Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 12 Temmuz 2006 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten

Futbol değil, dev bir show izledik


Dünya Kupası'nı hepimiz çok değişik gözlüklerle izliyoruz.

Kendimden örnek vereyim.

Final maçına gidene kadar, benim için Kupa, dünyanın en seçkin futbolcularının, Romalılar'ın arenaya sürdükleri gladyatörlerin savaşı gibiydi. Her biri milyon dolarlık bacaklar sahaya çıkarlar ve bu defa milli gururları için mücadele ederlerdi. Tabii, iyi oynadıklarında ve hele gol atıp takımlarını bir üst sıraya çıkarttıklarında, kişisel fiyatlarının artacağını da bilirlerdi. Ancak ne olursa olsun, bizim gibi seyirciler için bu Kupa'da bayrak önemliydi. Milli marşın çalınması, bütün bir milletin sizin arkanızda birikmesi heyecan vericiydi. Bir ay boyunca nefesler kesilmiş, bu milli renklerin mücadelesini izlerdik.

Bu manzara, ister finale isterseniz elemelere gidin, tamamen değişiveriyor. Hala TV ekranlarının karşısında kalanlar için değil, oraya gidenler için değişiyor.

Bir de bakıyorsunuz ki, milli marşlar, ülkelerin renklerini taşıyan flamalar veya tişörtler, büyük bir para operasyonunun oyuncağı olmuş. Milyarlarca dolarlık dev bir futbol sanayiinin çarkları herkesi ve her şeyi eritiyor.

Ne milyon dolarlık futbolcular, ne milli gurur. Her şey dev bir organizasyon.

İşin güzel tarafı, olayın gerçek yanı, ile teatral yanı arasındaki fark çok göze sokulmuyor. Sizleri eğlendirirken, işi abartmıyorlar. İşi seyircinin keyfini bozacak noktalara kadar taşımıyorlar.

Berlin'in 70 bin kişilik nefis stadındaki final, dün değindiğim gibi, belki hiçbir şeye benzemiyordu, ancak sahnelenen şov dehşetti.

Dakikasına kadar hesap edilip sahneye çıkarılan sanatçılar (Shakira ve Placido Domingo), aralarda çalınan parçalar (benim tek garibime giden, Bizet'nin kölelerin yürüyüşü isimli parçasının, şampiyon belli olduktan sonra, İtalya'nın zaferini kutlamak için çalınmasıydı) öylesine özenle seçilmiş ve öylesine dakik şekilde uygulanmıştı ki, hayran kalmamaya imkan yoktu.

Hele Kupa verildikten sonraki fişek gösterisinin, şimdiye kadar yapılanların en büyüğü olduğunu belirttiler. TV'den görmek çok güzeldir de, stadın içinde yaşadığınızda insanın tüyleri diken diken oluyor. 70 bin kişilik dev bir tiyatro seyrettiğinizin farkına varıyorsunuz.

Dünya Kupası'nın gerçek sahipleri dev sponsorlar.

Milyon dolarlık katkılarla resmi sponsor olanlar, finale kendi davetlilerini getiriyorlar. Binlerce insan dünyanın çeşitli yerlerinden uçuyor ve 3 gün süreyle hem eğleniyor, hem de futbol heyecanlarını gideriyorlar.

Bu şekilde binlerce insan turizmden gelir sağlıyor. Uçak şirketleri kazanıyor. Oteller doluluk rekorları kırıyorlar. Uluslararası firmalar görünürlüklerini arttırıyorlar. Futbolcular transfer piyasalarını yükseltiyor. Yeni stadlar yapılıyor ve hepsinden önemlisi, TV ekranlarından maçları izleyenler keyifli anlar yaşıyorlar.

Anlayacağınız, nefis saadet zinciri kurulmuş.

Yanlış anlaşılmasın, bunu herhangi bir şekilde kötülemeye çalışmıyorum. Sadece dış görünüş ile gerçekler arasındaki farkı anlatmak istedim. Ayrıca, işin eleştirilecek yanı da yok. Zira, ortaya bu kadar büyük para atılmasa, böylesine müthiş bir şov seyredemeyiz.

* * *

BİR GÜN BİZ DE FİNALİ OYNAYACAĞIZ…

Bu yazıyı sırf sizlerin hoşuna gitsin, rüyada yaşamayı sürdürelim diye yazmıyorum. Emin olun, buna inanıyorum. Şimdiye kadar izlediğim Avrupa ve Dünya kupalarından sonra, Türkiye'nin bırakın finale çıkabilmesini, şampiyonluğuna da inanıyorum. Bunu içimde hissediyorum. Marşımızın çalındığını, bayrakların dalgalandığını görüyorum.

Bunun gerçekleşebilmesi için, mutlaka süper futbolculara sahip olmanız da gerekmiyor. Belirli bir düzeyin üstünde top oynayan, buna karşılık 90 dakika koşan, oyundan kopmayan, disiplinli bir ekip ve başlarında da yetenekli bir antrenörün bulunması yetiyor. Eğer böylesine bir ekip oluşturulabilir ve biraz da şansımız olursa, Türkiye'nin gönlünde yatanı gerçekleştirmesi işten bile değil.

Bunu okurken hafifçe gülümsediğinizi görür gibi oluyorum.

Hayır gülmeyin. Bu maçların bambaşka bir havası vardır. Hiç beklenmedik anlarda, hiç beklenmedik takımlar öne çıkarlar. İş ki iyi planlansın, iyi yönetilsin ve insanlar kalplerini koysunlar.

Bir gün beni hatırlarsınız ve "bize demişti, ancak gülüp geçtik, oysa haklıymış" dersiniz.

Bazı şeyler vardır ki, düşleyerek yola koyulur ve gerisini getirmek için de çalışılır. Şampiyonluklar da bunlardan biridir.

(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )

mabirand@e-kolay.net








Taha AKYOL
Hatay, Suriye'ye satıldı mı?!
BUNU ilk defa duyuyorum: 1939'da Hatay anavat...
Çetin ALTAN
Gitgide yükselen bir tempoda "Bolero" çalıyordu
Üniversiteyi bitirmiş olan gençlerin diploma ...
Melih AŞIK
25 boş vaat...
Başbakan Erdoğan, seçilme yaşının 25'e indiri...
Hasan CEMAL
Hayat, peri masalı değil!
Manşetlerde hâlâ Zinedine Zidane... Nasıl old...
Güneri CIVAOĞLU
Ya Figo'nun kafa atışı?..
Futbola devam... Birkaç hafta önce Portekiz M...
Abbas GÜÇLÜ
Kolejlere girmek bu yıl daha kolay
OKS puanlarından sonra dün de kolejlere yerle...
Hurşit GÜNEŞ
Yatırımlar bir küçük vitesle tam gaz
Talebin canlı olması ekonomi politikalarında ...
Nail GÜRELİ
Muğla'da bir üniversite
Abbas Güçlü varken bize eğitimden, üniversite...
Sami KOHEN
Kıbrıs için yeni bir umut mu?
BM Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari'...
Metin MÜNİR
Sezaryen
Türkiye'de reformlar hep sezaryenle doğar. At...
Hasan PULUR
'Zidane'ların mezarlıkları...
ZİDANE...
Meral TAMER
Stand-by'daki sorumsuz hayat, oh ne rahat!
Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF), bu hafta son...
Ece TEMELKURAN
Zizou
Zinedine Zidane, futbol dünyasındaki ismiyle ...
Osman ULAGAY
Erdoğan yukarı, Türkiye aşağı (2) Dış dünyanın etkisi
Türkiye'de kendisini Cumhurbaşkanlığı koltuğu...
Güngör URAS
Ücreti kes ilacı kes KDV'yi artır (...IMF mutlu olsun!)
IMF uzmanları uzun süredir hükümete baskı yap...
M. Ali BİRAND
Futbol değil, dev bir show izledik
Dünya Kupası'nı hepimiz çok değişik gözlükler...

© 2006 Milliyet