
|
|
|
 |
|
|
İstanbul Rumları
İstanbul'da düzenlenen ilk Rum konferansı gibi toplantılar sorunları daha iyi anlamaya ve çözmeye yarıyor
Fax: (0312) 427 20 64
Bizans İmparatorluğu'ndan kaldılar. Bu isme aldırdıkları yok, Roma ve Romalılık adını ısrarla kullanıyorlar. Geçen hafta Zoğrafyan Liseliler Derneği olarak Dimitris Frangopulos, Frango Karaoğlan ve Laki Vingas gibi dostların girişimleriyle 1-2 Temmuz'da İstanbul'da ilk Rum konferansı düzenlendi.
Eğer bu resmi, devletlerarası bir toplantı olsaydı, hadisesiz ama pek de anlamı olmayan, izlemeye değmez bir faaliyet olabilirdi. Kendisini doğru olarak hâlâ Rum (Romion-Romalı) diye adlandıran bir azınlık dünyanın dört bir tarafından gelen üyeleriyle o gün oradaydı.
Bugün Ortodoks-Rum dini aidiyetleri dolayısıyla Hellen asıllı olmayan unsurlar da İstanbul Rum cemaatinden sayılıyor. En çok Antakya ve civarından şehre göçen bu inançtaki, Arapça konuşan yurttaşlarımız haliyle o toplantıda değillerdi. Yunanca ve Hellen kültürü başka, Arapça ve Arap kültürü başkadır. Din olarak İslam'ı da Hıristiyanlığı da kapsayan bir zenginliktir. Ama şüphesiz tartışmalarda bu konu da bütün açıklığıyla ortaya kondu. Zaman gerçekten herkesi ve her şeyi değiştiriyor.
20'nci yüzyılın başında İstanbul'daki Rum-Ortodoks nüfus 230 bindi. Demek ki şehirde her dört kişiden biri bu kalabalık cemaattendi. İki bin yıl içinde, iki imparatorluk ve iki kültürün yeryüzü hakimiyetindeki serencamını burada tasvir edecek değilim. Tarih öğrenilir, değerlendirilir, hesaplaşma alanı değildir.
Mutlaka korunması gereken iki dil
İstanbul Rumluğu bugün Patrikhane çevresinde toplanmıştır. Şüphesiz laik görüşler ve unsurlar da vardır. Ama Patrik I. Bartholomeos'un topluluğun reisi ve en liberal üyesi olduğunu bizzat cemaatin aydınları söylüyor.
Samimi bir toplantıydı. Onlarca yıl kapalı kapılar ardında konuşulan mevzuların ortalığa döküldüğüne şahit oldum. Açık bir tartışma ortamıydı. Apoyev Matini gazetesinin başyazarı Mikail Vasilyadis, Yunanistan Eğitim Bakanlığı'nın temsilcisine gayet sert çıktı: "Hiçbir şey bilmiyorsanız önce öğrenin." Genelde iki ülkenin azınlıkları hukuklarını korumak ve yönlendirmekle yükümlü anavatan demokratlarının eksik bilgileri ve sorunlarından uzak dünya görüşleriyle cebelleşmek zorundadır.
Doğrusu çok ilginç tenkitler dinledim. Atina'dan yönlendirilen eğitimin ve kitapların cemaatin gerçekleriyle bağdaşmadığı söylendi. İlk gün önemli bir tartışma konusu da; İstanbul Rum okullarındaki yarıdan biraz fazla nispette Antakyalı Arap öğrencilerdi. İstanbullu Rum öğrenciler Türkçe konuşuyorlar, Yunancaları da sorunluymuş; Araplar ise Arapça. Bunların bir sınıfta düzgün eğitim görmeleri mümkün değil.
Şu kadarını söylemeliyiz; Yunanca beşeriyetin önemli bir kültür dili. Arapça beşeriyetin hiç tartışmasız çok yaygın bir kültür dili. Bu iki dili problem haline değil, bir zenginlik halinde korumak gerekir. Nitekim İstanbullu bir Rum olan, Sorbonne Üniversitesi' profesörlerinden Hristos Kleris'in iki cemaatin de kendi dillerinde eğitim görmelerini önermesi tasvibe şayandır.
Bu konuda herkesin iyi niyetli bir işbirliğine girmesi gerekir. Ulusal özelliklerin dini kompartıman içinde kaybolacağını düşünmek hayaldir. Bu toplantıda sadece İstanbul Rumları değil, herkes bir şeyler öğrendi. Sivil toplum kuruluşları bazen nitelikli faaliyetler de yaparlar. Galiba Türkiye ve Yunanistan'da yapılacak bu tip karşılıklı toplantılar, sorunları daha iyi anlamaya ve çözmeye katkı sağlar.
|
|
|

|
|