|
 |
|
|
Papa'nın kapısını çalan Türk diplomata markaj
ODTÜ'de makine mühendisliği okurken Mülkiye'ye geçip diplomat olan Metin Durmuş, temel bilimlerdeki modüler sistem teorisini diplomasiye uyarlayan bir makale kaleme aldı. Makalesindeki tezin gerçekliğini kanıtlamak için Papa ile görüşmek istedi. Bu girişiminde Dışişleri kendisini yakın takibe aldı ve Arnavutluk'a dönünce doğru Ankara'ya getirildi
Ankara Kulisi
Geçtiğimiz haftalarda Türk basınında yayımlanan haberler arasında en çok ilgi çekenlerinden biri Yeni Şafak Gazetesi'nden Duygu Güvenç'in, Papa'yla görüşmek için Vatikan'a giden ve eşinin ihbarı üzerine Dışişleri Bakanlığı'nın yakın takibiyle bu girişimi engellenen Türk diplomatının hikâyesiydi.
Haberde diplomatın kendini Allah'ın elçisi ilan ederek Papa'yla görüşmeye gittiği yazılmıştı.
Ankara Kulisi, diplomasi muhabirimiz Utku Çakırözer'in katkısıyla Konsolosluk İşleri Genel Müdürlüğü'nde görevli başkatip Metin Durmuş'un bu ilginç girişiminin ardındaki giz perdesini biraz daha araladı.
Modüler sistem teorisi
Üniversite eğitiminin bir bölümünü ODTÜ Makine Mühendisliği Fakültesi'nde geçiren Durmuş, fikir değiştirerek uluslarası ilişkiler alanını seçmişti ve Mülkiye'den mezuniyetinin ardından Dışişleri Bakanlığı'na katıldı.
Yaklaşık 15 yıllık diplomasi kariyeri sırasında Dakka ve Tiran gibi hayat şartlarının zor olduğu yerlerde çalışan Durmuş son görev yeri Arnavutluk'ta, temel bilimlerdeki "modüler sistem teorisi"ni diplomasiye uyarlama kararı aldı. 2005 Mart ayından bu yana gecesini gündüzünü "Uluslararası İlişkilerde Modüler Sistem Teorisi" isimli makalesine ayıran Durmuş, dünyanın önde gelen siyaset bilimcilerine gönderdiği eserini 15-17 Haziran arasında ODTÜ'de düzenlenen Uluslararası İlişkiler Konferansı'nda sunmak için resmi başvuruda da bulundu.
Durmuş, "yoğun talep" gerekçesiyle konferansa kabul edilmeyen makalesinde Einstein'in rölativite teorisine de atıfta bulunarak depremlerin şiddetini ölçen Richter Ölçeği'ni andıran bir 'Küresel Potansiyel Güç Ölçeği' hazırladı.
Durmuş'un ülkelerin nüfus, yüzölçümü ve milli gelirlerinin logaritmik değerlerinin aritmetik ortalamasını alarak bulduğu güç ölçeğine göre Türkiye ve ilişkide olduğu bazı önemli ülkelerin küresel potansiyel güçleri şöyle sıralandı:
ABD: 7.49, Çin: 7.41, AB: 7.4, Rusya: 7.00, Almanya: 6.5, İngiltere: 6.4, TÜRKİYE: 6.36, Yunanistan: 5.79, Ermenistan: 4.79, Lüksemburg: 4.49
Eşine bile haber vermeden
Şimdi bu teorinin Durmuş'un Vatikan'da Papa'yla görüşmek istemesine neden olan yanına gelelim... Katolik Kilisesi'ni makalesinde, Uluslararası Af Örgütü, Soros Vakfı ve Greenpeace gibi kuruluşlarla birlikte "Ulusötesi Hükümetdışı Örgütler" kategorisine dahil eden Durmuş, bu örgütlerin, inananları/taraftarları sayesinde savaşları başlatıp durdurabileceklerini, ayrıca devletlerin kurulmasına öncülük edebileceklerini savunuyor.
Durmuş, bu düşüncesi ışığında Vatikan'da Papa 16. Benedikt ile görüşüp teorisini anlatmak ve dünya barışı yönünde çağrı yapması telkininde bulunmak için eşine bile haber vermeden 17 Nisan'da Roma'ya uçtu.
Durmuş'un, 'Nöbetim var' diyerek evden ayrılmasından ve gece geri dönmemesinden şüphelenen eşinin başvurusuyla devreye giren Dışişleri Bakanlığı, Türkiye'nin Roma Büyükelçiliği'ni olaylardan haberdar etti.
Durmuş, Roma Havaalanı'nda uçaktan ayrıldığında kendisini karşılamaya gelmiş olan bir büyükelçilik yetkilisiyle karşılaştı. İlginçtir ki, Roma büyükelçiliği kendisini yakın markajda tuttu.
Durmuş, bu yetkilinin eşliğinde Vatikan'a giderek St. Michel Kilisesi'ni ziyaret etti ve burada görüştüğü rahibe, Papa'dan nasıl bir "barış mesajı" istediğini de aktardı.
'Kafa yorgunluğu'
Durmuş, bu ilginç Vatikan macerası sırasında Papa ile görüşme imkânı bulamayınca, teorisini anlattığı bir mektubu posta yoluyla Papa'ya gönderdi.
Daha sonra gemiyle eski görev yeri Arnavutluk'a geçen Durmuş, burada kendisini bekleyen Dışişleri Bakanlığı psikoloğuyla birlikte Ankara'ya döndü. Makalesini hazırlarken yaşadığı "kafa yorgunluğu" nedeniyle döner dönmez psikolojik tedavi gören Durmuş, bir aylık istirahatinin ardından Konsolosluk Dairesi'ndeki görevine yeniden başladı.
Davutoğlu ve Meşal bilmecesi
Geride bıraktığımız hafta gazetelerin yazı işlerini en çok uğraştıran konu Başbakan'ın başdanışmanı Prof. Ahmet Davutoğlu'nun Hamas tarafından kaçırılan İsrailli onbaşının kurtarılması için çıktığı Suriye gezisi sırasında Hamas'ın siyasi lideri Halid Meşal'le görüşüp görüşmediği sorusuydu.
Her şey dünyanın en büyük haber ajansı Associated Press'in Kudüs bürosunun geçtiği bir haberle başladı. Bu habere göre, İsrailli onbaşının kurtarılması için Hamas nezdinde ağırlığını koymasını isteyerek önce Mısır'ın kapısını çalmış, Mısır'ın arabuluculuk girişimi başarısız kalınca bu kez Türkiye'den yardım istenmişti.
Bakan Gül yalanladı
AP'ye göre, Davutoğlu da bunun üzerine Suriye lideri Başar Esad'la görüşmek üzere Şam'a uçmuş, bu gezisi sırasında Meşal'le de bir araya gelmişti. AP, bu haberini Filistin kaynaklarına dayandırıyordu.
AP'nin bu haberi, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül tarafından kuvvetli bir dille yalanlandı. Buna karşılık Davutoğlu bu konuda hiçbir zaman, "Hayır, Mesal'le görüşmedim" diye açıklamada bulunmadı, "Bu konuda bana atfen yazmayın. Bakan Bey zaten açıklama yaptı" demeyi tercih etti.
Bununla birlikte bu açıklamalar Meşal'le görüşmenin gerçekleştiği, en azından bir temasın kurulduğu yolundaki söylentileri dindirmeye yeterli olmadı.
'Gerçek ortaya çıkar'
Özellikle Washington'dan gelen haberlerde İsrail'in talebi üzerine bu temasın yapıldığına ilişkin senaryoya bayağı itibar edildiği anlaşılıyor. Buna göre arabuluculuk girişimlerinin başarı şansını etkilememek için görüşmenin olmadığı ileri sürülüyor.
Görüleceği gibi konu tam bir muamma halini almış durumda. Söylenebilecek tek şey Prof. Erdal İnönü'nün ünlü sözü:
"Gerçeğin er geç ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır..."
|
|
|

|