|
 |
|
|
Buluşalım Kordon'da!
Yaklaşık bir yıl aradan sonra yeniden İzmir'deydim... Yeniden gurur duydum İzmirliliğimle...
Avrupa Ümitler Basketbol Şampiyonası düzenleniyordu, futbolda Türkiye haritasının dışına düşmüş kentimde... Ama olsun, İzmirliler sadece futbolu değil, sporun tümünü seviyordu.
Alsancak'ta Atatürk Spor Salonu ile fuardaki Celal Atik Spor Salonu arasında mekik dokuyordu İzmirliler... Satışa çıkan biletler, daha öğle saatleri dolmadan tükeniyor, bilet bulamayan binlerce basketbolsever dışarıda kurulan iki dev ekrandan maçları izliyordu.
Adları yeni yeni duyulan, henüz şöhret ve kariyer basamaklarının üst sıralarına çıkamamış 1986 - 87 doğumlu çocukların mücadelesine böylesine yakın ve gönülden ilgi gösterilmesinin tek nedeni olabilirdi :spor kültürü!
İzmir, futbolda Türkiye Ligi'ne temsilci veremiyor ama, Türkiye'nin yüz akı bir seyirci kitlesini sinesinde barındırıyordu. İzmirli sporseverler, 9 gün boyunca Kordonboyu'nda tur atan basketbolcularla tanıştılar, dostluklar kurdular, unutulmaz sohbetlerle duygu ve düşüncelerini paylaştılar. Salonda tanık oldukları her güzel hareketi alkışlarıyla ödüllendirdiler... Yabancı takımların hemen hepsinin gönlünde eşsiz bir yer edindiler.
İzmir'in cehennem sıcağındaki bu cennet görüntüleri arkadaşlarımdan da dinliyorum günlerdir...
Dinlediğim her güler yüzlü anekdottan sonra İzmir'in ölümsüz belediye başkanı Ahmet Priştina'yı saygı ve minnetle anıyorum.
Geçen yıl düzenlenen Üniversiade'ı İzmir'e getiren oydu... Belediyenin ve devletin tüm olanaklarını seferber edip İzmir gençliğini dünya gençleriyle buluşturan ama yine de kimseye yaranamadan şu yalan dünyayı terk eden Ahmet Priştina... Türkiye, onun sayesinde pırıl pırıl bir spor kenti kazanmıştı. Daha da önemlisi kuşaktan kuşağa aktarılacak tertemiz bir spor kültürünün de hamurunu karmıştı Ahmet Priştina.
Avrupa Ümitler Şampiyonası'nda takımımız ikinci oldu. Sırbistan'ı yine yenemedik. Bu teknik sorunun analizini ilgililer elbet yapacaktır. Yine de bu şampiyonadan kazandığımız pırıl pırıl gençler var... Cenk Akyol, Ersan İlyasova, Hakan Demirel ve Oğuz Savaş... İnanın bana, Türkiye'nin yepyeni dev adamları var artık... Şımarmamış, egoları şişmemiş, Avrupa Şampiyonası finallerinde tatil isterisine tutulup oyundan düşmeyecek yepyeni dev adamlar bunlar... Dileyelim , şımarmasınlar!
NBA temsilcileri, Barcelona ve Real Madrid'in gözlemcileri, yoğun takipteydi İzmir'de... Duyduğuma göre, sadece oyuncu izlemekle kalmamışlar, İzmir için de not düşmüşler defterlerine... Yakın bir gelecekte NBA takımlarının İzmir'de gösteri maçlarına geldiğini görürsek, hiç şaşmayalım.
Avrupa Ümitler Basketbol Şampiyonası, ülkemize kocaman bir ümit vererek bitti... O ümit, birgün tüm kentlerimizin de tıpkı İzmir gibi gerçek bir spor kültürüne kavuşabileceği mesajıydı... Umarım kavuşuruz...
...Ve tüm sporseverler... Tüm renklerin kardeş sevgisiyle... Bir akşamüstü mesela, Kordon'da buluşuruz!
Erozyon... Erozyon
Akhisar ovasında köylüler, traktör motorlarıyla dipten bacak kalınlığında su çekip pamuk tarlalarını suluyorlardı... Tütün tarlaları, yerini zeytin fidanlıklarına bırakmıştı... Egeliler gece gündüz ovalarda alın teri akıtıp bereketli hasatlara hazırlanıyorlardı... Tıpkı yeni sezona hazırlananan takımlarımız gibi...
O harıl harıl yaşam temposunun içinde, dikkatimi çekti, dereler kuruyordu yavaş yavaş... Gölmarmara'nın suyu azalıyordu örneğin... Türkiye tarımsal üretim için dip kaynaklarını tüketirken, derelerinden göllerinden vazgeçmek gibi kötü bir tercihle karşı karşıya kalmıştı...
Erozyon kapıyı çalıyordu...
Hem tarım alanlarında... Hem de spor alanlarında....
Birincisinde toprak erozyonu denen bir felaket, bizi hızla çölleşmeye götürüyordu...
İkincisi, ahlak erozyonuydu ve şike iddiaları her gün yeniden gündeme geliyor, İtalya'ya tetkik seyahatleri düzenleniyor, her kafadan bir ses çıkıyordu...
Türkiye'de suç cezasız kalmıştı... Cezalandırılamayan suçlular, işbilir - kahraman unvanlarıyla baş tacı yapılmıştı...
Ahlak erozyonu sporumuzu önüne katmış, sürüklüyordu...
Hepsinin önüne hukukun şaşmaz yasalarıyla sağlam bir set kurup bu korkunç felaketi önlemek gerekiyordu.
Sus artık İlhan abi!
İlhan Cavcav, yine konuşmuş.... Teşvik priminin suç olmadığını, bir takımın zaten kazanma amacını desteklediğini ifade etmiş...
Bu kadar tecrübeye rağmen, böylesine bir yanlışı nasıl yapar İlhan abi, şaşırdım...
Her şey teşvik primiyle başlar aslında...
Rakibinizi yenmesi için, başka bir takıma para verirsiniz... Böylece o takımı teşvik etmiş olursunuz. Yenmek zoru başarmaktır... Yenerlerse parayı alırlar...
Ama yenemiyorlarsa.... Yenemeyeceklerini düşünüyorlarsa, daha kolay bir yola saparlar...
"- Falan takım sizi yenmemiz için teşvik primi yolladı.... Artık siz de elinizi cebinize atın!"
Bunun adı şikedir... Yenilmek kolay bir eylemdir... Ve para kolay yoldan elde ediliverir...
Teşvik primi, doping gibi rekabeti haksızlığa sürükleyen bir illettir ayrıca.
İlhan Abi bunları bilir... Ama yine de teşvik primini savunur...
Kimbilir bu yolla belki de "saçmalama" hakkını kullanır!
agokce@milliyet.com.tr
|
|
|

|