|
 |
|
|
BM gücü
Roma Konferansı'na katılan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Lübnan'da ateşkesin sağlanması ve 'BM şemsiyesi' altında oluşturulması halinde Türkiye'nin de barış gücüne katılabileceğini söylemiş.
Yurtdışına asker gönderilmesi hemen alınabilecek bir karar değil.
Hükümet istese bile Anayasa gereği TBMM'den karar çıkması gerekiyor.
PKK'ya sınır ötesi harekât konusundaki tereddütler ve 1 Mart tezkeresinde olanlardan sonra kamuoyunun Türk askerinin Lübnan'a gönderilmesine sıcak bakmayacağı ortada. Zaten Dışişleri Bakanı da Hizbullah'la çatışma misyonu üzerine kurulu bir güce katılmanın söz konusu olamayacağını bildirdi.
İsrail'in Güney Lübnan'a yönelik saldırıları sürerken, yaşanan bir başka trajedi, bölgede barış inisiyatifi almaya çalışan BM'nin, Hiam bölgesindeki gözlem noktasının hedef alınması ve 4 kişinin öldürülmesidir. Kofi Annan, hedef gözetilerek yapılan bu saldırı karşısında 'şoke' olduğunu belirterek uyarılara rağmen İsrail askerlerinin bomba ve havan topuyla gözlem noktasını vurmasının 'kasıtlı' olduğunu söyledi.
İsrail'in Hizbullah'tan arındırılmış 2 km'lik güvenlik kuşağı oluşturuncaya kadar savaşı sürdüreceği anlaşılıyor.
Daha sonra bu tampon bölgeye BM gücü yerleşecek.
ABD, Afganistan'da Taliban rejimi yıkıldıktan sonra barışı koruma görevini NATO'ya vermişti.
Roma Konferansı'nda NATO önerisine Fransa muhalefet etmiş.
Türkiye'de ise başka bir tartışma yaşanıyor.
Başbakan Erdoğan, Kuzey Irak'ta PKK faaliyetlerinin denetlenmesi konusunda NATO'nun devreye girebileceğini savundu. Şu ara işgüzar danışmanlarıyla başı dertte olan Erdoğan'ın tam da 'danışma' ihtiyacı duyacağı bir konuydu, NATO'yu PKK ile mücadeleye davet önerisi! Milli Savunma Bakanı'na veya Genelkurmay Başkanı'na telefon açsa, kendi sınırlarındaki güvenlik sorununu NATO'ya havale etmenin sakıncalarını öğrenme olanağı bulurdu.
ABD Dışişleri Bakanı Rice'ın yeni Ortadoğu'dan söz ettiği, Türkiye'nin güneydoğusunu 'Kürdistan' sınırları içinde gösteren, Pentagon çıkışlı haritaların havada uçuştuğu günlerde hükümetin daha dikkatli davranması gerekiyor.
Kamuoyunun ise, 1 Mart tezkeresinin reddini bir 'kayıp' gibi gösteren çevrelerin estirdiği rüzgâra kapılıp 'Bağdat olmadı, Lübnan'a gidelim' diyen görüşler ve ABD'nin dümen suyundaki politikalar yerine olaylara soğukkanlı yaklaşması gerekiyor.
Türkiye, Bosna ve Kosova'daki gibi iyi niyetle asker gönderse bile İsrail'in saldırılarını durduramayan BM gücü, Lübnan halkının gözünde 'işgalci' sayılmaktan kurtulamayacaktır.
Ankara temkinli olmalı.
dsazak@milliyet.com.tr
|
|
|

|