|
İyi bir haber var...
Hiç ilgilenmediğinizi, hatta Kıbrıs kelimesini gördüğünüz zaman sıkılıp başka yazılara göz attığınızı da biliyorum. Ancak, son gelişmelere değinmeden edemeyeceğim.
BM Genel Sekreter Yardımcısı Gambari, Papadopulos'u ikna etti ve Talat ile birlikte tekrar masaya oturmasını sağladı. Biliyorsunuz, Papadopulos, Talat ile görüşmüyor ve aynı masaya oturmak dahi istemiyordu. AB'ye tam üye olduktan sonra, Türkiye müzakerelerini şantaj unsuru gibi kullanıp, KKTC'yi teslim alma politikası uygulamaya başlamıştı.
İşte böyle bir aşamada, Gambari'nin önerisini kabul etmesi beni çok şaşırttı.
Papadopulos'un yaklaşımı galiba üç nedene dayanıyor:
1. Atina, Türkiye ile ilişkilerin gerginleşmesini ve AB'nin müzakerelerinin ertelenmesi veya askıya alınmasını istemiyor. Papadopulos'un Türk toplumunu tümüyle görmezden gelen politikasını beğenmiyor.
2. Gambari, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne rapor yazacak. Papadopulos'un görüşme masasından kaçması, raporun aleyhine çıkmasıyla sonuçlanacaktır.
3. Papadopulos, görüşmelere katılmayarak, Avrupa Birliği'nde aleyhindeki rüzgarların daha da sertleşmesinden çekindi.
Bu görüşmelerden çözüm çıkmayacak. Bu konuda kimsenin kuşkusu olmasın. Zaten ne Talat ne de Papadopulos çözüm için masaya oturuyorlar.
Papadopulos tepkileri engellemek, Talat ise, Kıbrıs topunu AB'den alıp BM'ye geri taşımak ve daha da önemlisi, yıl sonu AB tren kazasını, az yarayla atlatmayı amaçlıyorlar. Herkesin ayrı bir hesabı var. Ancak ne olursa olsun, bu sürecin başlaması Türkiye'yi rahatlatacaktır. Tabii yine de, Papadopulos'un oyunu nerede ve nasıl bozacağına dikkat etmek gerekiyor.
* * *
SCHRÖDER : AB GİBİ SİZ DE SÖZÜNÜZÜ TUTUN
Eğer Türkiye, 17 Aralık 2004'te, AB ile tam üyelik müzakerelerine başlayabilmek için, 3 Ekim tarihini alabilmişse, bunda en büyük katkısı olan kişi, o dönemin Alman Başbakanı Schröder'dir.
Pazartesi akşamı, Alman sermayesi ve aristokrasisinin simgelerinden biri olarak tanınan Rothschıld Bankası'nın açılışı için İstanbul'daydı. Üç bakan ve az sayıda bir davetli grubuna konuştu. Sait Halim Paşa Yalısı'nda, lacivert bir gökyüzünde, sarıya yakın renkte 14'ünü bulmuş, yusyuvarlak bir mehtabın çıktığı sırada, Avrupa'nın Türkiye'ye neden EVET demesi gerektiğini dört madde de anlattı:
1. Ahde Vefa: 40 yıldır verilen tarihi sözlerin tutulması gerekir.
2. Güvenlik: Türkiye, Avrupa güvenliğine önemli katkıda bulunacaktır.
3. İslam: Dünya'ya İslam ile demokrasinin çelişmediğini gösterecektir.
4. İşgücü ve Ekonomi: Türkiye'nin Avrupa'ya katılması, hem ekonomik, hem de genç iş gücüyle büyük avantaj sağlayacaktır.
Schröder, Türkiye'ye de bir tavsiyede bulundu:
"...Müzakereler uzun sürecektir. Sabırsız davranmayın. Sabırlı olun... Eğer reformlarınızı sürdürmeyi başarırsanız, sizi kimse durduramaz. Bu da zor ve taşlarla dolu bir yoldur..." dedi.
Bütün bu yol boyunca karşımıza çıkacak olan Kıbrıs konusunda da çok ilginç bir uyarı yaptı: "...Avrupa Birliği moral zorunluklarını yerine getirmeli, Türkiye'de hukuki zorunluklarını gerçekleştirmeli..."
Schröder'i dinlemek her zaman keyif verir. Yemekte, Türkiye'yi bize farklı bir açıdan anlattı. Doğrusu gurur duydum. Bir an için olsa dahi, etrafımı pembe gördüm.
* * *
EĞİTİMDE DÖKÜLÜYORUZ...
Yaşadığımız çağda, büyümek, güçlü ve lider ülke olmak, yani kendimizle gurur duymanın en başta gelen faktörü, yetenekli genç kuşaklar yetiştirmekten geçer. Eğitim sistemimiz iyi değilse, ne yaparsak yapalım, bir yerlere varamayız. Ne ekonomimiz gelişir, ne ordumuz güçlenir. Hep geride kalırız.
İşte bu açıdan baktığımızda, YÖK'ün son olarak yayınladığı "Yüksek Öğretim Stratejisi Taslağı" insanın içini karartacak kadar kötü bir manzara çiziyor. Gerçek durumu ortaya koyuyor. Dolar'ın ve enflasyonun artışı karşısında gösterdiğimiz telaşın çok daha fazlasını hissetmemizi ve önlem peşinde koşmamızı gerektiriyor.
YÖK alarm zillerini çalıyor.
Strateji taslağını dikkatli biçimde okuduğunuz zaman, inanılmaz verilerle karşılaşıyorsunuz.
Beni en çok etkileyen bulgular arasında, öğretim elemanlarının yüzde 60'ının hiçbir yabancı dil bilmemesi, yüzde 46'sının da hiç yurt dışına çıkmamış olmaları. Dünya ile hiç ilgisi bulunmayan bir öğretmenin yetiştirdiği öğrenciden ne beklersiniz? Matematik ve Fen derslerinde dökülen bir genç kuşak ve onları yetiştiremeyen orta öğretim ülkenin düzeyini nasıl yükseltebilir ki...
YÖK'ün bu çalışması çok önemli. Erdoğan Teziç'i de tebrik etmek gerekir. Bu raporu, ideolojik yönden YÖK düşmanlığı yapıp görmezden gelmeyelim. Tartışalım ve en iyisini bulmaya çalışalım. Zira bu konu, Türkiye'nin geleceği ile ilgili.
(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )
mabirand@e-kolay.net
|
|