Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 26 Temmuz 2006 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Kefiye - 2
Roma'ya bizi götürün!


Herkes olan bitenden bir "doğal afetmiş" gibi söz ediyor. Bölgeye Kızılhaç gidiyor, UNICEF çağrı yapıyor, Birleşmiş Milletler'de barış "işlerine" bakan birileri, insanların battaniyelere ihtiyacı olduğunu söylüyor.
Sanki, bir sel baskını ya da bir deprem olmuş gibi konuşuyor herkes. Gazeteler, televizyonlar bu bir işgal değilmiş, Allah'tan gelen bu felaketin yaralarını sarmaktan başka çaremiz yokmuş gibi veriyor haberleri. Reel politikanın en övündüğü hasleti olan "soğukkanlılık" sürdürülürken "beş yıldızlı otel diplomasisinin" çatal bıçakları kuralına göre, ağır ağır kullanılıyor. Öfkeden söz edenler "Hizbullah'tan sayılacağı" için, söz sahiplerinde kahredici bir "normalizasyon" çabası.

Viva Zapatero!
İşte bütün bu "usturuplu" atmosfer içinde bir tek adam, adam gibi davrandı Batı dünyasından. İspanya Başbakanı Jose Luis Zapatero! Zapatero iki gün önce partisinin gençlik kolları toplantısında yaptığı bir konuşma sırasında bir gencin omuzlarına bıraktığı kefiyeyi kabul etti. Omuzlarında, İsrail'in şımarık zulmüne karşı küresel ve tarihsel bir simge olan kefiyesiyle İsrail'i eleştirdi, Lübnan'ın işgalini kınadı. Siyaset budur! Liderlik de...
Diplomasi dehlizlerinde ve karanlık hesaplarla kurulmuş uluslararası siyaset dengeleri içinde kendini yitirmenin adı "soğukkanlılık" ya da "metanet" koyulduğunda, bir ülkeyi, halkları ve giderek insanlığı temsil etmek bu demek.

Roma'ya kefiye!
Dün Can Dündar yazdı. Türkiye, Roma'da yapılacak Lübnan Konferansı'na son anda ABD'nin Dış Savaşlar Bakanı Condi Hanım'ın ani müdahalesiyle davet edilmiş.
Can, "AKP'nin işi zor" diyor. Doğru. Ama Türkiye'de şu anda ölen çocuklara bakarak kahrolan bizlerin görevi şimdi hükümeti orada ne söyleyeceği konusunda zorlamak. Tıpkı Irak'a asker gönderilmesini 1 Mart mitingiyle engellediğimiz gibi şimdi de Roma'ya gideceklerin "bizim adımıza" doğru şeyleri söylemesini sağlamalıyız.
Oraya kim gidiyorsa omzuna (hiç değilse hayali) birer kefiye atmasını istemeli, nereden geldiklerini unutmamalarını, beş yıldızlı otel diplomasisinin lüks ve soğukkanlı havasına kendilerini kaptırmamalarını, Ortadoğu çocukları olarak konuşmalarını istemeliyiz.
Eğer Roma'da ABD işbirlikçileri arasında Ortadoğulu değil de "İsviçreliymiş" gibi konuşurlarsa yalnız kalacaklarını, bir daha kimsenin onları bu ülkede adam yerine koymayacağını söylemeliyiz.
Roma'ya kim gidecekse onlara Türkiye ve Ortadoğu halkları adına birer kefiye göndermeliyiz. Acil ve simgesel bir eylem öneriyorum. Çünkü Türkiye böyle hissediyor, biliyorum. Çünkü bu, bir doğal afet değil. Bu, birkaç kişinin kararını aldığı berbat bir saldırı. İnsanın insana yaptığı tarifsiz bir kötülük. Ve biz insanlar olarak bunu engellemek için bir şey yapabiliriz.

Bombaların çocukları
İsrail'de küçük kız çocukları, Lübnan çocuklarını öldürecek bombaların üzerine isimlerini yazıyorlar ve ekliyorlar:
"Sevgilerle"!
İsrail, sadece Filistinli ve Lübnanlı çocukları öldürmekle kalmıyor, kendi çocuklarını da bir başka biçimde öldürüyor bu savaşta. Bizim görevimiz, sadece Filistin ve Lübnan'da yaşayan çocukları değil, bütün dünya çocuklarını, dünyanın geleceğini korumak.
Halkların, temsili demokrasi denen problemli bir sistemle yönetildiği bugünün dünyasında bizi temsil edenlerin bizi gerçekten temsil etmeleri ve bu görevi bizimle paylaşmaları için her zamankinden daha çok bağırmamız gerekiyor.
Hepimizin artık omzunda bir kefiyeyle dolaşıp ne dediğimizi daha anlaşılır hale getirmemiz gerekiyor.
Onlar soğukkanlı takılabilirler. Bizim öfkeli ve net olmamız gerekiyor!

ecetem@hotmail.com








Taha AKYOL
Doğu kalkınması
DÖRT bin metrekare genişliğinde bir tekstil f...
Çetin ALTAN
"Yüz Yıl Savaşları" ve maden suyu sodası
Napolyon'un ünlü bir sözü vardır; "savaş nedi...
Melih AŞIK
İran senaryoları
Uğur Mumcu gibi aydınlarımızın katlinde rol o...
Fikret BİLA
Ankara asker göndermeye nasıl bakıyor?
Türkiye, Birleşmiş Milletler'in (BM) ve NATO'...
Hasan CEMAL
İş dünyası, AKP dünyası!
İş dünyası ya da büyük iş dünyası diye genell...
Güneri CIVAOĞLU
Lozan'ı delmek...
ABD Dışişleri Bakanı Rice'ın "Yeni bir Ortado...
Abbas GÜÇLÜ
Yeni açılan üniversiteler ve bölümler
Yeni açılan 15 yeni üniversitenin rektörleri,...
Hurşit GÜNEŞ
Petrolsüz açık
Cari açık tartışmaları gerek medyada, gerek p...
Nail GÜRELİ
Servet ve sefalet
Geçen yıl temmuz ayında Hakkâri'nin Yüksekova...
Sami KOHEN
"Yeni Ortadoğu" stratejisi
"YENİ bir Ortadoğu için zaman geldi... Buna k...
Metin MÜNİR
Bir domates, on domates
Modern tarım yöntemleri doğayı mahvetmekle ka...
Hasan PULUR
Başbakan'dan aşağıya...
BENZER bir olayın kahramanıyla karşılaşınca, ...
Meral TAMER
Yoksulların sesi hiç duyulmaz ki...
Yıllardır alıştığımız adıyla Devlet İstatisti...
Ece TEMELKURAN
Roma'ya bizi götürün!
Herkes olan bitenden bir "doğal afetmiş" gibi...
Osman ULAGAY
'Tezkere' geçseydi mucize mi olacaktı?
Irak'ı işgale hazırlanan ABD güçlerinin bu am...
Güngör URAS
TMO, dünya fiyatından buğday satıyor
Nedim Şener'in Milliyet'te yayımlanan haberin...
M. Ali BİRAND
İran, ABD ile güç pazarlığı yapıyor
İran ile Batı dünyası arasındaki çekişmeye dı...

© 2006 Milliyet