|
Hayat, peri masalı değil!
Dünya Kupası izlenimleri - 32
BERLİN
Manşetlerde hâlâ Zinedine Zidane... Nasıl oldu da kafa attı Zizou? İtalyan futbolcu ne dedi de tahrik oldu? Anasına mı küfredildi?
Yoksa ırkçılık mı?
Zizou'nun çok duyarlı olduğu bu konuda ters bir söz mü?
Bir dolu haber, yorum, söylenti... Benim gibi Zizou'yu sevenlerin satır aralarında ise hep üzüntü okunuyor. Zizou efsanesinin şanlı tarihi böyle mi kapanmalıydı acısı...
Olabilir, o da insan!
Bir Amerikalı meslektaşım dünkü yazısında benzer duyguları paylaşırken şöyle demiş:
Hayat peri masalı değil!
Böyle olmadığını anlamak için herhalde Almanya dünyadaki ender ülkelerin başında gelir.
Bir ay boyunca o şehirden bu şehre, o stattan bu stata dolaşıp durdum bu ülkede. Gazetelerini okudum, özellikle sokaktaki adamla haşır neşir oldum.
Koca bir futbol topuydu Almanya! Ama ilginçtir, Dünya Kupası boyunca yalnız futbol konuşmadı Almanya. Aynı zamanda kendi kendisiyle hesaplaştı. Futbol konuşurken, geçmişini de konuştu. Milliyetçiliği, yurtseverliği, hatta milli marşıyla bayrağını tartıştı.
Ve dünyaya anlatmaya çalıştı ki, ben artık o eski Almanya değilim, değiştim.
Milliyetçilik kötü bir şey Almanya'da. Hitler döneminin, Nazizm'in, Yahudi Soykırımı'nın çağrışım ve imgelerini uyandırıyor.
O yüzden, Dünya Kupası sırasında Alman bayraklarının bu kadar görünür hale gelmesi, Alman Milli Marşı'nın bu kadar heyecan ve yüksek sesle, kol kola, omuz omuza vererek söylenmesi, "Alman olmaktan gurur duyuyorum!" sözünün kulaklara fazlasıyla çalınması, rahatsızlık da yarattı.
Futbol falan derken milliyetçilik yeniden hortluyor mu, gene o korkunç hayaletler mi sahne alıyor soruları da ciddi çevrelerde tartışma konusu oldu.
Genel kabul gören yargıya gelince...
Korkulacak bir şey olmadığı, Almanya'nın o korkunç geçmişi hesaplaşarak artık tarihe gömdüğü, bayrağıyla, milli marşıyla yaşananların bir normalleşme işareti olduğu yolundaydı.
Milliyetçilikle yurtseverlik birbirine karıştırılmamalıydı. Bir Alman'ın, başka ülkelere düşmanlık beslemeden kendi ülkesini sevmesinde bir anormallik yoktu vesaire...
Evet, Almanya'da hâlâ "Ya Almanya'yı sev ya da terk et!" diye bağıran, bizdeki ulusalcı-aşırı milliyetçi takımına benzer kafalar yok değil. Ama sesleri cılız, pek öyle duyulmuyor.
Dünya Kupası sırasında ilgimi çeken bir de milli marş tartışması yaşandı. Alman Milli Marşı 1841'de yazılmış. Haydn tarafından bestelenen marş, "Almanya, Almanya her şeyin üstünde!" diye başlar.
Ancak bu ilk dize, Hitler dönemini çağrıştırdığı gerekçesiyle savaş sonrası Batı Almanya'sında yasaklandı.
Yasak bugün de geçerli.
Ancak, Almanya'da bu yasağı genişletmekten yana olanlara da rastlanıyor. Dünya Kupası başlarken, daha çok öğretmenlerin üye oldukları Eğitim ve Bilim Sendikası, Alman Milli Marşı'nın birinci dizesi gibi, "Parla Alman vatanı!" diye biten üçüncü kıtasının da yasaklanmasını savunan bir broşür dağıtmış ama sonuç alamamış...
Bir Alman yazarın sözü aklımda:
"Almanya bir zamanlar her şeyin üstündeydi. Şimdi üstünde değil, artık herkesle birlikte..."
Çok güzel bir organizasyonla bir ay boyunca futbolu bir bayram, bir şenlik olarak yaşayan Almanya'da beni rahatsız eden bir şey olmadı. Statlarda, trenlerde, istasyonlarda dolaştım daha çok. İstasyon civarlarındaki otellerde kaldım. Alman bar ve kahvelerinde 'sokaktaki adam'la sohbet ettim, onlarla birlikte maç seyrettim.
Şunu belirtmeliyim:
Hep dostluk, konukseverlik gördüm. Beni rahatsız eden bir şey olmadı. Her şey güzeldi diyebilirim rahatça.
Ama bu demek değildir ki, Almanya'nın yabancı düşmanlığı, ırkçılık konularında yapması gerekenler yok.
Elbette var.
Hoşgörü açısından, çokkültürlülük açısından, yabancıların entegrasyonu açısından eksiği gediği, hele bu ülkede yaşayan 2.7 milyon Türk'ü düşününce, az değil Almanya'nın...
Dünya Kupası-Almanya yazılarının sonuncusu yarın.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|