|
Ya sınavda sıfır çeken 46 bin çocuk!
BİR yarışmada ya da herhangi bir alanda yoksul, kıt kanaat geçinen bir ailenin çocuğu başarı kazansın, hemen gündeme gelir:
"Bu koşullar altında okudu, okul birincisi oldu."
"Hem çalıştı hem okudu, üniversiteyi bitirdi."
"Akranları gezip eğlenirken, dershanelere giderken o çalıştı, kazandı!"
Elbette bu gurur duyulacak bir olaydır, belki de fırsat eşitliğine örnek gösterilebilir.
***
GEÇENLERDE sonucu açıklanan Ortaöğretim Kurumları Giriş Sınavı'nda bir inşaat işçisinin oğlu üçüncü olmuş...
Ya diğerleri?
Diğer işçilerin oğulları, kızları, onlar kaçıncı olmuş?
Ya sıfır alan, "sıfır" çeken 46 bin öğrenci kimlerin çocuğu?
***
BIRAKIN kimin çocukları olduklarını, o yaşlarda o sınavlara giremeyen kaç çocuk var, ne yapıyorlar, nasıl yaşıyorlar?
Bunları hiç düşünen yok!
Çünkü bunlar tehlikeli konular...
Milli Eğitim Bakanı'nın işi bunları düşünmek değil, imam hatiplerin önünü açmak, okullarda türban taktırabilmek, özel okulları kollamak...
Eğitim-Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer bakın ne diyor:
"Sınavlarda yaşanan başarısızlıkların asıl sorumlusu, geçmiş siyasi iktidarların izinden giden, kamu okullarının sorunlarını çözmek yerine özel okulları kalkındırmayı kendisine görev edinen Milli Eğitim Bakanlığı ve AKP hükümetidir."
***
MİLYONLARCA insanın açlık sınırında yaşadığı bir ülkede o insanların çocukları nasıl başarılı olacak?
Bir düzen düşünün ki eşitsizlik üzerine kurulsun, bu düzende fırsat eşitliğinden söz edilebilir mi?
Biz bu bozuk düzeni çok iyi bilenlerdeniz?
Elli yıl önce "Atmacanın kafatasının kesitini renkli tebeşirle karatahtaya çizemediğimiz için, bizi kolumuzdan tutup okuldan atan kafa sanki bugün değişti mi?"
***
YA öğretmenler, hele onlar, hele onlar...
Geçen gün birinin gözleri yaşlıydı:
"Okullar kapanınca, üç beş kuruş kazanırım diye pazarcı bir arkadaşımın tezgâhında çalışmaya başladım. Geçen gün annesiyle birlikte pazara çıkan bir öğrencim, öğretmenim, domates kaça diye sormaz mı?"
Gerisini dinleyebilir misiniz?
Biz dinleyemedik...
Ağır havayı dağıtabilmek için, bir öğretmen fıkrası anlattık, bilinse bile...
***
TARİH öğretmeni, arka sırada kaynatan öğrencilerden birini yakalayıp kaldırmış:
"Söyle bakalım, Kartaca Savaşı'nı kim yaptı?"
"Valla billa ben yapmadım öğretmenim!"
Tarihçi o hızla öğretmenler odasına dalmış, karşısına ilk çıkan kimyacıya dert yanmış:
"Kartaca Savaşı'nı kim yaptı diye soruyorum, valla billa ben yapmadım diyor."
"Der, muhterem der, bunlar böyledir. Hem yapar hem de yapmadım derler!"
Tarihçi çıldıracak, müdüre çıkmış, anlatmış:
"Öğrencisi böyle, öğretmeni böyle, çıldıracağım!"
"Aldırma hocam aldırma! Bakanlığa yazar sorarız, kim yapmış bu Kartaca Savaşı'nı diye!"
***
TARİHÇİ, fırlamış doktora gitmiş, rapor almış. Birkaç gün sonra bakanlıktan bir mektup:
"Ödenek yetersizliğinden bu yıl Kartaca Savaşı yapılmayacaktır."
Öğretmenlerin yüzünde bir gülümseme gölgesi belirmişse ne mutlu bize.
h.pulur@milliyet.com.tr
|
|