|
Bittiğini neden söylemedin bana?..
Dünya Kupası izlenimleri - 33
BERLİN
Almanya'dan kaç gün, kaç yazı? 34 gün 33 yazı? Kaç kent, kaç maç? 11 Alman kenti arasında mekik dokuyarak 21 kentte 21 maç...
Hâlâ da yazıyorum.
Ama Dünya Kupası bitti!
Sahi bitti mi?
Ya öyle...
Daha önce bana neden söylemedin Dünya Kupası'nın bittiğini?.. Oysa, ben dünyayı hâlâ koca bir futbol topu olarak görüyorum.
Frankfurt'ta, Kaiserstr'de lahmacun içi dönerin tadı hâlâ damağımda... Ve Adıyamanlı genci dinliyorum:
"Avrupa Birliği, Avrupa Birliği diyorlar. Boş ver abi, bak biz zaten içindeyiz Avrupa Birliği'nin. Türk pizzası lahmacunumuz, dönerimiz, milyonlarca insanımızla çoktan girdik Avrupa'ya. Bizi kapı önüne koymak kimin haddine..."
Köln'deki Türk'ün sesi:
"Bazı yayınlarda dikkatimizi çekiyor. Türkler iyi bir şey yapmışsa, ona hemen Alman Türk'ü diyorlar, olumsuz bir şey varsa, sadece Türk... Bir suçtan dolayı biri aranıyorsa, haydi bakalım Türk görünümlü deyimi. İtiraz ettik. Şimdi dikkat etmeye başladılar."
Gelsenkirchen'de bir akşam vakti 'futbol kaçıkları'nı maça yetiştirmeye çalışan Giresunlu taksi şoförünün sözlerini düşünüyorum:
"Kaç yıldır buradayız. Ellerinden gelse bizi Hıristiyan yapacaklar abi. İşsizlik, pahalılık ve yabancı düşmanlığı... Yabancı dedin mi, akla hemen Türk ve Müslüman geliyor. Doğu'yla Batı'nın birleşmesi ve Mark'ın yerine Euro'nun kabulüyle ortaya çıktı bunlar. Evvelce daha iyiydik. Türkiye biraz düzelse geri döneceğiz."
Sahiden bitti mi Dünya Kupası?
Ne güzel yazıp gidiyorduk işte. Ne güzel, Selahattin Duman da konu sıkıntısından kurtulmaya başlamıştı.
Keşke bitmeseydi!
Köln'deki Manisalı içimi sızlatmıştı anasını anlatırken:
"Ben burada doğdum. Babam Ford'dan emekli. Annem de hep çalıştı. Şimdi felçli, evde yatıyor. Birazdan uğrayıp ilacını vermem lazım. Babamı çok özlüyorum bazen. 'Trenin üstünde geldik buralara, uçağın altında gideceğiz!' derdi bana. Öyle de gitti! Anam da öyle gidecek galiba... Onlar bizi ellerinden geldiği kadar iyi yetiştirdiler, iyi baktılar bize. Biz de çocuklarımızı iyi yetiştirmeye gayret ediyoruz. N'apalım abi, hayat bu."
Hayat, peri masalı değil!
Köln'de, WDR'nin yakınında loş bir bistro. Hafif bir piyano sesi. Bir yandan yazımı yazıyorum, bir yandan sevgili Örsan Öymen'i anımsıyorum.
1980'li yıllarda burada bir kez buluşmuş, 1970'lerin sonundaki Çin gezimizi ne güzel yâd etmiştik. Uçağımız o zamanki adıyla Pekin'e inerkenki sesi hiç kulağımdan gitmez:
"Ula Haso, atlatirsen beni?"
Yıllar ne çabuk geçiyor.
Berlin'de o Erzurumlu şoför.
Ama Erzurum'u hiç görmemiş.
"Bizim orada bir Dadaşlar, bir de Kürtler vardır" diye anlatıyor ama, "Biz Kürt'üz..."
"Kürtçe biliyor musunuz?"
"Çat pat. Annemden biraz öğrendim. Evde Türkçe konuşulurdu. Babam, çok iyi bahçıvanmış. Erzurum'dan kalkıp gelmiş 1960'ın başında. 12 kardeşiz, hepimiz aynı anne babadan. Hepimizi iş sahibi yaptı babam, iyi çalışmış... Kürtlüğümün 14-15 yaşında farkına vardım. Baktım, evde bir başka dil konuşuyorlar ara sıra. Annem biraz öğretti, anlattı."
Ve ekliyor:
"Kökler kaybolmuyormuş abi!"
Köln'de, Ebertplatz'da bir kahve, ıhlamur ağaçlarının altında. Eski adıyla bilinirmiş, Spitz. Akordeon çalıyor biri. Akşam vakti ıhlamurların iç bayıltıcı kokusuyla buzlu Uzo...
93 yaşında, meslekteki 75. yılını kutlayan İngiliz gazeteci, bu yakınlarda kendisine her sabah hâlâ bilgisayarını neden açtığını soranlara şu şiiri okumuş:
"Uyan evlat! Yolculuk bittiği vakit, yeterli zamanın olacak uyumak için..."
Berlin'de bu İngilizce şiire Güneri Cıvaoğlu, Fransızca okuduğu bir şarkıyla karşılık veriyor:
"Eğlenmek için bütün bir hayat var / Dinlenmek için çok zamanımız olacak!"
Sahi, Dünya Kupası'nın bittiğini bana neden söylemedin?..
Hoşça kalın!
—————-
İZİN DUYURUSU
Umum Neşriyat Müdürü'müz Sedat Ergin'in nazik rızasıyla pencereyi üç günlüğüne kapatıyorum. Gelecek hafta başı yine bu köşede -ama az futbol çok siyasetli yazılarla- buluşmak üzere saygılarımla, Hasan Cemal.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|