|
"Mizah" kötürümleştiğinde, "övünmeler" komikleşiyor
Yıllar boyu resmi bayramlarda caddelere kurulan bayraklarla donanmış "zafer kapıları" üstüne; Gazi'nin, kırmızı harflerle bant halinde gerilerek boydan boya asılan ünlü sözü:
"Bir Türk, cihana bedel."
***
Şayet kendi kendine övünerek yelkenlerini şişirmeye çalışan "politika"yı, "mizah"ın nanikli gülücüklerle dengeleme hamleleri; çatılmış öfkeli kaşlarla iğdiş edilmeseydi...
Ve şöyle bir karikatür yapılabilseydi:
Yan yana 2 yaşlı gökbilimci...
Biri, teleskopla gökyüzüne bakıyor; öteki ise teleskopla karşıdaki evlere...
Gökyüzüne bakan, yanındakine:
- Ne o röntgenciliğe mi, başladın, diyor.
Öteki, yanıt veriyor:
- Yok hayır, çok daha yakından izliyorum Kozmos'u. 1 Türk cihana bedel olduğuna göre, 2 Türk "güneş sistemi"ne, 3 Türk de "Samanyolu" galaksisine bedel olmalı...
***
Politik söylemler, mizahla dengelenmediğinde; rengârenk politik balonlar öylesine şişmeye ve ipin ucu da öylesine kaçmaya başlıyor ki; tepeden bakıldığında, toplumsal tablo, gün günden daha çok komikleşiyor.
Bir yanda üniversite rektörlüğü düzeyindeki, bilimselliği temsil etmesi gereken figürler, hamasi demeçler patlatıyorlar:
- 140 bin şehit daha verir, Atina'yı alırız.
Bir yanda da ekranlarda, yapımı yarım kalmış bir üniversite binasının alt katında inekler dolaşıyor...
***
Hoşgörü barometresi için, bir başka ölçü de reklamlar...
Bir reklam şirketinin esprili çizimcisi, bilmem ne poğaçaları için şöyle bir reklam tasarlasa:
İngiltere tarihinin ünlü kahramanı Aslan Yürekli Rişar, poğaçalara bakarak şöyle dese:
- Aslan yürekli olacağıma, keşke yufka yürekli olsaydım da; bütün bu poğaçalar, benim adımla anılsaydı.
Böyle bir reklam karşısında, tüm İngiltere hop oturup, hop kalkar mı?
***
Bir de bizde Ulubatlı Hasan'ın; balıkadamların kullandığı, maskeli bir oksijen tüpü reklamında değerlendirildiğini düşünün...
Ulubatlı Hasan, maskeli bir oksijen tüpüne bakarak şöyle dese:
- Keşke Bizans surlarından içeri dalacağıma, şöyle bir oksijen tüpüyle denize dalabilseydim...
Kim bilir kaç milyon kaş, öfkeyle birden çatılır...
***
Şimdi gelelim, genç kuşakları da sarsacak evrensel bir gerçeğe...
Dünkü Milliyet'in son sayfasında "İşte dünyanın mutluluk haritası" diye bir harita yayımlandı.
İngiltere'de Leicester Üniversitesi'nden sosyal psikoloji uzmanı White, yaptığı araştırmalar sonucu "Dünyanın mutluluk haritası"nı çıkarmıştı.
Dünyanın en mutlu ülkesi Danimarka, en mutsuz ülkesi de Burundi idi.
Ve Türkiye, 178 ülke içinde 133'üncü sıradaydı.
***
White, dünya haritasında mutlu bölgeleri, kahverengimsi koyu kırmızıyla; mutsuz bölgeleri de, gitgide açılıp sarılaşan renklerle gösteriyordu.
***
Mutluluk haritasını; tüm resmi dairelerimizdeki odalara, tüm üniversitelerle okulların sınıflarına, tüm evlerin salonlarına asabilsek...
Ve ajans haberlerini dinlerken de; gözlerimizi haritadan ayırmasak...
O zaman çok daha iyi anlaşılırdı, 21. yüzyıl dinamiklerinin nerelerde yoğunlaşacağı...
***
Şimdi White'ın, "Dünyanın mutluluk haritası"na bakarak, bir harita daha yapılsa; "Dünyanın mizah dergileri haritası"...
Mutlu bölgelerde mizahın, nasıl yaratıcı bir fışkırma göstermiş olduğu da çıkar ortaya, mutsuz bölgelere doğru nasıl cılızlaşıp sönükleştiği de...
***
Ve mizah da sönükleştikçe, abartılı övünmeler öylesine kabarıyor ki, gün günden daha komikleşmeye başlıyor; tıpkı "dünya bizim kirazımıza hayran oluyor" haberinin manşetlere çıkarılması gibi...
***
Acaba son yüz yılda tüm dünyada kaç karikatürist nerelerde mahkemeye verildi, nerelerde tutuklandı, nerelerde cezaevine kondu; keşke onun da bir haritası yapılsaydı...
O haritaya da bakarak, kim bilir yine nasıl şaşıp şaşıp kalırdık.
***
Mutsuzlukların derinliğine doğru inen ülkeler merdiveninin 178 basamağında, neden diplere doğru 133'üncü sıradayız?
Saltanat meraklısı büyüklerimiz durmadan övündükleri, bizler de kendileriyle dilediğimiz gibi dalga geçemediğimiz için mi?
***
Üstelik kuşak kuşak, hiç itiraz etmeden ne kadar da tekrarlayıp durmuştuk:
- Ne mutlu Türküm diyene, diye...
c.altan@prizma.net.tr
|
|