|
Bir günün 'Hoppalaa' ile başlayan cilveleri
Apartmanın giriş kapısındaki posta kutusundan, resmi görünümlü bir kâğıt çıktı. Özeti şöyle, "hakkınızdaki mahkeme çağrısıyla ilgili evrak muhtarlıkta, gelip alınız"...
***
Ne saklayayım, eski bir deyimle doğrusu "nevrim döndü" ve ağzımdan bir "Hoppalaa" sözü döküldü.
300'ü aşkın ağır ceza davasından arta kalmış bir ömrün son sayfalarında, yeniden görünmeye mi başlıyordu mahkeme koridorları?
"Yasalar" bazen ne kadar "evrensel hukukun temel ilkeleri"yle bağdaşmasa da; her sabah pancar motorunun başına oturduğumda, hiçbir yasa maddesine takılmamak için, büyük bir titizlikle kullanmaya çalışırım sözcükleri. O nedenle de, kim bilir kaç yüz davadan beraat etmişimdir...
Ama o bitip tükenmeyen eziyet ve çile...
***
Okur-yazar özürlü olmakla tanınmışlığımıza karşın; yazı adamlarına karşı bitmeyen bir hınç, öfke ve diş bilemenin sonu gelmeyen tefrikası içinde, az mı ziyan oldu kalemlerine sarılmış hayatlar?
Ve öğle üstü posta kutusundan çıkan kâğıt bir iç çekişiyle bütünleşen bakışlarımda, artık gücüme gider gibi de oldu.
Bir ömrü yazıyla sarmaş dolaş geçirmişliğin bedeli, bu kadar giyotin zehirli olmamalıydı.
***
Muhtarlıktan aldık mahkeme evrakını...
6 yıl önce "takoz kafalar" üstüne yazdığım mizahi bir çeşitlemede, o dönemin bakanlarından birine hakaret unsuru da görülmüş ve 4 aylık bir hapis cezasına mahkûm olmuştum. Ceza önce 2 aya indirilmiş, sonra da para cezasına çevrilmişti.
Ancak elimde, "temyiz"e de açık böyle bir mahkeme kararıyla ne yapacağımı bilemiyordum.
***
Akıl danışmak için Milliyet'in Yazı İşleri Müdürü, eski dostum Tahir Özyurtseven'e açtım telefonu.
O da beni Hukuk Bürosu'ndan Avukat Murat Teber'e yönlendirdi.
Sevmem kimsenin başına angarya yüklemeyi ama, mahkeme dosyalarının içinden geçen bir ömürlük bir yol da, epey yoruyor insanın yüreğini.
Murat Teber'in kusuruma bakmayacağına güveniyorum.
***
Evden çıkarken posta kutusunda bulduğum, mahkemeyle ilgili muhtarlık uyarısından ötürü; ağzımdan ayaklarıma dökülen "Hoppalaa", adımlarımı isteksizleştire dursun...
Eski adıyla "Santral" sokağının, Bağdat Caddesi'yle buluştuğu yerdeki bir mağazanın önünde, ufak tefek, yüzü bumburuşuk, ayağında terlikleriyle ihtiyar bir kadıncağıza rastladık.
Kadıncağız, yolunu kaybetmişti; nerede olduğunu, evini nasıl bulacağını bilemiyordu. Üst dişleri tümden dökülmüş olduğu ve Karadeniz lehçesiyle de konuştuğu için; ne dediği de pek anlaşılamıyordu.
"Turşucu durağı... Çift minareli cami... Pazara çıkmıştım... bilmiyorum evim nerde..." gibi bir şeyler söylüyordu.
***
Solmaz Kâmuran, kadına sahip çıkıp, arabaya aldı ve sordu:
- Yazılı bir adresin var mı üstünde?
Kadın, buruşuk ellerini etekliğinin içine sokup, özelliğini yitirmiş, yırtık kirli bir naylonla, parçalanmış gazete kâğıtlarına sarılı cüzdanımsı bir şeyler çıkardı... Çoktan piyasadan çekilmiş eski kâğıt paralar arasından, pusulaya benzer bir kâğıt parçası buldu. Üstünde Turşucu Deresi'ndeki evinin numarası vardı.
***
Bostancı'daki Turşucu Deresi nereee, bizim Plaj Yolu neree?
Kadıncağıza:
- Kaç yaşındasın sen teyze, diye sorduğumuzda...
Dişsiz ağzı, buruşuk yüzüyle öyle yüzümüze bakıyor:
- 60... 70 galiba işte...
Gibi bir şeyler söylüyordu.
O çaresiz haliyle, evini bulmaya çalışırken; nasıl da terlikleriyle yürüyüp gelmişti Bostancı'dan, ta Caddebostan'ın da ötesine?
***
Neyse Bostancı'da Turşucu Deresi'ndeki çifte minareli camiyi de bulduk, kadıncağızın evini de...
Evinin altındaki esnaf tanıyordu ihtiyar kadını. Tepedeki bir katta tek başına oturuyormuş; bir akrabası ilgileniyormuş kendisiyle. Arada sırada evden çıkıp, kayboluyormuş böyle...
Kadını arabadan indirirken, kendisinden para isteyeceğimizi sanarak:
- Bende hiç bozuk yok, devlet verir sizin paranızı, diyordu.
***
Ne Dünya futbol şampiyonasının final maçında, Fransa-İtalya karşılaşması; ne Kuzey Kore'nin 7 füze denemesi; ne Türk-ABD ilişkilerinde Stratejik Vizyon Belgesi; yolunu kaybedip de, evini bulamayan yaşlı ve yalnız insancıklara bir şey diyordu.
***
Ve bendeniz, sonsuzluk bahçesindeki taşlardan biri üstünde, üç kelimelik bir soru görüyor gibi oluyordum:
- Yarın ne yazacağız?
c.altan@prizma.net.tr
|
|