|
Sular ısınırken estepeta, yahut atepetse...
Bundan 30 yıl önce, Türkiye'nin gerçek kimliğini ortaya çıkarmak gerektiği iddiasındaki Peşref Nargile; Osmanlılığın simgesi olarak bir ayağına mes, Kuvayı Milliye'nin simgesi olarak öteki ayağına çizme giyerdi.
Fesle çizmesinin üstündeki poturu, belindeki kırmızı kuşağı, sırtındaki işlemeli yeleği, Anadolu ile Rumeli eşrafının; yırtık mintanı, köylülüğün; frak ceketi, Atatürkçülüğün; kasketi, solculuğun; sırtındaki tirkeşi, ırkçılığın; sağ elindeki tespihi, Müslümanlığın; sol elindeki tenis raketi de Avrupalılığın simgeleriydi.
***
Türkiye'nin gerçek imajına, kendisinin sahip çıktığına inanan Peşref Nargile'nin, aynı zamanda danışmanı da olan bir kankası vardı; Riyaziyat Estepeta...
***
Peşref Nargile'yi arkasından hançerlemek isteyenler, kankası ve danışmanı Riyaziyat Estepeta'nın; Çelik Gülersoy'dan arta kalmış parklardaki gülleri gizlice keserek, Sulukule'deki bir ortağının çocukları aracılığıyla otoyollarda kilitlenen arabalara sattığını iddia ediyorlardı.
Peşref Nargile, böyle bir iddianın vatanı batıracağına inanıyor ve fırsat buldukça Beyazıt Kulesi'nin tepesine çıkarak, hem halkı uyarmaya hem de vatan hainlerinin kulaklarını çekmeye uğraşıyordu:
- Açtırmayın kutuyu, söyletmeyin kötüyü. Zamanı gelince kutu açılacak ve cümle âlem öğrenecektir kimlerin ne bok yediğini...
***
Peşref Nargile, Güneri Cıvaoğlu'nun yazısından öğrenmişti "Birkaç hafta önce Portekiz Milli Takımı'ndan Figo'nun da, Zidane'ın yaptığı gibi Hollanda Milli Takımı'ndan Van Bommel'e kafa vurduğunu; hem de öyle göğsüne falan değil, suratına...
Ancak... Hakem, olayı, bir 'sarı kartla' geçiştirmişti...
İtalyan Materazzi'nin göğsüne kafa vuran Zidane ise 'kırmızı kart'la oyundan çıkarılmıştı"...
***
Peşref Nargile, böyle bir durumun iç politika malzemesi yapılmak istenmesine öfkeleniyordu.
Kendisinin yüzüne kafa atmaya kalkanlara "sarı kart" bile çıkarılmazken; kendisine, kızdıklarının göğsüne kafa attığı suçlamasıyla "kırmızı kart" çıkarılması isteniyordu.
Kan beynine sıçrıyor ve Beyazıt Kulesi'nden sonra, Galata Kulesi'nin de tepesine çıkarak bas bas bağırıyordu:
- Bana kırmızı kart göstermeye özenenlerin alnını karışlarım ben...
***
Peşref Nargile'nin bir ayağındaki mes'i, bir elindeki tespihi görenler:
- Ne mübarek bir adam, işte tam gerçek bir Müslüman, diyorlardı.
Sırtındaki frak ceketiyle, bir elindeki tenis raketini görenler ise şöyle diyorlardı:
- Ondan daha çok Avrupa Birliği yanlısı olan kimse yok ülkede...
***
Bu arada Peşref Nargile'nin hem danışmanı hem de kankası olan Riyaziyat Estepeta, cumhurbaşkanlığına adaylık konusunda; vatanını, milletini, devletini, şanlı tarihini, dinini imanını seven bir insanın, böyle bir görevden asla kaçmaması gerektiği düşüncesindeydi.
Sulukule'deki eski bir ortağının çocukları aracılığıyla, parklardan kestiği gülleri, felç olmuş trafikteki arabalara sattırdığı iddialarına ise oturaklı bir yanıt vermişti:
- Ben böyle saçmalıklara gülüp geçerim sadece...
Ve arkasından da bir kahkaha atmıştı.
***
Riyaziyat Estepeta'nın kahkahası üstüne yorumlar yoğunlaşmıştı. Ülkenin 20-30 yıl sürecek çalkantılı bir döneme, balıklama dalmakta olduğuna inananlar, "Seccade"nin şairi Nurettin Artam'ın üslubuyla:
- Güleriz ağlanacak halimize, diyorlardı.
***
5 vakit ezanı, oturdukları yerlerden hoparlörler aracılığıyla teyplerden yansıtan müezzinler ise:
- Ah diyorlardı, keşke Riyaziyat Estepeta'nın kahkahasını da, yansıtabilseydik minare şerefelerindeki hoparlörlerden...
Ancak "ulema", modern teknolojiye sevdalanmış müezzinlere karşı çıkmış ve:
- Özel sohbetlerinizde dahi dilinize sahip olun; İslamda "kahkaha", sadece "karı"lara mahsus görülen bir ayıptır, demişti.
***
Bütün bu değişik yorum ve tartışmalara karşı; Peşref Nargile:
- Demokrasi demek; "kafa karıştırmayı, politikaya alet etmek demek" değildir, diyordu.
Ve tüm medyada, yeni bir konu geliyordu gündeme, "kafa karıştırmak" nasıl olur?
***
Kimileri:
- Başlar bir aşağı, bir yukarı çok sallanırsa, olur; diyorlardı.
Kimileri:
- Akla kara, birbirine çok karıştırılırsa, olur.
Kimileri de:
-"Vatanı ve milletiyle devletin bölünmez bütünlüğü" benimsenmezse ve sadece üstünde koltuk sahibi olunabilecek topraklar, ona buna peşkeş çekilirse olur, diyorlardı.
***
Ertuğrul Özkök ise dünkü yazısında şöyle diyordu:
"Şunu unutmayalım.
Türkiye'yi Batı'dan kopartacak her adım, onu ölümcül bir yol ağzına götürür.
Ya Ortadoğu'nun dinci batağına ya da askeri darbelere saplanıp kalırız..."
***
Bendeniz de, yine mırıldanmakla yetiniyordum:
- Türkiye 20-30 yıl süreceğe benzeyen çalkantılı bir döneme doğru kayıyor.
c.altan@prizma.net.tr
|
|