Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 07 Temmuz 2006 / Cuma  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten

Artık, stratejik ortak değiliz


Uzun yıllar boyunca, Türk-Amerikan ilişkileri "stratejik ortaklık", "stratejik işbirliği" diye nitelendirildi. Bu kavram soğuk savaş döneminde oluşturulmuştu. Karşı kampta Rusya vardı. "Stratejik" kelimesi, bu işbirliğinin genelde tek yönlü işlemesi anlamına gelirdi. Türkiye'nin çıkarlarına ters düşse dahi, Ankara'nın Washington'u daima desteklemesi gerektiği varsayımına dayanırdı. Hiç değilse, Amerikalılar bu şekilde anlarlardı. Biz de, içeriğine bakmadan "ABD'nin stratejik ortağıyız" diye övünürdük.

Bu dönemde, Türk-ABD ilişkileri genelde güvenlik konularını kapsar ve Pentagon ile Genelkurmay arasındaki temaslar ağırlıklı şekilde ön planda tutulurdu. Şeklen siviller konuşur, ancak fiili işbirliği askerler arasında yaşanırdı.

Soğuk savaşın bitmesinden sonra, Saddam'a karşı ilk körfez krizinde de aynı yaklaşım bir miktar daha sürdürüldü, ancak değişen dünya koşulları bu kavramın içini boşalttı. Artık Rusya yoktu. ABD tek başına dünya gücü konumuna girdi. Türkiye'nin politikaları ve iç dengeleri de değişti.

Ekonomik ilişkiler ön plana çıktı. Askeri işbirliği sürdü, ancak eski ağırlığını kaybetti. Hele 11 Eylül, Irak'ın istilası ve Türkiye'nin AB adaylığı sürecinde yaşananlar (tezkere olayı, Kuzey Irak'taki gelişmeler, Radikal İslam'ın patlaması) tüm dengeleri değiştirdi. Ankara, eskiye oranla dış politikalarında daha esnek ve göreceli şekilde daha bağımsız hareket etmek zorunluğu hissetti.

Sonuç olarak, ilişkiler havada kalmaya başladı. Yeniden bir adlandırma, yeni bir içerik, yeni bir çerçeve çizmek ve yeni bir mekanizma kurmak gerekti.

İşte, Gül'ün Washington'da imzaladığı belgenin temel amacı bu: Bugünün koşullarında ilişkileri yeniden tarif etmek, hangi ilkelerin ortak hedeflere oturtulacağını belirlemek ve yeni bir mekanizma kurmak.

* * *

YENİ BELGE NE GETİRECEK?

Washington'da imzalanan belge, yeni işbirliği alanları oluşturuyor ve yepyeni bir görüşme mekanizması kuruyor. İsteyen yine "stratejik" kelimesini kullanabilecek, ancak bu defa içerik daha somut ve daha gerçekçi.

Ancak asıl önemlisi, bundan sonraki karşılıklı performans. Eğer Türkiye ve ABD, ortaya koydukları iradeyi fiilen uygulayabilirlerse, çok kazanırlar ve ilişkiler gerçekten sağlam bir zemine oturur. Eski hayal kırıklıkları veya sağırlar diyaloğu yaşanmaz.

Yeni mekanizmayı, AB ile Türkiye arasında yıllardır yürütülen ortaklık mekanizmasına benzetebiliriz. Türkiye ile ABD arasında bir "Ankara antlaşması veya Katma Protokol" imzalanmayacak, sadece aynı mekanizma işletilecek

Belgede, iki ülkenin siyasi-ekonomik-askeri-enerji ve bölgesel işbirliği alanında hangi pencereden, nasıl baktıklarının altı çiziliyor. Terörle mücadele başta, temel ilkeler saptanıyor.

Asıl ilginç yanı, bundan önceki aksaklıkları giderebilmek için, önemli gelişmelerden önce veya ilişkiler açısından önemli sayılacak konularda, nasıl ve hangi düzeyde görüşüleceği de tespit ediliyor.

Belirli tarihlerde dışişleri, ilgili bakanlıklar direktörleri, müsteşarları ve nihayet bakanları bir araya gelecekler. Bu mekanizma, özellikle Bush dönemindeki sürpriz kararlarla bir daha karşılaşılmaması, ilişkilerin geliştirilmesi için oluşturuluyor.

Bu imza ile birlikte, Türkiye-ABD ilişkilerinin ağırlığı da Pentagon-TSK ekseninden, dışişleri bakanlıklarına kayıyor. Eskiden, ABD Dışişleri Türkiye'yi insan hakları ve demokrasi konusunda eleştirir, Pentagon ise korurdu. Şimdi roller terse döndü. Tezkere olayından bu yana, Pentagon daha bir mesafeli duruyor, Rice'ın başa geçmesiyle birlikte Dışişleri Bakanlığı ön plana çıkıyor. İlişkiler giderek sivilleştiriliyor. Hiç değilse bugünkü niyet böyle... Yarın ne olur, tabii ki bilinmez. Her şey uygulamaya, Ankara ve Washington'u yönetenlerin tutumuna bağlı...

* * *

RAHŞAN HANIM GÖZETİME ALINMALI (!)

Dün Hürriyet'te Ertuğrul Özkök'ün yazısını okudunuz mu? Rahşan Ecevit'in gazeteyi ziyaretinden söz ediyor ve Rahşan Hanım'ın ittifak kurma turlarına neden çıktığını anlatıyor.

Özkök, Rahşan Hanım'ı dinlerken hayretler içinde kalmış. Benim ise Özkök'ün yazısını okurken ağzım açık kaldı.

Eğer kaçırdınızsa, işte birkaç pasaj:

" Rahşan Hanım, "Türkiye'nin işgal altında olduğuna" inanıyor

Trakya'dan başlayıp Ardahan'da biten şöyle bir tablo çiziyor:

"Düşünebiliyor musunuz, bütün Trakya'yı Yunanlılar satın aldı."

Oradan Ege'ye geçiyor:

"Biliyorsunuz, Yunanistan Ege adalarını silahlandırmıştı. Şimdi bu adaların karşısındaki bütün sahilleri Yunanlılar satın alıyor."

Orada benim de evim olduğu için daha dikkatle dinlemeye başlıyorum.

"Biz adalar silahsızlansın derken, topraklarımız elden gidiyor."

Ege'den Akdeniz'e uzanıyor.

Hatay zaten malum.

"Çoktan gitmiş."

Her ne kadar vali, "Son 20 yılda yabancıların aldığı tek yer yok" dese de fark etmiyor.

Rahşan Hanım devam ediyor.

"GAP'ı Yahudiler alıyor. Bütün topraklar kapatıldı."

"Güvenilir bilgileri" dinlemeye devam ediyoruz:

"Ani Harabeleri'nin etrafını İngilizler satın alıyor. Bunun için Türklerle ortak şirket kuruyorlar. Sonra Türkler hisselerini İngilizlere devrediyor."

Asıl "felaket" bundan sonra geliyor.

"İngilizler bu şirketleri alınca, hükümet de onlara büyükelçilik statüsü veriyor. Yani orası İngiliz toprağı oluyor. Düşünebiliyor musunuz, biz yarın oralarda savaşa girecek olsak ne yapacağız? Oraları İngiliz toprağı olmuş."

İtiraf edeyim, en uçuk komplo teorilerinde bile bunu işitmemiştim. "

Merak ettim, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü'ne sordum. Adamlar bu söylentilerden bıkmışlar. "Söz konusu değil" diyorlar. Toprak satın alan yabancı sayısı, Avrupa veya ABD ile karşılaştırıldığı taktirde, komik denecek kadar az.

Bence Rahşan Hanım, ya bu uçuk komplo teorileriyle insanları yanıltmaktan vazgeçip, vaktini eşine bakmaya harcasın veya kendini bir doktora göstersin.

Medya'da bu tip uçuk ittifak arayışlarını ciddiye almamayı öğrensin...

(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )

mabirand@e-kolay.net








Taha AKYOL
Çağdaşlık, yargı, üniversite
YÖK'ün uzmanlara hazırlattığı "Yükseköğretim ...
Çetin ALTAN
Bir günün 'Hoppalaa' ile başlayan cilveleri
Apartmanın giriş kapısındaki posta kutusundan...
Melih AŞIK
Köşk muhabbeti
Tayyip Erdoğan, Reuters Ajansı'na Cumhurbaşka...
Fikret BİLA
Üniversite hastanelerinin isyanı
Maliye Bakanlığı'nın, sağlık harcamalarında t...
Hasan CEMAL
Futbol Tanrısı'nın hayali!
Futbol Tanrısı kim? Zinedine Zidane, Fransa'y...
Güneri CIVAOĞLU
AİHM ve kanser
AİHM'nin (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) yaş...
Hurşit GÜNEŞ
Hangi rakam doğru?
Hazine Müsteşarı Sayın İbrahim Çanakçı'dan ön...
Metin MÜNİR
Atam izindeyiz diyorlar ama...
Atam izindeyiz diyor ama doğru değil.
Faik ÖZTRAK
Çıktı açığı ve enflasyon
Son dönemde enflasyonda ortaya çıkan kıpırdan...
Hasan PULUR
Üç zarfa vakit var!
BAŞBAKAN'IN hedefe "medya"yı koyup atıp tuttu...
Derya SAZAK
ABD vizyonu
Türkiye ve ABD dışişleri bakanları, Washingto...
Meral TAMER
El Baradey'in yanaklarından öperim
Erdal Sağlam'ın, dün Hürriyet'teki köşesinde ...
Ece TEMELKURAN
Halit Kıvanç göreve!
Dünya ne kadar kirliyse ancak o kadar kirlidi...
Güngör URAS
Rahmi Koç'un 'dünya turu' macerası sona erdi
Rahmi Koç'un 2004 yılı eylül ayının 17'sinde ...
M. Ali BİRAND
Artık, stratejik ortak değiliz
Uzun yıllar boyunca, Türk-Amerikan ilişkiler...

© 2006 Milliyet