|
 |
|
|
Puslu camın arkası!
Gerçek belki hep puslu bir camın arkasında kalacak. Kendini hiçbir zaman tümüyle ele vermeyecek. Herkes gerçeğin şurasına burasına dokunacak, gerçeğe bir yerinden yaklaşacak.
Ama o kadar.
Gerçeği bütün boyutlarıyla yakalamak mümkün olamayacak.
Hayat böyle belki de.
Kim bilir, belki de bunun için anılarına, Puslu Camın Arkasından adını koydu sevgili Sadun Hoca.(*)
O yüzden yaşarken hoşgörüyü, toleransı hiç elden bırakmamak lazım. Farklılıklara tahammül mutlaka yaşamın ayrılmaz bir parçası olmalı.
Herkes kendi yolundan gerçeğe ulaşmak isteyebilir. Ama kimse kimseye hayatta kendi yolunu dikte etmeye kalkışmamalı. Çünkü gerçek kimsenin tekelinde değil, olamıyor.
İnce nokta burası.
Sonunda herkes yanılabilir. Yanılmak kula özgü! Öyle değil mi?..
Ben demokrasiyi, çoğulculuğu bunun için seviyor, savunuyorum.
Aykırılığın her türlüsüne varım. Ama şiddetten nefret ediyorum.
Gerçeği, doğruyu kendi tekeline almak isteyenlerden ise hiç hoşlanmıyorum. Ve çok iyi biliyorum, böylelerinin en son sevebilecekleri rejimin adı da 'demokrasi'dir.
Ben de puslu bir camın arkasındaydım, sevgili Sadun Hoca'nın anıları arasında dolaşırken. Hatıralar beni de dipsiz bir kuyuya doğru çekti. 1961'in, 62'nin, 63'ün Mülkiye yıllarına gittim. 'Türk solu'nun, 'Türk radikalizmi'nin yükseliş ve çöküş dönemleri bir film şeridi gibiydi.
Sadun Hoca'nın ne kadar yumuşak, ne denli iyi bir insan olduğunu anı kitabını okurken bir kez daha hissettim. Mülkiye'de iktisat dersi verirken de öyleydi. Ağzının içine bakardık. El kol hareketleriyle konuşur, ince uzun parmaklarıyla havada şekiller çizerdi.
Ve hep ölçülü konuşurdu.
Daha 18 yaşındaydım.
Sadun Hoca'nın o dersleri ve Yön dergisindeki devletçilik yazılarıyla sol radikalizm sayfası açılmıştı önümde. Sadun Hoca, Mülkiye'deki birçok hocam gibi bana Türkiye'yi düşünmeyi öğretmişti. Bu ülkenin sorunlarına eğilmenin önemini, sosyal adalet duygusunu, yerleşik kalıplara karşı koymayı, sorgulamayı öğretmişti.
Belki en önemlisi, bir yandan daha güzel bir Türkiye ve dünyayı düşünmek için bize özgüven aşılarken, aynı zamanda ciddi insan olmanın yollarını hissettirmişti, kafalarında kavak yelleri esen gençlere...
Umut dolu yıllardı.
Dünyayı ve Türkiye'yi hayallerimize göre yeniden yaratacağımızı sandığımız yıllar...
Sadun Hoca, Türkiye İşçi Partisi milletvekili olarak parlamentoya girmişti. Ben de genç bir radikal olarak, seçim ve parlamentoyla devrim olmaz diyen Doğan Avcıoğlu'nun yanına çırak ve fedai olarak yazılmıştım.
Yıllar geçti.
Ben Cumhuriyet'in Genel Yayın Müdürlüğü'nü yaparken bir gün Sadun Hoca ziyaretime geldi.
1991'in yazıydı.
Sadun Aren o tarihte Sosyalist Birlik Partisi Genel Başkanı'ydı. Neler söylediğini, günlüğümün 5 Haziran 1991 tarihli sayfasında özetlemiştim:
"Fransız İhtilali'ni doğru dürüst izleyemedik. Kapitalizm yıkılacak dedik, yıkılmadı. Kendini yeniledi. Güçlenerek yaşıyor. Sosyalizm adına üretim araçlarının devletleştirilmesini savunduk. Sonuç vermedi. Devletleştirmeden de oluyor. Artık dünyayı daha iyi izlemeliyiz. Çoğulcu ve katılımcı demokrasi, başka çare yok."
1999 yılı başında çıkan Kimse Kızmasın, Kendimi Yazdım isimli kitabımda yer alan Hoca'nın bu sözlerinin altına şu iki sözcüğü eklemişim:
Samimi itiraflar...
Sadun Hoca, 'sosyalizm'e dün olduğu gibi bugün de inanıyor. Ama 'eski sosyalizm'e değil. Bu noktayı da anılarının sonunda olanca açıklığıyla belirtiyor:
"Sosyalizm öyle kurulacak bir şey değil, bir yaşama biçimi. Oraya yaşanarak gelinir. Bundan dolayı da küreselleşmeyi olumlu bir aşama olarak görüyorum. Çünkü sosyalizmin barışçılığı, sömürünün ortadan kaldırılışı olursa, global çapta olur. Dünyanın başka yerinde vahşet varken, siz kendi ülkenizde sosyalizm yapamazsınız. Onun için bu tür sosyalizmin bir ön gereği de globalleşmedir. Globalleşmeye bağlı olan her şey insanlığın kazanımıdır. İnsanlığın ileri atılmış bir adımıdır. Eski tip sosyalizmi bu bakımdan biraz geri buluyorum."
Prof. Dr. Sadun Aren'i Mülkiye'de, 1960'ların başında da sevmiştim, bugün de seviyorum.
İyi pazarlar Sadun Hoca!
————————————
* Puslu Camın Arkasından, Sadun Aren, İmge Kitabevi.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|
|


 | Çetin ALTAN | | 7 delikli tokmak, bunu bilmeyen ahmak... Söylentilere bakıldığında, Türkiye'deki öğret... | |  | Fikret BİLA | | Lübnan'a asker için ilk temaslar ABD Başkanı Bush ve İngiltere Başbakanı Blair... | |  | Hasan CEMAL | | Puslu camın arkası! Gerçek belki hep puslu bir camın arkasında ka... | |  | Güneri CIVAOĞLU | | Ya kaderin dansı?.. Dev müzik mağazasının, caz, Latin, Ortadoğu, ... | |  | Abbas GÜÇLÜ | | Vakıf ve yurtdışı üniversiteleri Tercihler konusunda artık son kararların veri... | |  | Metin MÜNİR | | Ortadoğu'ya bulaşmayın efendiler Ortadoğu'ya dokunan yanar. Orada hiçbir şey g... | |  | Hasan PULUR | | Arda'nın senaryoları Hilmi'nin oyunculuğu "Kefal"in "Hayta"sı ELİNDE kumanda aleti, televizyonu "zıplatma"n... | |  | Derya SAZAK | | Zirvede rahatlama Harp Akademileri'ndeki törende alkışlar, 30 A... | |  | Meral TAMER | | Hatalı nodül ameliyatı, ölüm getirdi Önce 28 mayıs günkü "Hanımlar, boğazınızdaki ... | |  | Ece TEMELKURAN | | Pişman 'hacker'ım! Elektronik posta kutum geçen hafta çökertilmi... | |  | Tamer HEPER | | Yöneticiler dikkat!!! Geçen haftaki yazımda apartman yöneticilerine... | |  | Osman ULAGAY | | Onlar aya biz yaya Şirketlerin performansını ortaya koyan göster... | |  | Güngör URAS | | Beyrut'tan 1500 Gelinkayalı geldi Geçen yıl haziranda Beyrut'ta Muhammed El-Emi... | |  | Serpil YILMAZ | | Otel yap, adı turizm olsun! Yazın sıcağı arttıkça, turizm sektörünün ateş... | |
|
|