|
Yağma sofrasına siz de buyurun!
AKARYAKIT ile ilaç zammını otomatiğe bağlayacaksın, sonra sıkılmadan "Benim halkım!" edebiyatı yapacaksın...
Ayıp!
Akaryakıta zam, her şeye zam demektir, ilaca zam ise "Yaşama, bir an önce öl!" demektir.
"Benim halkım!" dediğin bu halk da ne yapar biliyor musun?
Turgut Özal'ın fetvasını uygular.
Nedir o?
Ne demişti Özal?
"Benim memurum işini bilir!" demişti, yani rüşvete fetva kapısını açmıştı.
Memur işini bilecek de işçisi, emeklisi, çiftçisi işini bilmeyecek mi?
Başka türlü nasıl geçinecek?
Anlatın!
***
ELBETTE zam yapmak da ekonomik bir siyasettir, hatta durumun gereğidir.
Vergi de zammın bir ifadesidir, uygulamasıdır.
Peki vergiden doğan zamlar nereye gitmektedir?
Vergi olarak Hazine'ye.
Hazine bunları ne yapıyor, memleketin sağlık, bayındırlık eğitim giderlerine mi harcıyor, yatırım kredisi mi veriyor?
Hayır, bu vergiler, borç faizine gidiyor.
Devlet, parası olandan borç alıyor, "Bana şu kadar tahvil, bono karşılığı borç ver, ben de sana şu kadar faiz vereyim!" diyor.
Bu faizleri de bizden alınan vergilerle ödüyor.
***
HELE israf, hele israf, hele israf...
İki örnek...
Yıl 1915, Padişah Sultan Reşat'ın sofrası. Birinci Dünya Savaşı. Günde 300 gram süpürge tohumu, yulaf, arpa karışımı ekmek diye veriliyor. Şeker, yağ, et yok gibi, bazı yemeklerin tadı değil, adı bile unutulmuş...
Ve Sultan Reşat'ın ziyafet sofrasındaki yemekler:
"Bezelye çorbası, kalıpta soğuk hindi, terbiyeli ıspanak kökü, pisibalığı filetosu, çerkeztavuğu, bademli börek, zeytinyağlı lahana dolması, anberbu pilavı, yemişli pasta."
***
ALTI yıl sonra.
Anadolu'da Milli Mücadele başlamıştır. Bu mücadelenin "mucize" olduğunu ilk anlayan Fransızlar, Ankara'ya F. Bouilli başkanlığında bir heyet gönderirler.
Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Tengirşenk, Fransızlara bir yemek verecektir ama nerede, neyle?
Ne tabak vardır, ne çanak vardır, ne keten örtü, ne kolalı peçete...
Dışişleri Bakanı, Mustafa Kemal Paşa'ya çıkar:
"Paşam, ne takım var, ne taklavat, ne de üçüncü sınıf bir lokantanın servisi... Emir buyursanız da, İstanbul'dan bir yemek takımı kaçırıp getirsinler!"
***
MUSTAFA Kemal Paşa gülümser:
"Onlar bizim halimizi bizden daha iyi biliyorlar. Zaten bu şartlar içinde bunu nasıl başardığımızı merak ediyorlar. Askerin tüfeğinde mermisi, ayağında çarığı yok, milletvekili koridorda karavanadan, tek kap yemek yiyor, böyle bir hareketin Dışişleri Bakanı kristal kadehler içinde şampanya ikram ederse, mucizemizin anlamı kalmaz, bunlar da İstanbul'dakiler gibi derler. Sen yemeğini neyin içinde yiyorsan, adama da onun içinde ikram et!"
***
ŞİMDİ Sultan Reşat'ın sofrasına dönmüş durumdayız.
Tevfik Fikret'in dediği gibi:
"Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin
Doyunca, tıksırınca çatlayıncaya kadar yiyin!"
Ve de zam yapın!
Bu sofra sizin!
h.pulur@milliyet.com.tr
|
|