|
 |
|
|
Domo Yamato (Sağolun Yamato)
Gökkuşağı / Reşat Kutucular
O akşam ne yanlışlıkla çalan alarm sesi duyuldu, ne de müşteri tavlamak için kornaya basan taksi sesi. Patlak egzozlu kuvvetli motorların cayırtıları da rüzgara karışıp kaybolup gitti. Cep telefonları da çalmadı sayılır. Kimi kafelerden saçılan berbat müziklerden de eser yoktu. Yüksek sesle konuşan sarhoşlar da ortalıkta değildi bir süreliğine. Kent gürültülerine fırsat vermeyen, serin, değişik bir yaz akşamıydı.
* * *
Gecenin hakimi taikolardı o gece. Japon davulları yani. Japonyadan gelen Yamato grubunun 11 genç davulcusu bizi onların oralara götürdü iki saatliğine. Piyasalardaki dalgalanmalara, Dünya Kupası'na, askıya alınacak gibi duran müzakerelere, keneye, kuş gribine ve daha nice sevimsizliğe inat, davulların sesi o gece, uzaktan da güzeldi, yakından da.
Sol ellerinde yumuşak vuran, dişi sopalar, sağ ellerinde daha sert vuran erkek sopalarla öyle bir gösteri sundular ki iki saat su gibi akıp gidiverdi. Şintoizmden, Budizmden esintiler vardı, estetik vardı, ritm vardı hepsinden önemlisi havada bir tılsım vardı. İçinize dokunan bir tılsım. Özenle dürttüler bizi, kibarca güldürdüler, ısrarla el çırptırdılar. Gülümsettiler, heyecanladırdılar, şaşırttılar.
* * *
Küresel rüzgarların böyle tatlı tatlı esenleri de vardı işte. Ne yazık ki tiyatro dolu değildi ama. Yeterince duyurulmamıştı belki. Tanıtım ve reklam bombardımanı altında yaşayan insanlara iyi ürünleri de iyi tanıtmak gerekiyordu. Yoksa bu curcunada iyileri fark etmek hiç de kolay değildi.
O gece Fuar'dan, adı üzerinde, bir Gök Gürültüsü yayıldı adeta kente. Bir buçuk saatliğine de olsa pek az başka ses duyuldu. En azından biz duymadık. Davullar herkese iyi geldi. Fotoğraf çekilmesi, görüntü alınması kesinlikle yasak olmasına rağmen ısrarla deklanşöre basan amatör fotoğrafçıların flaşları bile bozamadı havayı.
* * *
Çıkışta kimi Kodo'nun, ki en bilinen Japon davul grubu oluyor, daha farklı, daha etkileyici olduğunu söylediyse de insanların yüzlerindeki ve dillerindeki memnuniyet ifadesi çok belirgindi. Yamato, davul gösterisini biraz gençleştirip biraz da eğlenceli hale getirmişti. Japonlar davulu poplaştırırken de ölçülü ve dikkatli davranmışlardı. Seyirciyle kurdukları diyalog herşeyi daha da kolaylaştırıyordu belki.
Hemen o akşam internete girip Japon davulcularla ilgili sitelere baktım. Japonya'da beş bin kadar, dünya üzerinde de dokuz bin kadar davul grubu olduğunu belirtiyordu bir site. Ciddi bir atletik hazırlık yapılıyor, haftada bir-iki kez on bin metre koşuluyor, ağırlık çalışılıyor, sanal davullara binlerce kez tokmak sallanıyordu. Davul gibi basit sayılabilecek bir enstrümanla hayatın ritmini yakalamak, beden ve ruhu birbirine kaynaştırmak ancak böyle bir çalışmayla mümkün oluyordu.
* * *
Davulların susmasıyla birlikte gece yine normale dönmeye başladı tabii. Uçak sesi geldi önce. Sonra polis sirenleri devreye girdi. Bildik öbür gece yarısı sesleri teker teker kendilerini belli etmeye başladı. Açıkhava tiyatrosu çıkış kapısı, yıllardır tıkanır ya, yine tıkandı. Otomobiller, yıllardır tiyatronun dibine kadar girer park eder ya, sonra Lozan kapısı çıkışında kuyruk olurlar, yine oldu. Şair Eşref'te birileri kaldırımda bekler, önlerinde arabalar durur ya, onlar onlara bağırır falan ya, görüntü yine oydu.
Bazen davullar hiç susmasın istiyor insan. Japon veya değil.
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|