|
 |
|
|
Halit Kıvanç göreve!
Dünya ne kadar kirliyse ancak o kadar kirlidir futbol. İnsan ne kadar temizse o kadar temiz. Bu yüzden zevklidir izlemesi; hayatın küçük bir alana sıkıştırılmış hali olduğu için. Karmaşık olmadığı için.
Hayata dürbünün ters tarafından bakmayı andırır futbol seyretmek. Fakat futbolun hayattan daha iyi bir yanı vardır:
Biri muhakkak kazanır ve berabere kalınabilir.
Hayatta öyle olmaz biliyorsunuz. Genellikle iki taraf da kaybeder. Beraberlik ise imkânsızdır.
Dünya Kupası maçlarını böyle bir "derin futbol" gözüyle izliyorum başından beri. Erkeklerin birbirlerine ve "tribünlere" nasıl numaralar çektiğini, numaraları sökmeyince nasıl annesiz kalmış çocuklar gibi kaldıklarını, bazen içlerinden birinin topu kolunun altına alıp "Ben oynamıyorum" diye çıkıp gitmek isteyişini, gidemeyişini...
Zidane'ın burnundan sağanak ter damlarken "Hâlâ varım, buradayım" deyişi; Ronaldinho'nun oynamak istemeyişi; Figo'nun yıkılışı; Henry'nin zarafeti; "FerraRibery'"nin bir çita gibi hızlı ama kısa koşusu sonucu kalakalışı, Ronaldo'nun tek kişilik, şov amaçlı oyunu... İnsanlık albümüne bakmak gibi.
Güzel yani. Ve fakat...
Pauleta takıntısı
Dünyanın en heyecanlı "oyunudur" Dünya Kupası. Futbolcuların çağımızın gladyatörleri olduğunu düşünecek olursak, bu en büyük arenada yapılan en büyük dövüştür. Hepimiz, dünyanın dört bir yanındaki insanlar olarak Romalıyızdır artık televizyonlarımızın başında. İnsanlığın ancak bu kadar ilerleyebildiğini kabul etmek lazım. Yani artık sadece kan görmek istemiyorlar arenaya toplandıklarında. Ama hâlâ birinin kazandığını, birinin kaybettiğini görmeye dair eğlence ve heyecan anlayışı bitmiş değil insanlığın.
Velhasıl, heyecanlı bir şey nihayetinde. Bütün dünyanın katıldığı bir heyecan. Fakat bu heyecana katılmayan bir tek kişi var. Başından beri, şahsen, bir futbol izleyicisi olarak benim motivasyonumu düşürüyor. Futbol yazarı Ömer Üründül maçlar boyunca canlı yayınlarda yaptığı yorumlarla, niye bilmiyorum, bütün heyecanı yiyip bitiriyor.
Baştan beri bir Pauleta takıntısı var mesela. Portekizli oyuncunun yavaş olduğunu bilmiyorum kaç kere söyledi. Takımlar daha sahaya çıkar çıkmaz ne kadar yorgun, ne kadar bitkin olduklarını "Bu maçı alamayacaklarını" söylemeye başlaması da başka mesele.
Hatta en son Portekiz-Fransa maçında daha 15. dakikada bile değilken Portekiz'in çok fena durumda olduğunu söylemesi son derece üzücüydü. Sanki takımlar onun söylediklerini duyuyor ve moralleri bozuluyor gibi geliyor bana. Üstelik bu kadar heyecanlı olan maçları niye Türkiye 2. Lig maçları gibi anlatıyor, anlayamıyorum. Canı mı sıkkın yoksa bu kupadan mı zevk alamadı, bilemiyorum.
Bir de maç sırasında önceki maçlara ilişkin anlattıkları ve "Haklıydım" demesi var ki... Şahsen Portekiz'i tuttuğum için de özellikle Portekiz ile ilgili yorumları moralimi bozuyor. Mahallemizin şen kasabı sevimliliğindeki Portekiz Teknik Direktörü Scolari'nin gücüne gitmez mi?
Bu sebeplerden işte...
Final maçı
Bu sebeplerden final maçını Halit Kıvanç'ın anlatmasını istiyorum. Çünkü Kıvanç, o şenlikli sesiyle seyrettiğimiz şeyin bir oyun olduğunu hatırlatıyor bize.
Çok ciddi yorumlarla devlet meselesine dönüşmesine izin vermiyor. Özellikle bizim kuşak için 23 Nisan'la olan yakın ilgisi nedeniyle de neşeli ve iyilikli şeyleri çağrıştırıyor sesi.
Ve biliyorsunuz, bu aralar böyle şeylere fena halde ihtiyaç var. Bu yüzden işte Halit Kıvanç'ı göreve çağırıyorum. Herkes çağırsın istiyorum. Madem memleketin durumu harap, madem görünürde bir ışık yok, bari bir gece iyi bir maç dinleyelim. Halit Kıvanç'ın sesiyle 2006 Dünya Kupası finali izleyelim. Bize ayrılan sürenin sonuna geldik, esenlikler dilerim!
ecetem@hotmail.com
|
|
|

|