|
San Marco / Marko Paşa
Venedik'in ünlü San Marco Meydanı'nda sıra sıra kafelerden sadece üçünde canlı müzik vardır. Diğerlerinde CD bile çalınmaz. Kafelerden her birinde sadece üç performans yapılır.
O bitene kadar, diğer iki kafede çıt yoktur. Sonra diğer kafedeki sanatçılar, üç performans yaparlar. İkisinde ise ne ses, ne nefes...
Ardından sıra üçüncüye gelir...
Ve böylece, dönüşümlü olarak müzik ziyafeti saatlerce sürer.
Meydanı dolduran binlerce turist, sıra hangi kafedeyse onun önüne akar.
Bu bir kültürdür.
Sanata saygıdır, kalitedir.
Venedik, her yıl turistle dolar taşar.
"Bu, su üstü kent, turist yüzünden batacak" diye mizah yapılır.
Kirli, bulanık sularına el soksan yara olacak Venedik, turistle dolar taşar da, pırıl pırıl mavi sulara sahip Türkiye, "bu yıl turist az" diye ağlar.
San Marco Meydanı'nın müzik gösterisi, banda alınıp çoğaltılarak bütün kıyı şeridi belediyelerine gönderilmeli.
...............................
Konuştuğum turistlerin hepsi "ses kirlenmesinden" şikâyetçi.
Gece "uyuyamadıklarını" söylüyorlar.
Gerçekten... Bütün barlar, diskolar, beach'ler sabahın 9'undan başlayarak tüm gece, gün ışıyıncaya kadar bangır bangır, güm güm disko müziği yapıyorlar.
Buna bir de "yüzer diskoları" ve "motorlarla ay ışığı gezilerini" ve hepsinin koylara serpilmiş oteller, moteller, tatil köylerinin neredeyse içlerine girip demir attıklarını ekleyiniz... Güzelim Akdeniz ve Ege sahilleri, bu müthiş ses kirlenmesiyle "dinlence" olmaktan çıkıyor, "işkenceye" dönüşüyor.
...............................
Özellikle günübirlik tesislerin, yüzer diskoların başlıca tercihleri, "elektro bağlama" refakatinde güm güm davul ve darbuka...
Sıtma görmemiş bir erkek sesi... Sürekli yanıp sönen, gözlere çakan ışıklar altında çığlık çığlığa göbek atanlar...
Denizde ses, aritmetik diziyle katlanarak ve volümünü büyüterek yayılır.
Bütün bu saydıklarımın aynı mekânda, aynı koylarda birbirine karıştığını düşünün.
Kesmedi mi?
Eğer o günübirlik tesislerde bir de düğün, nişan varsa, havaya takır takır kurşun sıkıldığını, bunca ses bulaşığına ilave edeyim.
................................
Bu dehşeti, Kemer koyunda dehşetle yaşadım.
Oradaki Fransız tatil köyündeydim. Çılgın müzik bulaşığı, kıyıdaki tesislerden üstümüze üstümüze boca edilirken yarımadanın üstündeki tesisten de takır takır silah saydırmaya başladılar.
Fransız'ı, İtalyan'ı, Alman'ı, İngiliz'i dehşet içindeydi.
Yıllardır bu köye gelenlerin bir kısmı "artık bu son" diyorlardı.
................................
Ancak... Gittiği her yerde başarı izleri bırakan Antalya Valisi Alaaddin Yüksel'in etkili müdahalesiyle son üç haftada büyük ölçüde düzelme sağlandığının altını çizeyim.
Fakat gene de yerel yönetimlerin bile bile görmezden geldikleri çirkin kaçamaklar yapıyorlar.
................................
Sadece Kemer değil, her yer aynı...
Örneğin Bodrum'un inci kolye gibi korunmuş bazı beldelerinde de sahiller, bu yaz "ses işkencesine" dönüşmekte.
Bu işi iyi bilen ve iyi uygulayan turizm tesislerinde sabahtan öğleye kadar yumuşacık, ipek gibi müzik yapılır. Sonraki saatler ise, yaşam ve müzik kültürünü gerektirir.
Oysa kebapçı yamakları artık sahil beldelerinde DJ ve animatör...
Çığlık çığlığa "haydi kıvırın" diye bağırışıyor, göbek attırıyorlar.
Çünkü doğru dürüst tesislerde diskolar, havalandırma sistemi olan kapalı, serin ve ses geçirmez mekânlardır.
Yabancılar genellikle bu diskolarda...
Şamata yapılan pop ya da elektro bağlamalı ses kirlenmeleri üreten açık hava tesislerinde ise, neredeyse tamamı bizden müşteriler.
Oysa... İspanya'da, Portekiz'de, Fransa'da, İtalya'da böyle açık hava disko rezaleti, meskûn yerlerde kesinlikle yaşanmaz.
................................
San Marco Meydanı derdimizi Marko Paşa'ya mı anlatmalı?
Belki o dinler.
g.civaoglu@milliyet.com.tr
|
|