|
 |
|
|
Adalet ve siyaset
YARGITAY Başsavcısı Sayın Nuri Ok ile Adalet Bakanı Sayın Cemil Çiçek arasında bir tartışma yaşandı. Danıştay'a yapılan menfur saldırının "hukuki niteliği"ne ilişkin kararı yargı verecektir; siyasetçilerin bu konuda konuşması yanlıştı. Sayın Ok'un eleştirisi bu noktada haklıdır.
Ancak aynı olay hakkında bazı yargı mensupları da keskin bir muhalefet lideri gibi siyasi demeçler verdi! Bu açıdan da Çiçek'in "yargı üzerinden siyaset yapılmasın" şeklindeki sözü haklıdır.
Bizde yasama ve yürütmeyi temsil eden siyasilere karşı yargı öteden beri şüpheyle bakmış, hatta bazen siyasi tavırlar almıştır!
Öte yandan, siyasiler de yargının "tarafsızlığından" şüphelenir. Bu şüpheyi doğrulayacak birçok örnek de vardır.
Seçilmişlere güvensizlik
Tekil olayları bırakıp 'sistem' açısından baktığımızda, Sayın Ok, Anayasa'da yasama, yürütme ve yargı arasında "işbirliği ve işbölümü"nden bahsedildiğini hatırlatarak bunu yargı bağımsızlığına aykırı buluyor:
"Yargının yasama ve yürütme erkleriyle işbirliği yapması, tarafsızlığını kaybetmesi demektir. Bu işbirliği öngörüsü Anayasa'da yargıyı vesayet altına alan hükümlere yer verilmesine yol açmıştır..."
Ok, bu sebeple Adalet Bakanı'nın Yüksek Kurul'dan çıkmasını, savcıların Adalet Bakanlığı'na değil, yeni oluşturulacak 'Türkiye Başsavcılığı'na bağlanmasını istiyor. Anayasa Mahkemesi'ne parlamentonun üye seçmesine de karşı çıkıyor.
Sayın Ahmet Necdet Sezer ve eski başsavcı Sayın Sabih Kanadoğlu gibi saygın hukukçular da bu görüşte.
Ama bürokratik yargının seçilmiş siyasete güvensizliğini yansıtan bu görüşleri, demokrasi teorisi ve anayasa hukuku açısından savunmak çok zordur.
Hukuk ne diyor?
Evvela; anayasa hukukumuzun büyük isimlerinden Prof. Ergun Özbudun, bütün üyelerini yargının seçtiği bir Yüksek Kurul'un, "bir çeşit kast zihniyetine sahip bir 'yargı teknokrasisi'nin oluşmasına ve yargının toplumdaki değişimlere duyarsız kalmasına yol açabileceğine" dikkat çekiyor! (E. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, s.335)
Ülkede adalet politikasından ve adli hizmetlerin iyi işlemesinden hâkimlerin değil Adalet Bakanı'nın sorumlu olduğunu vurgulayan Prof. Kemal Gözler'e göre:
"Böylesine sorumluluk altına giren bir bakanın hâkimlerin atanmasında yetkili olan bir kurulda bulunmasında yadırganacak bir yan yoktur." (K. Gözler, Türk Anayasa Hukuku, s.855)
Hatta Prof. Necmi Yüzbaşıoğlu, hâkimlerin statüsünün "bağımsızlık ve teminat", ama savcıların statüsünün sadece "teminat" olduğunu hatırlatarak, her ikisinin aynı Yüksek Kurul'a bağlanmasını bile yanlış buluyor. (N. Yüzbaşıoğlu, Türk Anayasa Hukuku, s.439)
Bu bilimsel verilere rağmen, bizde 'bağımsızlık' diye "kast" haline gelmiş bir adliye üst yönetimi ve savcılık teşkilatı isteniyor!
Halbuki, Türkiye'de öncelikle yargının bağımsızlığı değil tarafsızlığı sorunu vardır! Bunun için iki reform önceliklidir. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararlarının yargı denetimine açılması; Anayasa Mahkemesi'ne Meclis'in üye seçmesi...
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|
|

|