|
 |
|
|
Hey gidi dünya!
Münih'te başlayıp Berlin'de bitirdik...
Köln, Frankfurt, Hannover... Leipzig...Dortmund, Gelsenkirchen... Almanya'da maç izlediğimiz, konakladığımız kentler arasında 20 bin kilometreden fazla yol katettik... FIFA'nın artık istenmeyen konuklar statüsüne soktuğu medya mensupları olarak, kilitlenmiş, hizmet dışı bırakılmış asansörlerin yanındaki merdivenleri tırmanarak hesapladım toplamda 140 katlı bir gökdelene çıkıp indik...
Otoparkla medya merkezinin arasında zaman zaman 3 kilometreye varan yolu yağmur altında kat ederken, 50 kiloya yakın yüküyle perişan olan foto muhabiri meslektaşlarımı gördüğümde, onlara yardım edemediğim için üzüldüm... Medya merkezine vardığımda gördüm ki FIFA konuklarına ve sponsorlara tahsis edilen klimalı lüks otobüsler yolcularını indiriyordu...
Kariyerimi kapadım
Hayır, bizler asla otolarımızla oraya yaklaşamazdık. Ama FIFA hanedanı için gerektiğinde kırmızı halılar bile döşenir, asansörler servise konurdu... Bu mesleğin çilesine alışmıştım... Yapacak başka bir işim de yoktu zaten... 17. Dünya Kupası, spor yazarlarına da " işkenceye uğrayan gazeteci" statüsü kazandırdı(!)... FIFA ve Organizasyon Komitesi'ne gerçekten teşekkür borçluyuz... Gelecekte de bizi aynı duyarlılıkla (!) ağırlayacaklarından asla kuşkum yok! Yine de beş olimpiyattan sonra beşinci dünya kupasıyla uluslararası gazetecilik kariyerimi kapadığımı söyleyebilirim...
Bundan böyle Türkiye yoksa, bendeniz de yokum dünya kupalarında...
Kişisel bir giriş oldu, bağışlayın... Okuyucu, bazen en yakın dosttan daha da dosttur yazar için... Bu paylaşma ihtiyacını da böyle değerlendirin!
Futbola dönecek olursak...
İstatistikler, gol ortalamaları filan hiç umurumda değil... Kötü, kalitesiz bir Dünya Kupası izledik..
Ulusal takım antrenörleri, dört yıldan beri hazırlandıkları Dünya Kupası'na hiçbir yenilik getiremediler... Çoğu maç sıkıcı oldu... Yarım saatlik uzatmalarda dahi işi penaltılara götürmek için maçı bağlamaya çalışan teknik adamlar hayal kırıklığı yarattı.
64 maçın 22'sini statlardan izleyen bir gazeteci olarak dünya futbolunun Avrupa mutfaklarında piştiğine bir kez daha inandım.
Şampiyonlar Ligi, Dünya Kupası'na göre çok daha renkli ve elbette çok daha zengin ve keyifliydi. Real Madrid, Barcelona, Chelsea, Milan, Arsenal, Liverpool, Villareal, bize çok daha kaliteli futbol sunmuşlardı. Çok uluslu kulüp kadroları, Morinho'dan Rijkaard'a hemen her antrenöre marjinal arayışlar için cesaret veriyor, başarsınlar ya da başaramasınlar ortaya çıkan ürün futbol adına daha kaliteli ve daha dolgun oluyordu.
Brezilya'nın çeyrek finalde Fransa'ya yenilerek elenmesi de bir başka dersti... Ronaldo'dan Ronaldinho'ya, Kaka'dan Emnerson'a hepsi de paralarını kulüp takımlarında kazanıyor, egolarını kulüp formalarında doyuruyor, ulusal takımda bir araya geldiklerinde aynı motivasyona bir türlü erişemiyorlar.
Yeni lider Klinsmann
Ulusal takım kimliğini en çok taşıyan ekip Almanya idi... Kupa'yı kazanamadılar ama, Klinsmann gibi yeni bir lider kazandılar... Halkın desteğini ve ilgisini hak ettiler. Soğuyan futbol heyecanını yeniden zirveye taşıdılar. Hiddink'in Avustralya'sı Çanakkale savaşlarında ulusal kimlik kazanmıştı... O kimliği Almanya'da yeniden yakaladılar, saygı duyulacak bir ruha sahip oldular. İtalyanlar daha farklı bir motivasyona sahipti... Şike ve hakem skandalıyla kirlenen ligin sıra dışı oyuncuları, ellerindeki en temiz malzemeye ulusal takım formasına sarıldılar. Saygı duyulacak bir başarının sahibi oldular.
Dünya Kupası, grup maçlarında şenlikli ve keyifli bir gösteriydi... Ama tek raundluk eleme maçlarına geçildiğinde, o şenlik iktidar kavgasına dönüştü...
Hakemi kandırmak, rakibi itmek kakmak, acımasızca vurmak, sinirlendirmek, tahrik etmek savaşın acımasız taktikleri arasına katıldı.
Hayatın içinde ne varsa, Dünya Kupası'nda gördük...
Haksızlık, hile, kavga, dostluk, arkadaşlık... Zafer ve hezimet!
Tıpkı sevgili Ali Kocatepe'nin benim gibi kart sesli arkadaşlarıyla doldurduğu CD'sindeki gibi söylenecek tek şey kaldı :
"Hey gidi dünya hey!"
Zidane-Materazzi
Zinedine Zidane , finalde Materazzi'nin göğsüne indirdiği öldürücü kafa darbesiyle kariyerini hiç kimsenin tahmin edemediği biçimde kırmızı kart ve kötü bir sonla bitirdi...
Zidane'nın Materazzi'ye neler söylediği merak ediliyor şimdi... İngiliz The Times gazetesi, dudak okuyan bir uzman ve tercüman yardımıyla gerçeği biraz araladı... Uzmanın okuduğuna göre Materazzi, Zidane'a "Teröristin oğlu" diyor, sonra da küfür ediyor...
Materazzi, Zidane'ın şortunu çektiğini, böyle bir maçta bunun normal olduğunu açıklıyor. Aralarında geçen diyalogun ayrıntılarına girmiyor. Her maçta söylenebilecek şeyler deyip geçiştiriyor. Terörist sözcüğünü inkar ediyor...
Bir dedikodu da şu : Zidane Materazzi'ye "Şortumu mu istiyorsun ? Maçtan sonra alırsın!" diyor... Materazzi "Seninkini değil, karının şortunu tercih ederim" deyince kafayı yiyor..
Bazı iddialar da, Materazzi'nin Zidane'ın anasına küfrettiği yolunda... Materazzi reddediyor: "Benim için anneler kutsaldır!" Ben en çok bu anne yorumuna inanıyorum... Materazzi'nin annesini çocukluğunda kaybettiğini biliyorum.
En iyi on bir
Her Dünya Kupası'ndan sonra karmalar yapılır. Kendimce bir "on bir" yaptım. Bakalım futbola meraklı okuyucularla ne kadar uyuşacak ?
BUFFON (İtalya)
LAHM (Almanya)
THURAM (Fransa)
CANNAVARO (İtalya)
MİGUEL (Portekiz)
VİEİRA (Fransa)
PİRLO (İtalya)
J. COLE (İngiltere)
ZİDANE (Fransa)
C.RONALDO (Portekiz)
KLOSE (Almanya)
agokce@milliyet.com.tr
|
|
|

|