Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 09 Temmuz 2006 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Deniz çekiyor...


"Şairlerin prensi" diye anılan Mallarme şöyle yazmıştı: "Deniz çekiyor deniz, kim tutabilir beni?" Rahmi Koç'un tekneyle dünya turu dönüşü nedeniyle düzenlenen...
Davette "türlü çeşitli" yorumlar yapılıyordu. Bunca varlık sahibi birinin, 70 yaşlarında, okyanuslara açılarak aldığı riski tartışıyorlardı.
Rüzgâra ve denize tutkulu olanlar gibi ben de Rahmi Koç'u anlıyorum.
"Deniz çekmiş onu, deniz,
kim tutabilirdi ki!"
O şiir, "kalbim, gemicilerin şarkısını dinle" dizesiyle noktalanır.
Koç, denize gerçekten tutkulu... Ve bunu, "raconu" ve "estetiği" ile yapıyor.
.............................
Buna karşılık... Kaygı duyan yakınlarına büsbütün hak vermiyor da değilim.
Özellikle bazen -hiç kara görmeden- 2-3 hafta süren açık deniz seyirlerinde teknede olması onları endişelendirdi.
Öncelikle sağlık riski var.
Acil bir durumda ne deniz uçağı gelebilir... Ne helikopter inebilir yardıma...
Bazı tehlikeli sular da dikkate alınmalı.
Kızıldeniz açıklarında Hint Okyanusu dolaylarında korsanlar, böyle "av" tekneleri gözlüyor.
Gerçi dünyanın jandarması ABD'nin uydulardan soluğu korsanların enselerinde.
Üstelik... Korsanların bulunduğu sularda araya mesafe koyan bir rota çizmişler.
Zaten, hava müthiş patlamış. O dalgalar arasında korsanlar da sığındıkları koylardan burunlarını çıkaramazlarmış.
Ama... Gene de riskli.
..............................
Ya 3 bin metre derinlikteki denizin ortasında tekneden atlayıp yüzmek!..
İlk atlayan Rahmi Koç.
İlkinde biraz heyecanlı anlar yaşamışlar. Artık suya önce halat atıyorlar, sonra da halatın yanında yüzüyorlarmış.
Denizin ortasında tekneyi sabitlemek için demir atamazlar ya...
...............................
Neyse... Belki de bu ve benzeri tehlikeler... Fırtına ve köpüren dalgalar da denizde yaşamın heyecan sosu.
Keyfi ise bambaşka.
Bizler Ege'de birkaç Yunan Adası'na yelken açtığımızda, İtalya'da, Dalmaçya'da, İspanya'da seyir yaptığımızda bile macera duygularımızı kabartırken, dünya turu ne demek!..
...............................
Rahmi Koç'un bu açık deniz ve okyanus seferlerinden sonra yazdığı kitaplar keyifle okunur. Bu sonuncusu da yayımlanacak.
Mürettebatla deniz yaşamını paylaşması, satırlarına yansır.
Örneğin... Dönüşümlü tutulan güverte nöbetleri... En fırtınalı havalarda ayakta durmak bile meseleyken "spagetti yapmak yarışması..."
Yolculuğun görüntülenmesi...
Sakin havalarda uygulanan mönüler, içilen şaraplar, keşfedilen uygarlıklar, o küçük hacimde 8-10 kişinin birlikte yaşamayı içselleştirmesi...
...............................
Nazenin III'ün İstanbul'da karşılanışı, Avustralya'da, Yeni Zelanda'da, Kaliforniya'da yapılan gösterileri anımsatıyordu.
Teknelerle eşlik, helikopter, fıskiyeler...
Kıyıda dostlarla buluşma daveti de bir keyif...
...............................
İstanbul'un damak lezzetini yansıtan çeşitler... İçkiler, müzik...
Abartılmadan...
"Az, çoktur (less is more)" kıvamında. Basın toplantısını bir kenardan izledim. Ekibiyle gelmişti Koç. Hepsi aynı giysiler içindeydi.
Görülmeyen ama hissedilen giysileri ise "mutluluk" ışıltılarıydı.
...............................
Rahmi Koç, sadece denize değil, sanata, şaraba, yemeğe, giyime, aileye, dostlara, sosyal sorumluluklara uzanan inceltilmiş bir yaşam kültürü yansıtıyor.
Birileri "Para kazanmak beceri, iyi harcamak kültür gerektirir" demiş.
Vergisini veren, hatta bunun öncüsü olan bir kurumsal kültürden geldiği için özel hayatını gizlemiyor. Paylaşıyor.
..............................
Herkes kendi yaşamının CEO'su.
Mutluluk rotasını kendisi çizer.
Basın toplantısında bir hanım, mikrofonu eline aldı, kendini "Fenerbahçe'de oturan sade bir yurttaş" olarak tanıttı ve "Rahmi Bey, sizi dönüşte 10 yaş gençleşmiş gördüm. Demek bu dünya turu size yaramış" dedi.
Aslında bu yalın söylem her şeyin özetiydi.

g.civaoglu@milliyet.com.tr








Çetin ALTAN
Çorba da pişti, tuz ister...
Özellikle evrensel reklam şirketlerinin, eğle...
Melih AŞIK
Liderlik sanatı
Liderlik üzerine yeni bir kitap; "Destekleyic...
Fikret BİLA
Adalet Bakanı'nın yetkisi var mı, yok mu?
Adalet Bakanı Cemil Çiçek, El Kadı olayıyla i...
Hasan CEMAL
Emziği alınmış bebek gibi!
Hollanda Milli Futbol Takımı'nın eski kaptanl...
Güneri CIVAOĞLU
Deniz çekiyor...
"Şairlerin prensi" diye anılan Mallarme şöyle...
Can Dündar
Yetişin! Ankara'yı yıkıyorlar!
Bu yazı bir ihbar mektubudur: Başkent yıkılıy...
Metin MÜNİR
Aile sırları
Sabahleyin yüzümü yıkamak için banyoya giderk...
Hasan PULUR
Tuhaf dostlar...
YILLAR önce Çarşıkapı'da bir dükkânda görmüşt...
Derya SAZAK
Yabancı 'işgali'
Ege ve Akdeniz'in sahil kasabalarına yerleşen...
Meral TAMER
Evimdeki Yapı Kredi külliyatı
Burhan Karaçam'ı, 80'li yılların başında gaze...
Ece TEMELKURAN
'Hata yıldızlarda değil, bizde'!
George Clooney'nin yönettiği, Cannes Altın Kü...
Tamer HEPER
Küsersem fena olur
Haberi duymuşsunuzdur, milletvekilinin arabas...
Osman ULAGAY
Maceradan uzak futbol finali de katletmese
Dünyanın dört bir yanındaki yüz milyonlarca f...
Güngör URAS
Vakko 55 yıl sonra Beyoğlu'ndan ayrılıyor
Vitali Hakko, 1997 yılında yayımlanan "Hayatı...
Serpil YILMAZ
Kazaklar denize açılıyor Türkler araziye giriyor
Türkiye'yi, topraklarının yüzde 4'ü Avrupa'da...

© 2006 Milliyet