|
 |
|
|
'Şile'de köpek balığı'
Medya ikiye bölündü; Fenerbahçe Teknik Direktörü Zico'yu "yeterli " bulanlar ve bulmayanlar...
Düşünün... Bu arkadaşların bir kısmı Daum'a bile laf ediyorlardı, pekçoğu Daum'a bile razıydılar!..Gerçi şu anda hepsi karşı saflardalar, ama olsun.
Sadece medya mı? Fenerbahçeli taraftarlar da kapıldı gidiyor bu rüzgâra.
Ellerindeki "terazi" her ne ise Zico'yu okkalayıp duruyorlar.
Neden?
Pek kıymetli ve pek kararsız Fenerbahçe yönetimi yüzünden.
Şayet şampiyonluk kaçtığının ertesi günü Fenerbahçe Başkanı şapkasını alıp inzivaya çekileceğine "Daum'la yolları ayırdık" deyip üç gün sonra Zico'yla temas kurulduğunu söyleseydi. Şimdi Zico'yu beğenmeyenler, evliyalara adaklar adayacaklardı "Zico gelsin" diye.
Eh, yaptıkları hatayı anladılar tabi...
Şimdi pek kıymetli yöneticilerimiz sırayla açıklamalarda bulunuyorlar:
"Zico müthiş hoca".
Yaaa... O zaman niye dokuzuncu tercihinizdi?
Boşuna konuşmasınlar. İnandıramıyorlar.
***
Naçizane bir akıl vereyim onlara:
Derhal "şehir efsaneleri" yaratsınlar Zico etrafında.
Mesela Lippi, "Zico benim ustamdır" demiş olsun.
Veya "Zico'ya el altından 5 milyon euro ekstra verildiği" duyurulsun.
"Real Madrid Zico'nun peşinde" söylentisine ne buyrulur?
Zico'nun "anne tarafından Türk" olduğu da fena değil hani!..
Fenerbahçeli yöneticiler, isterlerse "bunların çok daha iyisini bulur"; inanıyorum.
Fenerbahçe'nin televizyonu, internet sitesi, adamları var. Kolayca yaparlar.
Aynı "enstrümanlar", yıllarca Daum'u yedirdiler bu millete.
Etkisine gelince...
Artık matematik gerçeklerden çok hayali söylentilere inanan ve okuma kültürünü aşıp ekranda ne varsa ona ibadet eden "popüler evrimini tamamlamış" vatandaşlarımız, Kuran'a el basar söylentilerin doğruluğu konusunda; inanın bana!
Efsanelerle mutlu olanları efsaneler ile ikna...
İsterseniz kanıtlayayım.
Nüfus planlamasını Şile sahili marifetiyle gerçekleştirmeye çalışan kalabalıkların kulağına üfleyin bakalım, "Şile'de köpek balığı görüldü" efsanesini...
Denizde ayak bileğinden ileri giden bir kişi görürseniz, ben buradayım.
Zidane komplosu
Zidane gibi bir futbolcunun final maçı gibi hayati bir durumda açık, aleni bir kafayla kırmızı kart görmesi elbette Dünya Kupası'nın önüne geçecekti.
Hikaye lazım millete...
Tam da "bu konuda söylenmemiş laf kalmadı" dediğim anda, ismi lazım değil eski bir dost geldi masama. Sordu:
"Ne diyorsun Zidane'a"?..
"Valla rivayet muhtelif".
"O zaman ben söyleyeyim sana... İtalyan mafyası oyundan atılmazsan ipini çekeriz diye tehdit etmiştir Zidane'ı" !..
"Yok yaaaa"!
Yahu bayılıyorum insanlarımızın fikir açısına...
Herkes "meşrebine" göre nedenler buluyor bir güzel. Kıymetli dostum da Dündar Kılıç ekolünden geldiğinden; analizi böyle.
Ne dersiniz, Ahmet Çakar'ın yerini dolduramaz mı?
Akrediteler ve şezlongdakiler
Bu hep olur...
Her Dünya Kupası, her Avrupa Şampiyonası sonrası "olayı yerinde izleyen" basın mensupları ile "memlekettekiler" kapışır.
Çeşitli nedenleri vardır.
Belki gidemeyenler, gidenleri kıskanır.
Belki haftalarca kan ter içinde koşuşturan akredite basın mensuplarının kanına dokunur İstanbul'daki şezlonglarından ahkam kesenler...
"Yetki, bilgi sadece bende var" sanılır.
Dolayısıyla, sivri yazılar, tartışmalar, hatta suçlamalar kaçınılmaz olur.
Depresyonla dönüp İstanbul'daki meslektaşlarına agresif diziler yapanlara bile rastlanmıştır.
Hepsine eyvallah da...
Avrupa'da edindiği engin deneyimle dönüp Türkiye'deki spor gazeteciliğine balans ayarı yapmaya niyetlenen arkadaşlara bir çift lafım olacak.
Hayat "çift yıllardaki" üç-dört haftadan ibaret değil, çıkış noktanız Türkiye olması gerekir. Türkiye dediğimiz de dört büyük kulüple sınırlı kalmamalı. Yani spor gazeteciliğimize Özal'vari çağ atlatmaya özenen meslektaşlar önce Türkiye'yi tanımalı.
Tut ki dileğiniz gerçekleşti ve futbolumuz kalitesiyle, bütçesiyle, basınıyla Avrupa'yı aştı...
Ne olur bunun adı? Yenicami'de dilenip Ayasofya'da zekat dağıtmak mı?
Futbolumuz da, basınımız da "ülkemiz neredeyse oradadır" şu anda. Bir ucundan çekerek Avrupa'ya benzetmeye çalışmak, başka uçların açılması dışında bir işe yaramaz şimdilik. İyilik etmek isteyenler Türkiye koşulları, gerçekleri, ekonomisi, kültürü üzerine inşa etmeliler önerilerini. Aksi halde, "özenmek"le harcıyorlar birikimlerini.
Mahir Kaynak tarzı
"Türkiye'nin en verimli ve kaliteli komplo üreten beyni" olarak, aslında spor yorumcularının idolü olması gereken Prof. Mahir Kaynak'a bizim meslektaşlar gereken ilgiyi gösteriyorlar mı bilemiyorum ama ben yazılarını ve ekran sohbetlerini hiç kaçırmıyorum.
Geçenlerde "Dünya'da ulus devlet kavramı yükseliyor ve itibar görüyor. Bizim aydınlar adeta ayıp sayacak. Yakın bir gelecekte herkes ulusalcı tarafta biz globalizm tarafında kalacağız galiba" dedi.
Çok geçmedi; Avrupa Birliği'nin sacayakları futbol üzerinden ulusal kimliklerinin tadını çıkardılar doyasıya... Fransa, İtalya, Almanya, bayrak bayrak, dalga dalga uluslarıyla gurur duydular. Renkleriyle bedenlerini boyadılar. Kolkola girdiler. Birlikte sevindiler, birlikte üzüldüler.
Şimdi bir soru da benden Mahir Hoca'ya...
Acaba bizim Dünya Kupası'na katılmamız bu yüzden mi engellendi?
Komplo bu ya.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|