|
Ölümle yarıştı, ölüm geçti...
İNSAN vardır, ölümle yarışır; "Ben geçeceğim!" diye.
İnsan vardır, ölümün nefesini ensesinde duyunca, hemen yavaşlar, bekler ki, ölüm geçsin, gitsin, diye. Nasıl olsa ölüm onu geçecektir, yarışın temposunu biraz düşürünce "son"a varışta biraz gecikir, hepsi o kadar.
Halit Çapın birincilerdendi, yaşadığı kadar ölümle yarıştı, ölümü geçeceğini sanıyordu, kim bilir belki de geçti de, lakin, son kavşağa birlikte girseler de, ipi birlikte göğüsleseler de "ölüm" kazandı.
Zaten Halit'in istediği de buydu, ölüme, ölümden önce varmak...
Vardı da...
***
YIL 1959, Milliyet'teyiz, yedek subaya gidiyoruz. Abdi İpekçi, "Yerine birini bul, öyle git!" dedi.
Halit Çapın'ı önerdik, kabul etti. O tarihte Beşiktaş'taki "Tercüman"da çalışıyordu; naz, pazarlık etmeden geldi.
***
HALİT Çapın, gazeteye tek sütun, bilemediniz, çift sütun girecek olan, yaralamalara, hırsızlıklara, dolandırıcılıklara, yankesicilik haberlerine "üslup" getiren bir gazeteciydi. Abdi İpekçi, "Haberde yorum olmaz!" demesine rağmen, bu kuralı çok kere Halit Çapın için bozdu. Çünkü, okunup okunmayacağı belli olmayan sıradan bir haber, onun üslubuyla okunur, hem de beğeniyle okunur hale gelirdi.
***
HALİT Çapın giderek, röportaj" örneklerini sıralamaya başladı; günlük, ya da dizi röportajlar...
Yıllarca ödüller kazandı, yılın gazetecisi oldu, yılın yazarı oldu, üslubunun bir özelliği de "sövüp saymayı" yazısının "lazım-ı gayrı mufarık"ı, ayrılmaz parçası haline getirdi, okurlar da yadırgamadı, benimsedi...
***
HALİT Çapın'ın doğma büyüme İstanbul çocuğu olmasına bakanlar, onu "kül yutmaz" sanırlardı, oysa onun kadar işletilmeye, kızdırılıp aldatılmaya yatkın bir arkadaşımız yoktu...
Kendisine yılın gazetecisi seçildiğini belirten bakanlık kutlamasının altındaki "Beş bin lira ödül kazandınız, gönderiyoruz!" yazısını günlerce cebinde taşıyıp bankaya sabah akşam paranın gelip gelmediğini soran oydu.
Böyle olayları "duygu sömürüsü"ne bağlayan da yine oydu.
1960'ların beş bin lira hikâyesinin de duygusal bir yanını bulmuştu:
"Anam evde hasta, bir bardak soğuk suya hasret, yakında sana buzdolabı alacağım demiştim. İş mi bu yaptığınız!"
Kısa bir soruşturma, evde buzdolabı olduğu anlaşıldı!
***
HALİT Çapın'ın bir başka özelliği de, duygularını abartarak yazıya dökmekte ki eşsiz yeteneğiydi...
Hemen hemen aynı gün, aynı hastanede, iki oda ötede yatan eski baldızı Duygu Asena'ya hastalanınca yazdıklarına bir baksanıza:
"Sıçra gel kız Duygu! İhalelere girip sana şaraplar alayım, Faris'e söyleyeyim sana Cunda'dan ıstakozlar, denizkestaneleri, denizbörülceleri, papilinalar getireyim."
Ne güzel abartma değil mi?
Ne onun ihalelere girip şarap alacağı var, ne de Faris'in denizi boşaltıp göndereceği...
***
HALİT Çapın, bir yazı ustası olduğu kadar, şiir okumakta da ustaydı. Onunla yarışamasak bile bir hayli meyhane beraberliğimiz vardır, Faris'le birlikte...
"Kim bu Faris?" diyenler olacaktır.
"Faris" Halit Çapın'ın argo deyimle "ruh gibi" arkadaşıdır, hemen her gün birliktedir;yerler içerler, kâğıt oynarlar ve sonunda mutlaka kavga ederek ayrılırlar. Tabii Halit Çapın sövüp sayar ama, Faris'in de onun bamteline basmakta üstüne yoktur. Gazeteler Halit Çapın'ın ölüm haberini verirken "Türkiye'nin tek kollu Hemingway"i diye yazdılar, bu sıfatın mucidi de Faris Çağdaş'tır.
***
KANSERİ yenen adam, kansere çene kemiğini veren adam içkiye, alkole yenik düştü, hem de yıllar önce "Bay Alkol"ü bizlere takdim eden adamdı...
Nedim'in ünlü beytini sık sık okurduk:
"Meyhane mukassi görünür taşradan amma/Bir başka ferah, başka letafet var içinde."
O ferahı, o letafeti evine taşıyan Halit Çapın, bize göre mutlu öldü...
Her ölüm, erken ölüm olsa da...
h.pulur@milliyet.com.tr
|
|