi?
"Kariyeri yok Zico'nun" dedi mesela birisi.
Mesela Ghuss Hiddink'in vardı da nooldu?
Mesela Joachim Löw'ün de yoktu?
Hatırlarsınız...
Ya da hatırlar mısınız?
"Fenerbahçe Yorumcuları'nın futbola yakınlığı, Türkiye'nin Avustralya'ya yakınlığı kadar"' demişti Joachim.
Delikanlıydı da...
Her gazete kendi yorumcusunun ismini pas geçip öyle vermişti haberi.
* * *
Dün akılları başlarında olduklarını zannettiğim adamların olduğu bir yerde de Zico geyiği vardı.
Maalesef ben de ordaydım.
Biri "Zico kırk yaşında" dedi, diğeri "O kadar bile yoktur"...
Seksenli yılların en başında, İtalya'da seyretmiştim onu.
Demek onbeş-onaltı yaşındaymış.
Başka biri, "Socrates ondan beş yaş küçüktür" dedi, durup dururken.
Sanki aynı ilkokulda okumuştu, Brezilyalılar'la...
Seksendörtte Fiorentina'ydı Socrates.
O da onüç yaşındaymış.
Herkes bir yerlerinden bir şey sallayıp duruyor.
Doktorluklar.
Farkında değiller.
Ve...
Yine valla billa.
* * *
Fenerbahçeli kimseye kızmasın.
Kabahat onlarda.
Kötü sundular Zico'yu.
Paellayı (pilavın İspanyol'u) gelene geçene yirmi avroya çakan İspanyol, Barcelona'da kralın yerini seçenlere otuza, hatta kırka bile geçiriyor.
Yakaladığında.
"Paellasız olmaz'' diyor garson, önce bir iştahınızı açın da...
Pilavla başlıyorlar.
Ya da İtalya'nın risottosu (pilavın İtalyanı).
Lapasını 15'e, pişmemişini "diri" deyip bir ad uydurup, 20'ye satıyor.
Yıllardır tezgahı Roma'da kuran Alfredo, bildiğimiz makarnayı, altın kaşık, altın çatalla yediriyor...
Ve yıllardır yediriyor.
* * *
Rahmetli annem şahane pilav yapardı.
3 saat uğraşırdı.
Sonra "Oğlum, pilavla karnını doldurma, şahane yemekler yaptım, önce onları ye" derdi...
Kendi pilavını kendi mundar ederdi.
Sonra pilav kalınca da üzülürdü garibim.
* * *
Zico'yu da annemin pilavını sunduğu gibi sundu Fenerbahçe Yönetimi.
Ve mundar etti.
Pazarlamayı bilmiyoruz.
Fenerbahçe de bilmiyor.
Zico'yla devam edelim...
Temiz biri o, iyi intiba veren biri de.
Sevimli, ahlaklı, centilmen, sportmen.
Bence tabi.
Bunlar internette yazmaz.
Bizim internet kuşları da internette okuduğundan başka bir şey yazamaz.
Takılmayın onlara.
Türkiye'de Fenerbahçe onu sevecektir, Fenerbahçeli de...
Futbolcuları da.
Sıkıştığında, Alex'in bazı maçlardaki temposuyla bir 45 oynar da...
Daha ne olsun?
Ve...
Sıkıcı, sistematik, oynamaktan çok oynatmayan Cuper ya da Zacceroni olacağına.
Ofansı seven, golü seven, oynarken hem eğlenen hem eğlendiren futbol tarzıyla...
Bin kere Zico olsun.
Ne kadar antrenördür, ne kadar değildiri şimdilik boşverin.
En azından sezon başlayana kadar.
Hem...
Fenerbahçe'de yeterince birinci sınıf antrenör var.
Zaten asistan arıyor onlar.
Ve...
Futbola yeni başlayan Japonya onunla Dünya Kupası'ndaydı.
Biz nerdeydik?
Neyi tartışıyoruz?
* * *
Fenerbahçeli yorumcuların bir bölümü, "2 milyon avroya razı olması, Fener'in Zico'yu tercih sebebi" diyorlar.
Adamı, daha gelmeden ne hale getiriyorlar...
2 milyon avroyu da.
Kendilerini de.
Ve...
"100. yıla yakışır mı Zico?" geyiği.
73 ile 101 veya 100 arasında ne fark varsa...
Bari hangi yıla yakışacağını söyleseler.
56'ya Chevrolet, 63'e İmpala, 66'ya Mustang...
Ve...
Vıdı da vıdı, vıdı da vıdı.
Mıdı da mıdı, mıdı da mıdı...
KEREM VE MURAT
Kerem'e (Tunçeri) az sallamadım bugüne kadar...
Gıkını bile çıkarmadı.
Allah için.
Niye yazdığımı biliyordu.
Galatasaray'da son senesinde müthiş oynamıştı . Çok yetenekliydi, geleceğin play-maker'ı olarak gösteriliyordu.
Bir daha o dünlerdeki gibi oynamadı.
Efes'in oyuncunun kişiliğini yok eden o coaching sistemi...
Ülker'de de olmadı.
Evet çok salladım ona bugüne kadar ve gıkını çıkarmadı.
Onu sevdiğimi bilirdi.
O da beni sayardı.
Şahane oynadığı bir Efes - Ülker serisinden sonra, bir de Efes Cup'da MVP seçildikten sonra da ilk arayan da bendim.
CNN TÜRK'deki Pivot'da "Sen hiç basketbol oynadın mı küçükken?" demişti bana.
"Beni boşver, sen oynadın mı basketbol hiç küçükken?" demiştim ben de.
İş koyuyordu.
Doldurup yollamışlardı.
* * *
Bu sezon Beşiktaş'ta Galatasaray'daki o senesi gibi mükemmel oynadı.
Yıllar, üstüne de koymuştu.
Real Madrid'e gitti.
Oradan, Murat'a (Didin) mesaj çekmiş.
Okuyun:
- "Şu anda Madrid'deyim. İmzayı attım haber vereyim dedim. Bu sene iyi oynamamda bana katkın çok. Hayatım boyunca bu sezonu unutmayacağım. Her şey için teşekkür ederim Murat Abi. Bir gün bir yerde görüşmek üzere... Kerem Tunçeri."
Keşke Didin'i de götürseydi Madrid'e...
Milano'da Hakan Şükür'ün yaşadıklarını inşallah Madrid'de Kerem yaşamaz.
Dünyanın en büyük golcülerini seyreden Milanolu'ya pres mres, çapraz koşu mapraz koşu vız geliyordu.
Onlar santrfordan önce gol bekliyorlardı.
Madridli de de atan play-maker sever.
Ve tabi sokan...
"Belki bir yerlerde görüşürüz" diyor Kerem hocasına.
Efes'deki ve milli takımdaki gibi oynarsa bu sene play-off'larda Beşiktaş'ta tekrar görüşürler.
Beşiktaş'taki gibi oynarsa da...
Bir daha zor görüşürler.
BİR SERİ İLAN
Pazarları TRT / Pazartesileri Lig TV / Pazartesi ve çarşambaları Radyo Spor / Cumaları Milliyet.
Başka şubem yoktur.
bilgingokberk@mail.com
|
|
|

|