|
Futbol ateşi!
Dünya Kupası izlenimleri - 30
BERLİN
Çok şey söylenebilir. Fransa'nın üstünlüğü üzerine... Fransa'nın kaçırdığı goller üzerine... Maçın kader anı, yani Buffon'un, Zidane'ın kafa şutunu muhteşem kurtarışı üzerine... Zidane'nın efsane olacak yerde kırmızı kartla (Zizou'ya hiç yakışmadı bu davranış) oyun dışı kalması üzerine... Trezeguet'nin kaçırdığı penaltı üzerine... Grosso'nun Almanya karşısında İtalya'yı kurtardığı gibi, ülkesini Dünya Şampiyonu yapan penaltının da sahibi olması üzerine... İtalya'nın 120 dakikalık oyunuyla kupayı ne kadar hak ettiği üzerine... Maçın, bir Dünya Kupası finaline yakışıp yakışmadığı üzerine... Fransız seyircilerin madalya töreninde Arjantinli hakemi ıslıklaması üzerine de...
Çok şey söylenebilir.
Ama artık çok geç. İtalya dördüncü kez Dünya Şampiyonu. Hepimize İtalya'yı bundan ötürü kutlamak düşüyor.
2006 Dünya Kupası finali muhteşem başladı, muhteşem bitti ama 120 dakikalık oyun için aynı şeyi söylemek ne kadar mümkün bilemiyorum.
Aşağıda maçtan önce yazdığımı yazıyı okuyacaksınız.
* * *
İçimde heyecan yükseliyor. Finali sanki Türkiye oynayacak. Ya da sahaya ben de çıkacağım.
Futbol ateşi bu!
İyi ki futbol var diyenlerin her büyük maç öncesi yaşadıkları tansiyon ya da tatlı telaş... Ama tabii 'futbol kaçıklığı'nın bir işareti de sayılabilir bu duygu tırmanışı.
Atmosfer harikadır.
İnsanı yedi kat göğün üstüne yükseltici müzikle, gümbürtülü anonslarla bir anda transa geçebilirsin. Gladyatörler gibi sahaya çıkan futbol sihirbazlarından, top cambazlarından biri de sen olursun.
Yani rüyada gibi... Zidane gibi oyunu yönetir, Henry gibi gol atar, Buffon gibi gol kurtarırsın.
Tüm zamanların en büyüğü Diego Maradona'nın, "Bu Dünya Kupası'nın en büyüğü odur, İtalya onun heykelini dikmelidir" dediği Cannavaro gibi kafaya çıkar, jilet gibi topa girersin.
Veya İtalyan orta sahasında Gattuso gibi gladyatörleşir, rakibinin Allah'ını şaşırtır, top geçer adam geçmez anlayışının simgesi haline de gelebilirsin.
Ya Pirlo?..
Onun gibi tilki olur, top çalar, İtalya için öldürücü gol pasları atarsın.
Thuram da olabilirsin.
Yani Fransız savunmasının ortadaki belkemiği. Kendisi için "Fazla siyah!" diyen Fransız ulusalcısı, ırkçısı Le Pen'e ağzının payını, "Siyah değilim, Fransız'ım; yaşasın gerçek Fransa!" diyerek veren Lilian Thuram'ın yerine de kendini koyabilirsin.
Vieira gibi sakin bir güç halinde sahada dolaşıp orta sahayı sürekli derleyip toparlarsın. Ya da 'bizim oğlan' Ribery'nin heyecanını yaşayabilirsin.
Futbol ateşi bu.
Onlar gibi olmak, kendini onların yerine koymak! Onlarla birlikte oynamak, gol atmak, gol kurtarmak, kupa kaldırmak...
Özdeşleşmek!
Bu duyguda hiç kuşkusuz içinde kalmış bazı şeylerin tortusu da vardır. Ama insani bir duygudur bu. Kendini başarıyla, ya da başaramadığın şeylerle özdeş kılmak, örnek aldıklarının rolünü bir anlık da olsa üstlenmek...
Kupayı kim kaldırsın?
Zidane, Cannavaro?
Zizou doymadı mı başarıya?
Dünya Kupası'nı bir kez, Avrupa Şampiyonluğu'nu bir kez, Şampiyon Kulüpler Şampiyonluğu'nu kaç kez kaldıran, iki kez FIFA tarafından dünyanın en iyisi seçilen Zizou, Allah'ından bulsun, daha ne istiyor denebilir.
Bir zafer daha...
Bir Dünya Kupası daha... Ve defteri öyle kapatmak!
Yakışır Zizou'ya!
Cannavaro'ya yakışmaz mı?
"İyi yemek, düzenli seks, bol uyku"yu başarısının reçetesi olarak gösteren büyük oyuncu, üstelik ilk kez kaldıracak Dünya Kupası'nı...
Bir Alman yorumcu, İtalya'da yol açtıkları rüşvet skandallarıyla futbolu, bu güzel oyunu çirkinleştirenlerin aklanacağından duyduğu kaygı nedeniyle İtalya'nın değil, Fransa'nın şampiyon olmasını istiyor.
Kimileri de futbolun bu Dünya Kupası'ndaki kalitesini tartışıyor. İlginç, ikiye ayırmış:
Romantikler!
Realistler!
Konu, Die Welt gazetesinin dünkü başyazısına da taşınmış.
Neymiş romantik ekol?
Risk almasını bilen... Bol gollü hücum futbolundan yana olan... Ve yeşil sahada yaratıcılığa geniş alan tanımayı sevenler... İşte bu romantikler 2006'da hayal kırıklığına uğramış... Ama başyazı, bu futbol ekolünü pek öyle realist bulmuyor. Riski en aza indiren, gol atmaktan çok atmamayı benimseyen, yaratıcılığı, şovu arka plana iten modele kızanların anlayışını futbol dogması diye tarif etmiş sanki...
Bir adım daha ileri gitmiş:
En az hata yapanların, İtalya'yla Fransa'nın finali oynamalarını 'realist ekol'ün romantikler karşısındaki zaferinin bir işareti sayıyor.
Ne söylenebilir?
Kabız futbolu sevmiyorum.
Futbol erkek oyunu!
Takır tukur kemik sesleri arasında oynanan, bol gollü, seyri keyif ve zevk veren futboldan yana benim tercihim de. Futbol ateşini başka türlü hissetmek mümkün değil çünkü...
Bakalım final böyle mi olacak?
Haydi maça maça, Berlin Olimpiyat Stadı'na...
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|