|
 |
|
|
Bir habere, üç önerge
Vekillerimizin zamanlaması müthiş. Konu futbol olunca gündeme kıvrak bir manevrayla dalıverirler.
Seçmenin gönlünü yapmak, sandık vakti yaklaştıkça beklentilerini uçuk vaadlerle sıcak tutmak için bundan iyi fırsat mı olur?.
Ortaya bir şike, teşvik, bahis iddiası mı atıldı?
Vekilimin bir işaretiyle danışmanlar harekete geçer.
Gazete ve televizyon haberleri taranır.
En keskin ifadelerden oluşan metinler hazırlanır.
Talimat ne der?
Yasa ne emreder?
Kim düşer, kim kalkar bilmeden, bu işlerden anlamadan...
Önce demeçler patlatılır, sonra mecliste önergeler sıralanır.
"O takım şike yapmıştır", "Bizim memleketin hakkı yenmiştir", "Küme düşme kaldırılmalıdır", "Bakan bu önergeyi yanıtlamalıdır", "Federasyon istifa etmelidir..."
Diye, uzar gider söylemleri.
Çünkü futbol bu ülkenin en popüler siyaset malzemesidir.
Pamuğa, tütüne, fındığa iki katı taban fiyat verseniz, futboldan sağlayacağınız rantı yakalayamazsınız.
Seçmeni heyecanlandırmanın...
Hop oturtup hop kaldırtmanın en kestirme, en kolay yolu bu sihirli sözcüktür.
Yıllarını meclis koridorlarında geçirmiş deneyimli gazeteci Turan Salman'ın kulakları çınlasın...
Turan ağabey son yıllarda vekillerin zırt-pırt soru önergesi verdiğini görünce dayanamamış ve "Bizim zamanımızda önerge vermek öyle ciddi bir işti ki, biz gazeteciler bir soru önergesinden 3 haber çıkarırdık. Şimdi vekiller bir gazete haberinden üç önerge çıkarıyor" diye isyan etmişti.
Ah be Turan ağabey.
Görmüyor musun?
"Zaman değişti. Hem de öyle bir değişti ki..!
Rüyadır hepsi
Duyunca ürperdim.
Gökdeniz Karadeniz geçen yıl Tahkim Kurulu'ndaki ifadesinde Ali Şen Kandil'i tanımadığı gafını yapmasa cezası üç aya inecekmiş. Düşünebiliyor musunuz?
Elde her türlü bilgi, kayıt, tanık varken Türk futbol tarihinin en ağır cezalarından birini alması gereken milli oyuncu, o dönem federasyonun ağır toplarından birinin müdahalesiyle az daha traji-komik bir cezayla işi geçiştirecekmiş. Bugün şike iddiaları nedeniyle federasyonu istifaya davet eden aynı şahıs, itirafta bulunduğu gerekçesiyle neredeyse Gökdeniz'in affını isteyecek kadar duygusal davranmış o günlerde.
Şimdi daha iyi anlıyoruz sanırım.
Bu memlekette suça ceza biçecek yasanız, suçluyu cezalandıracak yazılı talimatınız, kanıtınız olması yeterli değil. Eğer yürekli, cesur, adaletli yönecileriniz yoksa.
Rüyadır hepsi rüya...
Sakalından vazgeçen
Ata, yanındaki valinin kulağına eğilip sorar.
"Kim bu?"
"Efendim kendisi Şıh'tır, yörede hatırı vardır."
Atatürk Şıh'ı yanına çağırır ve "Bak baba, imanın ölçüsü sakalın boyunda değildir. En azından Peygamber efendimizin ki gibi kısaltsan" der ve eliyle boyun altı hizasını gösterir.
Şıh, "Emrin olur paşam" diyerek çekilir.
Aradan zaman geçer. Bir gün Atatürk Amasya'daki Şıh'ı hatırlar ve valiyi telefonla arayıp durumu sorar.
Vali sıkıla sıkıla Şıh'ın sakalında en küçük bir kısalma olmadığını anlatır.
Atatürk telefonu kapatır, kağıdı kalemi eline alır ve az sonra nazırını çağırıp yazıyı Amasya valiliğine tebliğ etmesini söyler.
Kısa bir süre sonra Amasya'dan haber gelir ki, Şıh efendi Ata'yı görmek üzere yola çıkmıştır.
Şıh gelir, Ata'nın karşısına çıkar. Sakal tamamen kesilmiş, sinekkaydı traş olunmuş, saçlar kısaltılmış, kılık kıyafet baştan sona değişmiştir.
Yanındakiler değişime anlam veremez ve sorarlar;
"Aman paşam, o Şıh ki sakalına el sürdürmezdi. Siz ne yaptığınız ki kökünden kesti?"
Ata gülümser ve "Dün Amasya valisine yazı yazdım ve Şıh'ı Afyon'a vali atadığımı bildirdim" der.
Ardından da yeni bir yazı hazırlayıp Şıh'a verilmesini söyler.
Yazıda şu ifadeler vardır;
"İnancın ölçüsünün sakalda olmadığını anlamana sevindim. Valilik meselesine gelince... Bugün koltuk uğruna kırk yıllık sakalından vazgeçen, yarın başka şeyler için milletinden bile vazgeçebilir. Seni böyle bir ikileme mahkum bırakmayayım. Kal sağlıcakla..."
Sporla ne ilgisi mi var şimdi bunun?
Kafanızı kaldırın.
Etrafınıza şöyle bir bakın.
Yakınlarda bir yerlerde yanıtını mutlaka bulacaksınız!
Suçlu burnunuzun dibinde
Kulüpler Birliği aylar sonra lütfedip hafta içinde toplandı.
Hani ciddi bir sonuç bildirgesi beklemiyorduk ama, bu kadarına da pes dedik doğrusu.
Dostlar alış-verişte görsün, birkaç saat süren hal-hatır sormadan sonra kamuoyuna verilen mesajlara bakın;
"Federasyon tüm yetkilerini kullansın..."
"Hükümetimiz gerekli yasal düzenlemeleri yapsın..."
"Şike çözülsün..."
"Biz hepsinin arkasındayız..."
Yahu yetmedi mi yıllarca milletin arkasına saklandığınız?
Bir defa da siz geçin beklentilerin önüne!
Memlekette şike yapılıyor, teşvik primi veriliyor, maç satın alınıyorsa...
Hiç mi dahli yok kulüplerin?
Onları yönetenlerin?
Başarı için her yolu mübah görenlerin..?
Futbol Federasyonu geçmişte duyarsız kalmakla, bugünlerde ağır davranmakla suçlanabilir.
Hükümetler gerekli yasal düzenlemeleri geciktirmekle eleştirilebilir.
Medya pisliklerin üzerine gitti diye yargılanabilir!
İyi de, niye gerçek suçlu hep başka yerlerde aranır?
Vatan gazetesinin şikeyle ilgili anketinde çarpıcı bir sonuç dikkatinizi çekti mi?
Halkın yüzde 44'ü kulüp yöneticilerinin maç sattığına inanıyor.
O birlik toplantısına katılanların hepsi bilmiyor mu işin aslını?
Tümü öyle ya da böyle içine çekmedi mi şikayet ettiği o ağır kokuyu?
İşler iyi gider, nalıncı keserini kendine yontarken ala...
Olmazsa, bağır çağır tozu dumana kat.
Suçu işleyen de, işleten de aynı çatının altında.
Ayıptır.
Kendinizi cin, milleti aptal yerine koymaktan vazgeçin.
Gerçekten bu beladan kurtulmak istiyorsanız.
Taşın altına hep birlikte elinizi koyacaksınız.
Sonra eteğinizdekileri dökeceksiniz.
Ardından evinizin önünü süpüreceksiniz.
Yüreğiniz yetecek, vicdanınız ve milletle hesaplaşacaksınız.
Bunları yaptıktan sonra da çıkıp,
Futbolu kirletenlere dikileceksiniz.
Yok, bütün bunlar zor geliyorsa.
Hiç ağlayıp sızlamayacaksınız.
Hâlâ farkında değil misiniz?
İnandırıcılığınızı çoktan yitirdiniz...
cersen@milliyet.com.tr
|
|
|

|