|
 |
|
|
Dünya gezegen değil
Üçüncülük maçının hemen sonrası. Maçın oynandığı Stuttgart'tan 100 km kadar uzakta bir köyden geçiyoruz arabayla. Sokaklar bellerine kadar arabalardan sarkmış genç Almanlarla dolu. Yolların kenarlarında bayraklarla geçenleri korna partisine davet ediyorlar. Yolda ilerlemek mümkün değil. Yan yollara kaçmak da. Köyden daha yan yol mu olur? Şehir merkezlerini hiç sormayın zaten. Her maçı meydanlarda 20 milyona yakın Alman izlemiş.
Her zafer sonrası restaurant, bar ve evlerden çıkanlarla birlikte sokaklara dökülmüş. Görmek, yaşamak lazım. Soğuk, disiplinli ve düzen aşığı Almanları. 7 kez final oynamış, 3 kez kazanmış, Brezilya ile birlikte en çok Dünya Kupası maçına çıkmış yeryüzünün en büyük futbol ülkelerinden biri, geçen kupada bizim yaptığımızı yaptığı için öyle seviniyor ki! "Klinsmann Devlet başkanı olsun, sonsuza dek takımı çalıştırsın" kampanyalarına kadar varıyor iş. Dünya Kupası karması yayınlanıyor finalden sonra. 11 oyuncunun 5'i Alman. Sevinç, gurur... Alman övün, çalış, güven.
Ertesi gün. 660 km uzakta Berlin'deyiz. Olimpiyat Stadı'nda bize ayrılan bölüm Zidane'ın golü attığı kaleyle, kulübelerin olduğu yan çizginin köşe gönderi. Shakira'ya yakın bir noktada olmamız dışında korkunç. Üst tribünün en alt sırası. Önümde demir. Eğilerek demir bariyerin altından görebiliyorum maçı. Yanımda bir Portekizli gazeteci. Onun yanında geçen kupadan tanıdık bir isim. Bir Trabzonlu. 4 yıl önce oyuncuları tarafından sahanın ortasında altı okka yapılan Şenol Güneş. Almanlar onun yaptığını yapan Klinsmann için "devlet başkanı olsun" kampanyaları başlattı ya hani. İşte onun yaptığını yapan Karadenizli. Misyonsuz, vizyonsuz ve karizmasız adam.
Almanya'nın böylesine mutlu, gururlu ve sevinçli olmasına anlam vermek, tüm o geçmiş başarılarını güçlerini gördüklerinde çok güç. Hele de bizler için tarihinde 2. kez, ilk kez kurasız katıldığı kupada 3. olmuş bir ülkenin komutanına davranışı ve Alman köylerinden, gazetelerine TV'lerine kadar Klinsmann'ı yüceltişine bakın.
Bizde bir sorun varsa maneviyat sorunudur. Bu çok açık.
Almanya'yı gördükten, yaşadıktan, hissettikten sonra bu çok daha açık. Evinde oynamanın avantajıyla kazanılmış bir üçüncülüğün bir ülkeyi nasıl ayağa kaldırdığını hissetmek lazım önce. Bir gazeteci, bir fikir önderi en azından bunu yapabilmeli. Yoksa oturduğun yerden bu işler olmuyor.
Bir gazeteci arkadaşım aradı geçen gün. Nasıl ülkede durum, Dünya Kupası nasıl değerlendiriliyor diye sordum. "Valla yorumlar şöyle" dedi, "Hakemler hakem değil, İtalya takım değil, Lippi hoca değil, Dünya Kupası kupa değil. Biz de buna ek yaptık. Dünya gezegen değil!"
Evet bu ülkenin, dolayısıyla ülke futbolunun ve tabii ki spor basının sorunlarını eksikleri büyüktür. Ama asıl sorun sevgisizlik, maneviyatsızlık, inançsızlık bu ülkede.
Bunu Almanya'ya gelip bu havayı hissetmiş herkes bilir. Gerisini boşverin.
Lippi'nin futbolu
Başta söyleyelim, gümüş topa layık görülmüş Fabbio Cannavaro bizim kalbimizde altın topun sahibidir. Juventus krizi, yakın dostu Pessotto'nun koma hali gibi içinden çıkılmaz sıkıntıların ortasında en az kendisi kadar büyük savunmacı Nesta'nın yokluğuna direnciyle. Artık kaybetmeye alışmış Materrazzi'nin yükselişinin temelinde de onun sıkı duruşu var.
İtalya, 12 gol atıp 2 yedi bu kupada. Birisi kendi kalesine, 2.'si çok tartışmalı bir penaltıdan. Fabio Cannavaro bugün kupayı kaldırmasından bir gün sonra Dünya'nın bir numarasıdır. Bir savunmacı savunurken insana keyif veriyorsa iş bitmiştir. Onu ve arkadaşlarını oynatan, sivrilten çoğundan en üst düzey performansı alan Lippi de 1 numaradır. Hem hal tavrı, hem 15 yıldır kendisini sürekli geliştiriyor olmasıyla.
De Rossi'nin ABD maçında kırmızı görmesi sonucu verdiği esprili beyanatla da. "Harika bir çocuk. Ama bilgisayar çipini değiştirmesi lazım." De Rossi'yi finalin en kritik anında oyuna sürdü sonra. 2 duran top golcüsü savunma göbeği. Kupa'nın en çok bindirme yapan savunma kanatları. 2 top kullanmayı bilen çapa (Gattuso ve Pirlo) Hücum hattının parçası orta saha kanatlarıyla, beklenenin çok altında performans gösteren Toni ve Totti'ye rağmen kazandı. Kupa öncesi İtalyan uzmanların en çok şeyi bekledikleri bu 2 oyuncu takımın zayıf halkası olarak kaldılar.
Ve İtalya, 24 yıl sonra kazandı. Lippi kupa töreni sırasında 'sigar'ını yaktığında bunu fazlasıyla hak ediyordu. İtalyan futbolunun savunmacı geleneklerinden kopmadan hücum etmeyi başaran bu adam saygıyı fazlasıyla hak ediyor.
mdemirkol@milliyet.com.tr
|
|
|

|