|
 |
|
|
Zidane'ın kafası, Hannover ve Karembeu ailesi
Fransa milli takımının eski kaptanı Marcel Desally kitabında (Kaptan) Hristo Stoichkov'u anlatıyor.
Bir maçta Bulgar oyuncu doksan dakika boyunca ırkçı söylemleri ile aşağılayıp acıtmaya çalışmış Desally'yi...
Kaptan kendini zor tutmuş.
Zidane tutamadı.
Olayın özü de bu...
Gerisi bol tıraş, yani bundan sonrası...
* * *
Çek asıllı sonradan olma Fransız manken Adriana'nın kocası, Afrika asıllı sonradan olma Fransız Christian Karembeu'nun tepkileri, mesela Bavyeralı Helgalar'dan biriyle evlenen Hannoverli Helmutlar'dan birinin göstereceği tepkiden daha farklı olacaktır tabi...
Evet, ikisi de aynı iş yapıyor, ikisi de nerelerden nerelere gelmiş.
Ama Karembeu, taaa nerelerden taaa nerelere gelmiş.
Taaa deyip de geçmeyin.
O 'taaa'nın içinde neler vardır neler...
Ne Materazziler çıkmıştır karşısına Karembeu'nun ve ailesinin...
Kim bilir?
En azından buralardan tıraş edenler, hariçten racon kesenler bilmez.
* * *
Şu İtalyan stoperler...
Bir kısmı hakikaten rakibi deli eder.
Doksan dakika boyunca çalışırlar da çalışırlar rakibe.
İnce ince.
Yetmezse...
Kalın kalın.
Gianluca Vialli'nin oynadığı o dünlerde, poposuna rakip stoperlerin, kaç defa cinsel taciz yaptığının sayısını o bile hatırlamıyordur.
Küfürü duymamazlıktan geleceksin.
Tekmeyi görmemezlikten.
Tacizi de hissetmemezlikten.
Ne uğruna?
Futbol.
Hadi canım sen de!
Bazen hiçbir başarı, hiçbir paye, hiçbir ödül, bazı şeyleri sineye çekmenin yaratacağı huzursuzluktan daha önemli değildir.
Tabi bence...
Futbol her şeyin üzerinde değildir.
Yaşamın içindedir.
Yaşamın kuralları da futbolda geçerlidir.
Ve...
Yaşama illa tutunmak için, her ne için olursa olsun, kendinden bu kadar vermeye değer mi?
Değmez.
Tabi yine bence.
* * *
Sona 5-10 dakika kala, sonuna 5-10 kala, bir fenomen, durup dururken ve kendi kalesine doğru yürürken, aniden durup, dönüp, birkaç adım gidip rakibine o kafayı atmaz
Kimse yapmaz bunu.
Senede 60-70 tane üst seviyede maç oynuyor Zidane.
Hem de yıllardır
Üstelik bir kaptan.
Ve...
Sonuna 5-10 var.
Ruh hastası olmadığına göre...
Ve...
Böyle bir oyuncuyu, sonuna 5-10 kala, sahadan attırmayı düşünmek bile, futbolda ruhun dibe vurmasıdır.
Profesyonelliğin de.
Niccolo Machiavelli'yle devam edelim...
Rönesans ve hümanizm döneminin önemli bir düşünürüydü.
"Cahilim" diyen Materazzi, Floransalı düşünürü de mi bilmiyor?
"Amaç aracı kutsallaştırır" der Machiavelli...
"Başarıya giden her yol mübahtır."
Onu biliyor belliki.
Zidane ortada, kaçmıyor.
Diğeri saklanıyor, gizleniyor.
Sizce hangisi?
Yaşam ve futbol
Önce...
"Futbolun içinde var, tahrik olmasaydı" diyenlere...
Futbolun içinde "kafa" da var,
Tabi sonrası da.
Sonra...
Futbolu bir din, bir bilim haline sokanlara, ona tapanlara...
Misyonerlerine.
Pirzoladan keyif almak için bir gurmenin yediği gibi yemek zorunda mıyım?
İstediğim gibi yerim.
Tat da benim, zevk de.
Bana ne gurmeden.
Ve...
Futbol bir insanın hayatında, eşle, sevgiliyle yenen bir akşam yemeğinden daha da önemli değildir.
Olmamalıdır.
Ya da anayla, babayla içilen bir beş çayından...
Ya da sevdiği insanla sevişmekten...
Yaşam futbol değildir, yaşamın içinde futbol vardır.
Ve...
Önce zevk ve tat vermelidir seyredene, ilk amaç budur.
Aksi halde...
"Hay böyle zevke, hay böyle tada" derler adama.
Kimse demezse de...
Ben derim.
Futbolun içinde Ronaldinho'yu sahada oynatmamak bile varsa, futbolun içinde Zidane'ı sahadan attırmak bile varsa.
Ve bu futbolun gereğiyse...
"Hay böyle futbolun içine, hay böyle gereğine" de derler adama.
Kimse demezse de...
Ben derim.
Bakın Lucescu ne diyor.
-Güney Amerika ve Afrika takımlarının, Avrupalılar'dan sistem olarak öğreneceği çok şey var.
Doğru...
Avrupalılar'ın da onlardan öğreneceği daha çok şey var ama.
Özgürlük, keyif, samimiyet, ruh ve filan ve falan...
Her sıkı maç golsüz uzatmaya gidiyorsa, finalde şampiyonu bile kaçan bir penaltı belirliyorsa.
Maçın en iyi üç adamı, bir kaleci (Buffon), bir stoper (Cannavaro) ve birde oyun bozucu orta saha oyuncusu (Gattuso) oluyorsa...
Ne diyeyim ben buna?
Sadece...
"Vah vah vah!" belki.
Ve...
Yeter de artar bile.
Bilgin'den...
O dünlerde bir abimiz, durup dururken atıp tutmaya başlamıştı hakkımda.
Beni hiç tanımıyordu.
Sağda solda vıdı vıdı yapıyordu.
Takılmadım.
Duymamazlıktan geldim.
Birgün telefonum çaldı, açtım, karşımda o vardı.
"Sen" (ben) dedi "şerefsiz, aşağılık, terbiyesiz adamın tekisin. Bu meslek (spor yazarlığını kastediyor) senle (ben) dibe vurdu. Bundan sonra heryerde karşında olacağım."
Neden mi?
Sadece kıskançlıktı sebep, çatlayacaktı neredeyse...
"Bu adam seni (kendi kendime konuşuyorum) delirtmek istiyor Bilgin" dedim. Delireceksin. Ve kaybedeceksin...
Sustum.
Sadece ona "Konuşmalarını kaydettim, seni mahkemeye vereceğim" dedim, "eğer bir daha ararsan."
Korktu.
Yüreksizdi de.
Ona Desally gibi davrandım.
Ama bir sene her gece uykumda kıvranıp durdum.
Çok ağırıma gitmişti.
Bu kadar lafı işitmemin tek sebebi, benim modelimin tutmaya başlamasıydı.
Hepsi bu.
İsyan ettim.
Kendi kendimi yiyip bitirdim.
Ve yemin ettim.
O günden sonra kim bana ne dediyse, benden cevabını anında aldı.
Zidane gibi.
Evet...
Bazen hiçbir başarı, hiçbir paye, hiçbir ödül bazı şeyleri sineye çekmenin yaratacağı huzursuzluktan daha önemli değildir.
BİR SERİ İLAN
Pazarları TRT / Pazartesileri Lig TV / Pazartesi ve çarşambaları Radyo Spor / Cumaları Milliyet.
Başka şubem yoktur.
bilgingokberk@mail.com
|
|
|

|