|
Hanefi Avcı gibi adamlar
YOOO, bu Hanefi Avcı'ya birileri haddini bildirmeli...
Adam, Emniyet Genel Müdürlüğü'nde önemli görevlerin üstesinden geldikten sonra Edirne'ye atanıyor.
Anlasa ya, niçin sınıra sürgün edildiğini anlasa ya! Her ne kadar Edirne Avrupa'nın sınırıysa da, bu bir işarettir.
Neyin işareti?
Etliye sütlüye karışma, otur oturduğun yerde, bugün Edirne, yarın Hakkâri...
* * *
AMA bu gibi adamlar rahat durmazlar ki, daha doğrusu rahat onlara batar, geçenlerde Kapıkule'yi perişan ettiler, her yere gizli kamera yerleştirip rüşvetin filmini çevirttiler.
Filmin yönetmeni kim?
Edirne Emniyet Müdürü Hanefi Avcı...
Gerçek filmi, öyle temiz çekmişti ki, kim bilir kaç kişi yutkunmuş, "Yine başladı, kaşınıyor!" diye kendi kendini yemiştir.
Böyle büyük bir soygunu ortaya çıkaran adamı da ertesi gün görevden alıp münasip bir yere gönderemezler ya!
Yerinde bırakırlar ki, hava biraz yatışsın, şarkısı bile vardır: "Denizler durulmaz dalgalanmadan!"
Ama adam gayri kabili ıslah, yani yola girmez.
* * *
BU sefer de patlattığı bombaya bakın, meslektaşı olmakla gazeteci olan herkesin onur duyacağı Nedim Şener'in haberinin özeti şudur:
"Un yolsuzluğu Hanefi Avcı'ya gelen bir ihbarla ortaya çıkar. Çetenin önde gelenlerinin telefonlarını dinleyen polis bu kişilerin anlaştıkları un fabrikaları adına Toprak Mahsulleri Ofisi'nden ton başına 150 dolar düşük fiyatla buğday alırlar, buğdayları işleyip un halinde ihraç edeceklerdir. Fabrikalar üretmedikleri un için Irak'taki şirketler adına fatura keserler, Habur'daki gümrük memurları hayali buğdayın tonu başına 60 dolar rüşvet alırlar. Firmalar da sahte belgelerle yüzde 18 KDV iadesi, düşük faizli ihracat kredisi alırlar."
* * *
İŞTE "Hanefi Avcı" gibi adamlar böyle adamlardır, saçı bitmedik yetimin hakkını korumak uğruna, ne kendileri rahat ederler, ne de etraflarında huzur bırakırlar. Oysa en azından "Salla başını, al maaşını!" demek varken...
* * *
HANİ geçenlerde bir yazı yazmıştık, bir resmi dairenin bütün memurları görevden alınmıştı, biz de "Eğer benzeri yoksa, bu bir rekordur" demiştik...
Meğer varmış...
* * *
1937'de Erzincan Maliyesi'ne Ankara'dan müfettiş gelir, kısa bir soruşturmadan sonra başta müdür, şef, memur, kim varsa hepsi görevden alınır, bir memur dışında...
Müfettiş bir süre, o tek memurla Maliye'nin işlerini yürütür dönünce de, bakanlığa raporunu verir:
"Bu memur yolsuzluğa karışmamış tek memurdur, kendisinin Ankara'ya tayini ile, Maliye Meslek Okulu'na devamının sağlanması..."
Bakanlık, Erzincan'a yazı yazar, memurun tayininin Ankara'ya yapıldığını ve Maliye Meslek Okulu'na devam edeceği bildirilmiştir.
Valiliğin cevabı kesindir:
"Bu memurun Ankara'ya tayini Erzincan Maliyesi'nin kapısına kilit vurmak demektir."
Tayin yapılmaz ve memur, meslek okuluna giremez.
* * *
KİMDİR bu memur bilir misiniz?
Ömer Akbulut...
Soyadı size bir şey hatırlatmıyor mu?
Ömer Akbulut, Türkiye Cumhuriyeti'nin son başbakanlarından Yıldırım Akbulut'un babasıdır.
Oğlu da siyasetin çirkef havuzundan ıslanmadan çıkanlardandır.
Hem de öyle bir havuzdan ki!
h.pulur@milliyet.com.tr
|
|