|
 |
|
|
Bıçakcı iyi sıyırdı
Futbolumuz "tepeden tırnağa" şike rengi boyanmış, Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy hukukçu eski başkana "gel araştırma komisyonunun başına geç" diyor, Levent Bıçakcı reddediyor.
Medya, haberi "donmuş ithal uskumru" gibi veriyor:
"Levent Bıçakcı kabul etmedi"...
Allah Allah... Bizim bildiğimiz Bıçakcı, futbola bir şeyler katabilmek için onurunun zedelenmesine bile katlanan bir insandı. "Federasyon yöneticiliği becerisi" diyalektik bir konu ama sağlam güvenilir dürüst bir futbol adamıydı. İçi yanıyor olmalıydı okuduklarından.
Altın tepside sunulan yetki kesesiyle, fırsat sabununu niye reddetti acep.
Açtım sordum tabi.
-Sayın başkan, lütfen şu "hukuksal alt yapı yetersiz" klişesini bırakalım. Neden temizlik operasyonunun başına geçmediniz?
-Ercancığım hangi operasyondan bahsediyorsun sen. Bana teklif edilen sadece federasyon asbaşkanının da adı karışan Samsun- Ankaragücü arasındaki söylentiyi araştırmaktı.
-Aaaa... Biz önünüze dosyalar akacak, siz ve güvendiğiniz insanlar son on yılı didik didik edeceksiniz, bizi bu pislikten kurtaracaksınız diye biliyorduk.
-Şaka yapıyorsun her halde. Ortada araştırılacak bir tek konu vardı ve araştırma yapıldıktan sonra kararı verecek olan da yine federasyondu.
-Yani "benim elimden bir şey gelmez" diyen federasyon... Peki şu anda Haluk Bey'in yerinde başkan olsaydınız siz ne yapardınız?
-Önce tüm kulüplerle bir masanın etrafında toplanırdım. Merak etmeyin hepsi başkan düzeyinde gelir. Çünkü yaşadığımız kaostan hepsi şikayetçidir. Bu mesele çözülmezse lig nasıl başlayacak. Maçlara kim gidecek? Mecburen toplanacaklar ve topluma bazı mesajlar verecekler. Bir an önce yapılsa herkes için çok iyi olacak.
Dedim ya, Levent Bıçakcı dürüst bir insandır. Herkesi kendisi gibi sanır. Yine iyi niyetinin kurbanı oluyor ve sanki şu ortalarda gezinen şikeleri, şaibeleri ben yaratmışım gibi kulüplerle federasyonu bir araya getirip çözüm bulmayı teklif ediyor.
Size söyleyeyim.
İlk toplantı karakolda biter.
"Sana para vermedik mi lan"
"Nikahlı karına talibim anam"
Düzey bu. Allah Levent Bıçakcı'yı korudu.
Futboldaki Susurluk
İsim isim sorsanız, ne Haluk Ulusoy'a, ne İlhan Cavcav'a ne de Cemal Aydın'a söyleyecek tek kelimem yoktur.
Hepsi "duayen" mertebesine erişmiş yurtsever, zeki, kaliteli insanlardır.
Lakin, "futbol reddetmektedir" kendilerini.
Belki çok "ileri"dirler, belki çok "geri"...
Bugünün yöneticileri değil!..
Haluk Bey'in yöntemleri, İlhan Bey'in fikirleri, Cemal Bey'in söylemleri şu yaşadığımız krize derman mı, yoksa krizi tırmandıran mı siz söyleyin.
Sayın Ulusoy; açıkça itiraf etti şikenin kendisini ve yönettiği federasyonu aştığını. "Benden hayır beklemeyin" dedi.
Sayın Cavcav; çeyrek yüzyılın birikimini teşvik primini meşru kılabilmek için kullanıp kendisini "şaibeli bir marjinalliğe" mahkum etti.
Sayın Aydın; en büyük bayrağı asanın en vatansever olduğu yaygın ve yanlış kanaatini benimsemiş olmalı ki, suçlamalara en ağır yanıt verenin en namuslu olarak algılanacağını zannetti.
Artık kimse "Susurluk lehçesiyle" yapılan savunmalara itibar etmiyor.
Artık kimse "Susurluk lugatıyla" dillendirilen teşvik yüceltmelerine pabuç bırakmıyor.
Artık kimse "futboldaki Susurluk"un top çevirerek örtbas edilmesini içine sindiremiyor.
3 Kasım 1996'dan biraz önce - biraz sonra, kamyon benzinciden çıktığı sıralarda olsa, dostlarını korumak gibi fazileti yüzünden Haluk Bey'i alkışlayabilirdik.
Teşvik priminin suç olamayacağını iddia eden İlhan Bey'i dobralığından dolayı kutlayabilirdik.
Ukalalık edenin nikahlı karısına talip olduğunu açıklayan Cemal Bey'in cesaretine hayran kalabilirdik.
Susurluktan 11 yıl sonra dersimizi aldık.
İstediği kadar iyi insan olsun, istediği kadar iyi niyetli olsun, demokrasi, hukuk, adalet, nezaket kurallarından birinin bile üzerine basan futbol yöneticisinin "son kullanma tarihi" bitmiştir Türk Futbolu'nda.
Asıl mesele, hangi takımın parayla maç sattığı, hangi hocanın kaç para teşvik dağıttığı değil bu işlerin yapılabileceği fikrini veren üst tavırdır.
İstenmeyen, geride kalması gereken, futbolumuzun seçkin isimleri değil; bilerek isteyerek temsilcisi oldukları duruş, fikir ve söylemlerdir.
Uzatmaları oynuyorlarsa, bizim suçumuz onların talihsizliğidir.
Aslında bitmiştir.
Aynen Dünya Üçüncüsü Milli Takımımız gibi. Zamanı geçince fayda değil zarar vermektedirler.
Ders veren ve ders alan Zico
Zico'nun "rakibi küçümsemeyin" dersi haber oldu...
Lakin Zico'nun aldığı dersler haber olmuyor.
Mesela Anelka meselesi.
Üç gün içinde gitti - geldi Anelka...
"Ne oluyor ya" demiştir mutlaka Zico... Demiştir ve dersini almıştır.
Anelka "gitmek istiyorum" deyince inanıp beyanat vermişti hoca.
Verince zılgıtı yemişti.
Ardından Anelka kaldı.
Birinci ders; her duyduğuna inanma Hoca...
İkincisi; inansan bile konuşma.
Üçüncü; ne olursa olsun şaşırma... Burası Fenerbahçe.
Sponsorlar göreve
Biz medya olarak görevimizi yaptık. Şike bilançosunu, teşvik aktifini, rüşvet pasifini hesap uzmanı titizliği ile yazdık.
Yetmedi...
Çünkü çözüm getirecek merci bulunamadı.
O görev de üzerimize kaldı şimdi.
Ben durumdan vazife çıkarıyorum ve teklifimi yapıyorum:
Şikeyi kim bitirir Türkiye'de?..
Birincisi Yayıncı Kuruluş... İkincisi Lig sponsoru Turkcell... Sonra Ülker ve diğer sponsorlar.
Çünkü muhataplarda ceza korkusu, utanma duygusu falan kalmamış artık.
Varsa yoksa para.
Musluğun başında da sponsorlar.
"Bitsin bu rezalet, yoksa kaparım musluğu" desinler bakın. Ertesi gün suça bulaşmış her insanı koyarlar kapıya.
Plastik ziyafet
Üç perdelik bulvar komedisi devam ediyor, biz de ağlanacak halimize gülüyoruz işte...
Ne şikeymiş yahu...
Canı çeken, ihtiyacı olan, heyecan arayan her Türk vatandaşı rahatlıkla yapıyor...
Kim sorgular bu işi diyoruz; çıt çıkmıyor:
Bakan bey federasyonun yetkisinde diyor. Federasyon Başkanı, Adalet Bakanlığı'nı davet ediyor.
Yoksa Başbakan'a mı gitsek?..
Bekliyorum... Bakalım ilk kim söyleyecek:
"Ah Mustafa Kemal sağ olacaktı ki, bak yapabiliyorlar mıydı bu şikeleri".
Kahkahalarımız gözyaşlarımızı örtüyor. O kadar traji-komik yani.
Bu hurmaların acısı çıkacak bir gün.
Belki yarın, belki yarından da yakın.
Bakın; hangi takımı tuttuğu önemli değil. Genç dostum bana dedi ki; "Babam çocukluğumdan beri ilk kez kombine bilet almadı bu sezon. Şike olaylarından nefret etmiş. Nesine gideyim dedi".
"Ziyafetimiz var. Kuş sütü eksik. Davetlisiniz... Yalnız yemekler renkli plastiklerden yapıldı lütfen ısırmayın" türünden absürd bir durum var ortada.
Yemezler artık. Yemeyecekleri yemeklerin ziyafetine de gitmezler.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|