|
 |
|
|
Kötü bir özerklik masalı
Sporda özerklik yutturmacadır bu düzende. Kandırmacadır, kendini yönetme yetkisini kısıtlamaktır.
Seçme özgürlüğünü gasp etmek, otoriteye kayıtsız itaat istemektir özerklik.
Gerisi hikaye.
Gerçek anlamda "özerkim" diyebilen kaç federasyon var sanıyorsunuz bu ülkede?
Söz geçiremedikleri üç beş tanesini ayırın...
Kalanların tamamı güdümlüdür.
Dizginler yine sporu politikaya malzeme yapan teşkilattadır.
Canları isterse para verir, istemezse süründürürler.
Sözde özerklik tanırlar ama izinsiz su içmeye göndermezler.
Federasyon başkan adayı olmanız için bilgi, birikim, deneyim, kariyer, sağlam bir alt yapı, yetkin bir kadro gibi kıstaslar geçerli değildir bu kurguda.
Aksine spordan anlamıyorsanız, bugüne dek herhangi bir spor müsabakasına gitmemişseniz daha makbulsünüzdür.
Hele dünya görüşünüz müstakbel yöneticileriniz ile örtüşüyorsa, işiniz tamam demektir.
Sandığın anahtarı ana statüler, seçimi kazanacağınız biçimde hazırlanır, onaylanır.
Delegeler istenildiği gibi ayarlanır.
"Komiteler" oluşturulur, devletin imkanları, cep telefonları kullanılır.
Belediye başkanları, milletvekilleri hatta bakanlar aranır.
Sonra yeterliliklerine bakılmadan "seçtirilen" bu insanlar ve federasyonlarından sportif başarı beklenir.
Komik değil mi?
Yazık ama gerçek bu.
İşte size 22 Temmuz'da yapılacak Bilardo Federasyonu genel kurulu öncesi çarpıcı bir örnek.
Yanlış anlamayın, bu bilardonun değil Türk sporunun sancısıdır, ayıbıdır.
Geçen yıl Sivas'daki bilardo kulübü sayısı sıfır, aktif sporcu sayısı sadece 2'dir.
Bu yılın ilk altı ayında kulüp sayısı 19'a, faal bilardocu sayısı ise, sıkı durun...
Tam 2 bin 74'e çıkmıştır.
Bilardo Federasyonu'nun genel kurulunda Sivas ilini temsilen oy kullanacak delege sayısı 23'dür.
İstanbul sekiz, Ankara onbir delegeye sahip, İzmir'in, Adana'nın, Samsun'un, Van'ın, Kayseri'nin tek bir delegesi yokken...
Sivaslı federasyon başkanının memleketinden tam yirmiüç oy ceptedir.
Ne kadar ilginç?
Tıpkı elli federasyonun elli yılda Sivas'ta yetiştirdiği lisanslı bayan sporcu sayısı 768 iken, son altı ayda aynı kentte bilardoda bayan sporcu sayısının 573'e yükselmesi gibi!
Hani spor yöneticilerinin çok öğündükleri, gelişmeye kıstas gösterdikleri sporcu oranındaki önlenemez artış var ya!
İşte budur nedeni o sahte tablonun.
Sabun köpüğü gibi.
Halterde, tekvandoda, yüzmede, güreşte ve ötekilerde de durum farklı değildir.
Bir başka örnek.
Binicilik ve Judo'ya alternatif olacak Sencer Güneşsoy ve Temel Çakıroğlu'na tehlike arz ettikleri için adaylık kapıları kapatılır.
Gerekçe komiktir.
Statüye yapılan itirazlara zamanında yanıt vermeyen spor teşkilatı, büyük bir pişkinlikle başvuru süresini geçirdikleri için Güneşsoy ve Çakıroğlu'nu devre dışı bırakmıştır.
Uzun lafın kısası kurdukları sistem budur.
İstemedikleri birinin seçilme şansı yok denecek kadar azdır.
Ve bunun adı demokrasi, bunun adı "özerkliktir."
Ta ki yargının kapısına kadar!
Sakata geliyoruz
"Kendi kendimizi sakatlıyoruz" diyor Prof. Dr. Mehmet Binnet.
Futbol Federasyonu Sağlık Kurulu Başkanı Binnet yaklaşık iki yıl süren çalışmanın çarpıcı sonuçlarını Tam Saha dergisine açıklarken, geçen sezon Türk futbolundaki sakatlıkların yüzde 36'sının maçlarda, yüzde 64'ünün ise antrenmanlarda ortaya çıktığını söylüyor.
Teknik kadrosunu birden fazla değiştiren takımlarda ise kas sakatlanmalarının daha yaygın olduğunu belirtiyor.
Nedeni ise çok basit;
Ya oyuncular yeni antrenörün gözüne girmek için kendini zorluyor ya da yeni teknik adam seleflerinden daha farklı bir fiziksel yükleme yapıyor.
Sakatlık şekillerinde de ilginç saptamalar dikkat çekiyor.
Geçen yıl yaşanan sakatlık olaylarının yüzde 36.19'nun temasa bağlı, yani ikili mücadelelere dayalı, yüzde 63.81'nin ise temas olmaksızın gerçekleştiğini ifade ediyor.
Kötü antrenman, endüstrileşen futbolun insanlık dışı zorlamaları, daha fazla para kazanma uğruna girilen riskler, düzensiz yaşam, aşırı yüklenme, konsantrasyon eksikliği gibi faktörlerin sakatlıklardaki rolünün altını çiziyor Mehmet Binnet.
Ve bilimsel antrenman yöntemlerini kullanan teknik direktörlerin sakatlık oranını çok aza indirdiğini vurguluyor.
Örnek olarak da Ersun Yanal'ı veriyor.
Yeni sezon öncesi tüm kulüpler ve teknik adamlarımıza "sakata gelmemeleri" adına bu çalışmayı öneririm.
Özekşi ve alçaklar
Korkakların, acizlerin işidir bu.
Savunmasız bir insan ve masum eşine öldüresiye saldırmak alçaklıktır.
Yaşamı boyunca doğruluk ilkesinden ödün vermeden adam gibi gazetecilik yapmaktan başka amacı olmayan Ökkeş Özekşi'yi hedef seçenlere insan demeye dilim varmıyor.
Yıllardır birileri bu ülkede gazetecileri hedef gösterir.
Doğruların yazılmasından, gerçeklerin ortaya konmasından, çıkarlarına dokunulmasından rahatsız olanlar kolay yolu, şiddeti seçer.
Ve sonra üç paralık maşaları devreye girer.
Yazık ki çoğu da elini kolunu sallaya sallaya ortalarda dolaşır.
Ökkeş ağabey ne ilk ne son olacak.
Dürüstlük ve insanlıktan başka mirası olmayan Ökkeş Özekşi'yi en kısa sürede aramızda görmek istiyoruz.
Dostlarının sevgisi ve iyi dileklerinin onu eskisinden daha güçlü olarak bize kavuşturacağına inanıyoruz.
cersen@milliyet.com.tr
|
|
|

|