|
 |
|
|
Avlumda bir deve var...
Benim Gözlüğümden / Nihat Demirkol
Bir garip hayvan işte! Bazılarımız için sadece "menzil eşeği"nin ardında, huzur ve sükûn içinde, gamsız ve ağır aksak geçen bir hayat... "Tarifsiz bir kini ya da inadı tarif edebilmek için, insani hırçınlığımıza âlet ettiğimiz ama satrançta bile kendine yer bulamamış talihsiz yaratık", bazılarımız için... Deyimlerimize bulaştırıp da eksiklerimize misal yaptığımız, hattâ efsanevi hörgücüne sataştığımız... "Boynun niye eğri" diye, sözde hayretle tütsülenmiş ama aslında hayli küçümser bir edâyla sorup da, ucuz bir bilmişlikle onun ağzından "Nerem doğru ki?" diye yanıt verdiğimiz sorunun başrol oyuncusu...
* * *
Deve efendim, bildiğiniz deve! Ayaküstü anlatılan "ayaküstü öyküler"le gazoz gibi köpürüp, yeri geldiğinde hâfızasını kıskandığımız; "Hendek atlatmaktan zor" diyerek, zor vakitlerde, müşkül mukayeselerimize terazi yaptığımız deve. Hâlâ, bütün zamanların "en çok satan paltoluk kumaşı"na tüylerinin rengiyle isim babalığı yapan, sıkıntılı menzillerde ayaklarına, denk düşerse, şaka yollu kirpiklerine imrendiğimiz deve... Uçlarda yaşamayı seven ve bunu marifet sanan insanoğlunu, "İnişi mi seversin, yokuşu mu?" ikilemiyle yüzleştiren, "Düze kıran mı girdi?" diye cevaplayarak, karşısında durup dururken mahcup olduğumuz deve... Hep iri, hantal, estetikten uzak varsaydığımız, "Acaba geviş getirirken, fikriyatına da taklalar attırıyor mudur?" diye hiç sorgulamadığımız deve... Aklını, direncini, hizmetini, ihtişamını, o cüsseye rağmen küçümseyip de, hayırlara değil küfürlere vesile ettiğimiz deve... Cilvesini bile dedikodu malzemesi yapıp, "30 dükkân yıkmış" yakıştırmasıyla dile düşürdüğümüz ve yukarıdaki satırlara bakınca, ister istemez, "Belki de gönlü bizden geniş, hoşgörüsü bizden yelpazeli, toleransı bizden kanatlı" demek zorunda kaldığımız deve ve tabii deveci...
* * *
Söz, ona kaderini düğümlemiş yol arkadaşına gelince eskiler, bu kez sözü biraz daha dolaştırır ve derinleştirirler: "Deveci ile ahbaplık etmek isteyenin avlusu geniş olacak..." Deveci bu ağır lâfın içinde neleri temsil eder, deve hangi basiret ve erdemleri çağrıştırır bilinmez? Aslında bilinir de, haydi "yoruma açık" diyelim. Lâkin çevrenize baktığınızda göreceksiniz ki, hemen herkes "Deveciyle ahbap olmak" istemekle beraber, kimsenin avlusunu geniş tutmaya filân niyeti yoktur. Vaziyetin tercümesini şöyle yapmak mümkün: "Kişisel gelişime evet, ama kendimi ve yeterliliklerimi sorgulamadan" olsun... "Tazelenmeyi dilimden düşürmeyeyim, ama bu niyet, her seferinde o özgürlüğü kullanmadan" bayatlasın... "Özeleştiriye açığım" derken, yer gök titresin, ama "Bir iç hesaplaşma" olmasın resmin içinde... "Farklı olmaya özenilsin", ama "Kuraldışı da kalmalı mıyım?" sorusu sorulmadan geçiştirilsin... "Daha iyiye talip olmak"tan bahsedilsin, ama buna bir "bedel ödeme bilinci"ne yanaşılmasın... Ve nihayet, "hoşgörü ve toleransın" aynı şey olduğunu iddia edebilecek kadar sığ kalmayı göze alırım ama, "avlumu da gönlümü de geniş tutmamı sağlayacak hiçbir meşakkate katlanmam" demeye getirme...
Moralinizi bozmak gibi olmasın dostlar; yazının sonuna geldiğimizde, farklı bir boyutun huzursuzluğunu da paylaşmış olmak isterim. Avlunuzun geniş olması bile yetmez çoğu zaman. Çünkü, "Deveyi ağırlamak da zordur" bilesiniz! Kendinizi bugün hazır hissetmiyorsanız, beklemenizi ve demlenmenizi öneririm. Herman Hesse ünlü kitabında diyor ki, "Siddharta istediği gerçekleşinceye kadar beklemeyi bilir. İstediğinin ne zaman olacağı konusunda endişelenmez, ne kadar beklemesi gerekiyorsa bekler..."
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|