|
7 delikli tokmak, bunu bilmeyen ahmak...
Söylentilere bakıldığında, Türkiye'deki öğretmenlerin kimine göre yüzde 40'ı, kimine göre yüzde 50'si, kimine göre de yüzde 70'i; açlık sınırının altına düşmemek için, aynı zamanda taksi şoförlüğü yapıyormuş.
Öğrencilere hayatta başarılı olmak için gerekli donanımı sağlamak ve onları sık sık çeşitli derslerin süzgeçlerinden geçirmekle yükümlü öğretmenlerin bizzat kendileri, ailece geçinebilme sınavında zora düşmüş durumdalar.
***
Vaktiyle kendisini halkımızın eğitimine adamış, Cumhuriyet'in idealist öğretmenlerinden biri; Üsküdar'a geçmek için, Beşiktaş'tan bir sandala binmiş.
Sandalcı, akıntıları geçmek için sık sık ayağa kalkarak küreklere asılırken, karşısında oturan öğretmen soruyormuş:
- Sen çarpım cetvelini biliyor musun?
Kan ter içindeki sandalcı:
- Bilmiyorum, diyormuş.
Öğretmen:
- Öyleyse, diyormuş; hayatının 3'te 1'ini kaybettin... Peki, coğrafya biliyor musun?
Sandalcı yine:
- Bilmiyorum, diyormuş.
- Öyleyse hayatının 3'te 1'ini daha kaybettin... Peki, tarih biliyor musun?
Gıcırtısı artan bir yanıt geliyormuş:
- Bilmiyorum...
***
O sırada karşılıklı geçen iki vapurun da dalgalarını yiyince, sandal devrilivermiş ve bu kez sandalcı sormuş, çırpınmaya başlayan öğretmene:
- Hey hemşerim, yüzme biliyor musun sen?
Öğretmenin, sularla dolu ağzından boğuk bir ses çıkmış:
- Bilmiyorum...
- Öyleyse sen, tümünü birden kaybettin hayatının...
***
Ailece yoksulluk sınırının altına düşmemek için, taksi şoförlüğü de yapmak zorunda kalan öğretmenler...
Hazine'den geçinmeli bürokratik kesime; bir diploma alarak kapağı atabilmeye göre ayarlanmış eğitim düzeninin, çilekeş öğretmenleri...
Ve her sabah ilkokullarda topluca edilen yemin; "Türküm, doğruyum, çalışkanım..."
***
Yavaş yavaş açığa çıkmakta ki, bizim eğitim düzeni, temelde eski bir beyti çağrıştırmada:
Kendisi muhtacı himmet bir dede
Nerde kaldı gayrıya himmet ede
***
Jet sosyetenin verdiği gösterişli bir davete, sırt sırta yapışık olmalarıyla ünlü, 30 yaşlarındaki ikizler de davet edilmişler.
İkizlerden biri, mavi gece smokiniyle çok şıkmış. Ama sırtındaki kardeşi, buruşuk bir pijama içinde, başında buz torbası, kirli çıplak ayaklarıyla inleyip duruyormuş.
Şık giyimli olan, davette kendisini kapıdan karşılayan, jet sosyetenin gözde hanımlarından ev sahibesine:
- Çok özür dilerim hanımefendi, demiş; ikiz kardeşim ateşler içinde yattığından, nazik davetinize gelemedi bu akşam...
***
Sırt sırta yapışık kardeşlerden, şık giyimlinin katıldığı jet sosyete daveti ve sırtında yapışık berbat durumdaki ikizi...
***
Söz aramızda, Ankara'nın Ortadoğu politikasını da -azıcık- simgelemiyor mu bu fıkra...
***
Bal Mahmut sağ olsa, Tayyip Bey'in 3 yıllık iktidar serüveni için, herhalde şu fıkrayı anlatırdı:
Genç bir yengeç, bir sardalye balığına âşık olmuş. Ne var ki, sardalye balığı kentli bir ailedenmiş ve çarpuk çurpuk yürüyenlerden nefret edermiş.
Genç yengeç, düzgün yürümek için uğraşa savaşa bir akşam sardalye balığının kapısını çalmış:
- Bak, demiş; öğrendim düzgün yürümesini. Bu da aşkımı kanıtlamıyor mu sana?
***
Sardalye balığı, yengecin gösterdiği başarıdan o kadar etkilenmiş ki, yanına almış kendisini ve çılgın bir aşk gecesi yaşamışlar.
Ama ertesi sabah uyandıklarında, sardalye bakmış ki yengeç, tüm yengeçler gibi yine yan yan yürümekte...
Büyük bir düş kırıklığı içinde bağırmaya başlamış:
- İşte yine çarpık çarpık yürümeye başladın. Beni hiç sevmemiş olduğun anlaşılıyor.
Genç yengeç, boynu bükük, sardalyeye dönmüş:
- Hiç sevmez olur muyum, çok seviyorum seni, demiş. Ne çare ki, akşam olduğu gibi, sürekli sarhoş kalamıyorum. Sarhoşluğum geçince de, yine kendim gibi başlıyorum yürümeye...
***
Cahit Külebi'den bir şiirle bitirelim yazıyı:
Hikâye
Senin dudakların pembe
Ellerin beyaz,
Al tut ellerimi bebek
Tut biraz!
Benim doğduğum köylerde
Ceviz ağaçları yoktu,
Ben bu yüzden serinliğe hasretim
Okşa biraz!
Benim doğduğum köylerde
Buğday tarlaları yoktu,
Dağıt saçlarını bebek
Savur biraz!
Benim doğduğum köyleri
Akşamları eşkıyalar basardı,
Ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem
Konuş biraz!
Benim doğduğum köylerde
İnsanlar gülmesini bilmezdi,
Ben bu yüzden böyle naçar kalmışım
Gül biraz!
Benim doğduğum köylerde
Kuzey rüzgârları eserdi,
Hep bu yüzden dudaklarım çatlaktır
Öp biraz!
Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin!
Benim doğduğum köyler de güzeldi
Sen de anlat doğduğun yerleri,
Anlat biraz!
c.altan@prizma.net.tr
|
|