|
Anayla ölü oğlu!
Berlin, yaralarını hâlâ saramamış, acılarını yaşamaya devam eden bir şehir. Benim için öyle. O yüzden insanın içini acıtır Berlin.
Ne zaman öyle amaçsız yürüyüşe çıksam, içimde bir hüzün dalgası kabarır. Savaşla, Hitler'le, Yahudi Soykırımı'yla, Gestapo'yla, Nazizm'le, Duvar'la ya da Rosa Lüksemburg'la, Brecht'le, Kabare'yle, 1930'ların Orta Avrupa'sıyla ilgili çağrışımlar, imgeler kıpırdanmaya başlar.
O heykeli unutamıyorum.
Ölü oğlunu sımsıkı kucaklamış, bağrına basmış bir ana... Savaşı lanetleyen bir heykel...
Bugünlerde ne çok ana oğlunu kaybediyor.
Lübnan'da...
İsrail'de...
Anadolu'da...
Güneydoğu'da...
Ne çok ananın gözleri yaşlı. Kimi ölü oğlunu bağrına basabiliyor, kimi bunu da yapamıyor. Berlin'deki o ana da ölü oğlunu bağrına basamamış.
Ama heykelini yapmış, öylece sımsıkı kucaklamış, bağrına basmış ve bütün anaların acısını, savaşa karşı çığlıklarını anıtlaştırmış...
Oğlunun adı Peter.
Bir Alman. 1914'te savaş patlayınca Berlin'den cepheye, ölümüne gitmiş... Heykeltıraş annesi Kaethe Kollwitz, acısını ancak taşa oyabilmiş. Peter'ını kucağına almış, bağrına basmış, acısını öyle yaşamış.
Savaşı öyle lanetlemiş.
Birkaç yıl önce Berlin'de Ayşe'yle Unter den Linden Bulvarı'ndan aşağı, Alexanderplatz'a doğru yürürken tesadüfen görmüştük o heykeli, savaş acılarını temsilen dikilen sade bir anıtın içinde.
O heykel aslı değil, büyütülmüş haliydi. Aslını görmek, geçen ay kısmet oldu. Futbol topunun peşinde koştururken yolum bir ara Berlin'de Fassanenstr'ye düştü. Ağaçlar arasında eski bir ev, kapısında Kaethe Kollwitz Müzesi yazıyor.
O heykel ve başkaları.
Hepsi savaşa karşı birer çığlık... Çoğu, analar ve oğullar... Ayrıca Kollwitz'in posterleri, savaş bir daha asla diyen...
Ne acı!
"Savaş bir daha asla!" diyen posterin tarihine bakıyorum, 1924. On beş yıl sonra Hitler'le birlikte bir savaş daha yaşıyor Kaethe Kollwitz ve savaşın sonunu göremeden ölüyor.
Hayat, peri masalı değil!
Fakat Kaethe Kollwitz mutlu olmalı. Çünkü, bir büyük sanatçı olarak savaşa lanet okuyan çığlığını her gün kaç kişi hissediyor ve acısını paylaşabiliyor bu sessiz, sade müzede...
Ama savaşlar bitmiyor.
Berlin gibi insanın içini acıtan bir başka şehir de Beyrut'tur. Geçen yıl nisan ayında, Akdeniz'in o güzelim maviliğine tepeden bakan stüdyosunda konuşup bir kadeh içmiştik ressam Hüseyin Madi'yle. "Hakikaten korkuyorum" demişti, "Yeniden savaş olacak diye..."
O akşam vakti, Lübnanlı gazeteci milletinden Michel de vardı. İstanbul'u, Cumhuriyet gazetesini, Cengiz Çandar'ı iyi bilen, tanıyan Michel, hiç eksik olmayan o hüzünlü haliyle, "İç savaş döneminde, on beş yıl boyunca yüreğimiz kanadı, ruhumuz başkalaştı; bir daha savaş olmasın Allah aşkına" demişti.
Yine savaş var Lübnan'da.
Ara sıra telefonlaşıyoruz Michel'le. Savaşı artık biraz da gülerek anlatıyor. Yüreği mutlaka kanıyor ama belli etmiyor.
Ben o heykeli unutamıyorum.
Ölü oğlunu sımsıkı kucaklamış, bağrına basmış bir ana... Savaşı lanetleyen, savaşa karşı çığlığı anıtlaştıran o heykel bugünlerde gözümün önünden hiç gitmiyor. Bugünlerde ne çok ana oğlunu kaybediyor Lübnan'da, İsrail'de, Anadolu'da, Güneydoğu'da...
Ama o heykel, savaşa karşı çığlığı taşa oyarak anıtlaştıran...
İyi pazarlar!
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|