|
Futbol Tanrısı'nın hayali!
Dünya Kupası izlenimleri - 27
MÜNİH
Futbol Tanrısı kim? Zinedine Zidane, Fransa'yı finale taşıyan büyük kaptan. "Futbol Tanrısı'nın hayali devam ediyor" diye başlık atmış bir Alman gazetesi.
Biri de şöyle yazıyor:
"İki yaşlı şövalyenin son düellosunu Luis Figo değil, Zinedine Zidane kazandı."
O anı unutamıyorum.
Arena Stadı bir anda sessizliğe büründü. Zidane topu eliyle aldı, penaltı noktasına koydu. Önümdeki ekrandan yüzüne bakıyorum. En ufak bir kımıltı yok. Buz gibi yüz ifadesi. Kaleciye bakıyor, yavaşça geliyor ve vuruyor.
Gooolll!
Muhteşem bir sevinç.
Haykırarak, zafer çığlığı atarak tribünlere doğru koşuyor Zizou... Dünya kupalarında Maradona, Platini, Baggio gibi kritik penaltı kaçıran efsanevi futbolcular olmuştu. Ama artık Zidane onlardan bir adım öndeydi.
Maçın sonları.
Portekiz 1-0 yenik durumda, bir serbest vuruş kazanıyor.
Statta yine sessizlik.
Cristiano Ronaldo geriliyor, topa kırk metreden müthiş vuruyor. Kaleci Barthez'in göğsünde patlayan top sıçrıyor, bir anda Luis Figo'nun kafasına doğru gidiyor.
Rövanşı alabilecek mi Figo?
Gözler yumuluyor.
Figo, bomboş durumda, altı pastan kafayı çakıyor, ama üstten dışarı...
Figo kaybediyor düelloyu.
Yere çöküp kalıyor.
Kazanan Zidane...
Futbol acımasız ve güzel!
1998'de Dünya Kupası'nı, 2000'de Avrupa Şampiyonluğu'nu Fransa'ya getiren Futbol Tanrısı, pazar günü Berlin'de oynanacak finale ülkesinin adını bir kez daha yazıyor önceki akşam Münih'in Arena Stadı'nda...
Bu arada efsanevi Pele, hafta başında Daily Telegraph'taki yazısında Fransa'ya değil, Portekiz'e şans tanırken yanılıyordu. Doğruydu, turnuvanın başında Fransa döküldü, hiç umut vermedi.
Ama sonradan mesleğine düşkün profesyonellerde kendini belli eden hırs, futbol zekâsı ve kurnazlığı ile tecrübeden kaynaklanan bir yükseliş grafiği yakaladı Fransa...
Maça gelince...
Sıkıcıydı, tatsız tuzsuzdu.
İtalya gibi Fransa da oynamaktan çok oynatmamayı ilke edinmiş bir takım görüntüsünde...
Tabii Franck Ribery'yi izledim yine. Maça başlarken, orta yuvarlakta ellerini açarak dua etti.
'Bizim oğlan' din değiştirmiş.
Fas kökenli olan karısı Wahiba'nın dinini kabul ederek Müslüman olmuş. "İslam dini, benim için hem sahada hem saha dışında bir güç kaynağı oldu" diyor.
Ribery'nin önü açık.
Yıldızı parlıyor.
Pele de yazısında Ribery'nin adından söz ederek kendisini övmüş. Bir İngiliz yazar, onu yeşil sahaların anarşisti diye nitelemiş...
Fransa'nın finale çıkacağını öngörenler herhalde çok küçük bir azınlıktı. Demek ki yaşlı kurtları hafife almamak gerekiyor.
Ben de hiç ihtimal vermemiştim Fransa'nın buralara gelebileceğine. Benim favorim, Arjantin'di. Onların futbolunu keyifle seyrettim. Hele 6-0'lık Sırbistan maçını...
Finali hak etmişti Arjantin.
Ama sanıyorum teknik direktör kurbanı oldu. Almanya karşısında 1-0'ı korumaya kalkışması, takımın beyni Riquelme'yi oyundan alması, top sihirbazı Messi'yi kenarda tutması gibi hatalar, Arjantin'e havlu attırdı.
Neredeyse herkesin peşin favorisi Brezilya'ya gelince...
Takım değildi!
Yıldızları çoktu ama takım olamadı Brezilya diyenler haklıydı. Aynı gerçek, İngiltere için de geçerliydi. Büyük isimlerden kurulu bir takım, ama 'takım ruhu'ndan da, ona bu ruhu aşılayabilecek bir teknik direktörden de yoksun bir İngiltere...
Bugünlerin manşetlerinde, başlıklarında en çok Zizou, en çok o konuşuluyor:
Zinedine Zidane!
Kendi kişisel tarihinin son sayfasını da pazar günü Berlin'de zaferle mi yazacak?
Keşke!
Çünkü bu yalnız Zizou'nun zaferi de, yalnız ülkesinin zaferi de olmayacak. Aynı zamanda, hem Fransa'da banliyölerin hayata dönük umudunu dalgalandıracak, hem de Le Pen gibi ulusalcı, ırkçı takımın suratında bir tokat gibi patlayacak bu zafer...
Berlin'e Berlin'e!
Yolcu yolunda gerek...
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|