|
 |
|
|
Benimkisi de bir Juventus hikâyesi
Önce...
Juventus diğerlerinden daha kirli değil.
Daha temiz de.
Diğerleri...
Ben, sen, o, biz, siz, onlar.
Ve şimdilik boş verin.
Bize ne?
Sonra.
Mesela, bizimkilerden daha kirli değil.
Daha temiz de.
Ortada öyle olan biten çok bir şey de yok, veya bizdekinden daha çoğu yok.
Hakem ayarlamaları ve hakem atamaları ve onlara baskı ve gerisi merisi, ve filanı ve falanı.
Bizde her hafta yapılan...
FIFA'nın bile zaman zaman yaptığı.
Ama akıllılar.
Ve de...
Cin gibiler.
Dünya futbolunun en üzerindeyken, dünyanın gözü onların üzerindeyken...
Raconu kestiler.
Tam zamanında...
Ve...
Daha büyüdüler.
Şimdi, ellerindeki mal, daha da değerli.
İtalyan neleri pazarlamış...
Yakında bütün dünyanın bir tur attığı o eğri Pisa Kulesi'ni düzeltip, o bütün dünyaya bir tur daha attıracaklar.
Görürsünüz.
Juventus'u mu pazarlayamayacak?
* * *
Juventus'la Ajax Roma'da final oynuyorlardı.
Bir gece önce Kaya (Çilingiroğlu) ile beraber Piazza Navona'daydık.
Tarihi meydanda binlerce Hollanda'lı vardı.
Ellerinde de traş makineleri.
Aniden "Gianluca! Gianluca!" diye bağırarak sıfırlamaya başladılar kafalarını.
Gianluca Vialli Juventus'daydı ya...
Sonrasını boş verin.
Her biri otuz-kırk şişe bira içen adamın olduğu yerde neler olursa onlar oldu.
Polis çağırdı meydandaki İtalyanlar.
Rahatsız olmuşlardı.
Gele gele bir Alfa Romeo dolusu polis geldi.
Terör polisi.
Önce meydandaki Hollandalılar'ı kestiler, sonra aralarından birini seçtiler, sonra onu bir duvara dayadılar, ve sonra mafiose İngilizce'siyle beynini yemeye başladılar.
-Herkes evine dönecek, sen no!
-Herkes anasını babasını göcecek, sen no!
-Herkes karısıyla bir daha, sonra bir daha, sonra bir daha sevişecek, sen no!
Daha neler neler...
Yarım saat sürdü.
Hollandalı arada bir, "Niye ben, niye ben, niye ben?" diye diye yavaş yavaş bitti.
"Sen onların capo'susun (şef anlamında).
Onun için sen.
Evine dönmek istiyorsan, arkadaşlarını al ve on dakikada toz olun buradan"
On dakika sonra, meydanda bir tane Hollanda'lı kalmamıştı.
Meydandaki İtalyanlar, işte tam o anda, polislere tepki göstermeye başladı.
-Adama adam gibi davranın!
Yine rahatsız olmuşlardı.
Tepki gittikçe büyüdü.
Neredeyse, meydanın içine eden Hollandalılar'ı çağırıp özür dileyeceklerdi polisler.
Kalabalıkların gücü.
Ve tepkisi...
* * *
O devrin adamlarını bitirmek istiyor İtalyanlar.
Moggi'yi, Galliani'yi, Moggimsiler'i, Gallianimsiler'i.
O devri de.
Ve...
Bence.
"Juventus'a da bunu yaparlarsa, Dünya Şampiyonu'na da bile bunu yaparlarsa, kim bilir bize ne yaparlar?" duygusu var ya...
Gıkı çıkar mı kimsenin bir daha?
İtalya'nın ''yedi kız kardeşler'' denilen yedi büyük takımından üçünü küme düşürmek, dördüncüsünü küme düşürmekten beter etmek...
Hem de Berlusconi'nin kıl payı kaybettiği seçimden hemen sonra.
Kimsenin, buzağıyı aramak aklından bile geçmedi.
Ne tuhaf değil mi?
Toplumsal tepki her yerde oluşuyor oralarda.
Piacza Navana'da da.
Statlarda da.
Veya burada da veya şurada da.
* * *
Torino'da üç beş maç dışına bir stat dolusu Juventus'lu yok.
Torino için canını verecek Juventus'lu sayısı, üç beş.
Kanını verecek beş on.
Kulübün hakkını korumaya meraklı Juventus'lu sayısı da hadi elli yüz olsun.
İtalya'da olsun olsun, bir milyon da saf kan Juventus'lu olsun.
Ama dünyada bir milyar Juventus sempatizanı var.
Ve şimdi katlandı.
Marka böyle korunuyor ve büyütülüyor.
* * *
Bizde üç büyüklerden biri, federasyona başvurup, "Ben şunları şunları yapmıştım zamanında, pişmanım. Beni ikinci lige düşürün" dese, kaybeder mi kazanır mı?
En azından, diğer iki büyükten, daha büyük olmaz mı?
Ve...
İlhan Bey'le bağlayalım...
İlhan Cavcav'la.
Profesyonel Futbolcular Derneği'nin gecesinde, anlattı.
LIG TV yayınladı.
Çocukken bir Galatasaray-Fenerbahçe maçına gitmiş, ilk devre Galatasaray 2-0 mağlup.
Soyunma odasına kulağını dayayıp, içerdeki konuşmaları dinlemiş, ''Galatasaraylılar Galatasaray Marşı söylüyorlardı'' diyor.
Sonra, Galatasaray 3-2 yenmiş Fenerbahçe'yi.
Elli altmış sene önce, bir soyunma odasında olan biteni bile bilen İlhan Bey, elli altmış senedir futbolun içinde olduğuna göre, kim bilir neler biliyordur.
Bir anlatsa ya.
Mesela İlhan Bey...
Hani laf İlhan Bey'e geldi diye.
Ya da İlhan Bey gibi biri.
Ya da İlhan Beyimsi biri.
İtalya'da temiz ellerin başladığı dünlerde, savcının adamları İtalya'nın en büyük iş adamlarından birini gözlerine kestirmişlerdi.
Kimse konuşmuyordu.
Kanıt yoktu.
İş adamı hem yaşlıydı, hem de vatanperverdi.
''İtalya'ya bu kadar hizmet yaptın'' dediler, İtalya seninle gurur duyuyor. Son bir hizmet daha yap. Kime ne biliyorsan anlat."
O da anlattı.
Ve...
Temiz Eller başladı.
KAREMBEU İÇİN
Chiristian Karembeu'nun Yeni Kaledonya'lı olduğunu biliyordum.
Valla billa.
İster inanın...
İster inanmayın.
Afrika'lı diye yazmışım.
Niye öyle yazdığımı da bilmiyorum.
Yine valla billa.
Onun için seçmiştim zaten onu. Fransız Milli takımındaki tek Yeni Kaledonya'lı oyuncuydu.
Ve de karısı Çek.
Ve de popüler.
Ve de filan falan...
Ne mail yağdı ama.
Ne kadar kovalayan varmış beni.
Ve...
Haklılar.
Ve...
Olur böyle şeyler.
G.Saray için
Radyospor'daki programıma biri bağlandı...
Bayrampaşa'dan arıyordu.
Bir amatör kulübün altyapı sorumlusu.
-Elimizde neler var neler, ne canavarlar var. Ama kimse ilgi göstermiyor.
-Neler var?
-Üç çocuk var, ikisi açık ama ne açık, bir görseniz...
-Üçüncüsü?
-Ön libero.
Hemen atladım.
On yaşında...
Genç yani.
Geleceği de parlak.
İstanbul'a gelip, yaşayacağı yeri önceden görmesi de gerekmiyor.
Karısı da yok, tabi vıdı vıdısı da.
Çocuğu da yok tabi okul mokul sorunu da.
Bonservisi elinde, peşinat istemiyor.
Bitmedi.
Stoper de oynuyormuş.
İşte Adnan Polat'ın tam istediği oyuncu.
Keşke üç beş gün önce bağlansaydı, belki Tolga'yı da almazlardı.
Galatasaray'a bir kıyağım olsun.
Komisyon da istemiyorum.
BİR SERİ İLAN
Pazarları TRT / Pazartesileri Lig TV / Pazartesi ve çarşambaları Radyo Spor / Cumaları Milliyet.
Başka şubem yoktur.
bilgingokberk@mail.com
|
|
|

|