|
 |
|
|
Ülkenin içine etmek!
Göllerimiz ve denizlerimiz hızla kirletiliyor... Koylarımız bir bir iskana açılıyor... Yasadışı yapılaşma içme suyu kaynaklarımızı mahvediyor...
suha.umar@isbank.net.tr
Benim gibi dokuz köyde istenmeyenlerden olan dostum Bekir Coşkun, teknesini Kemer'den alıp Ayvalık yönüne rota tuttu ki, dünya başına göçtü!
Şimdi soruyor: "Bir ülke doğaya bu kadar mı saygısız olur? Bu toplum kendisine emanet edilmiş cennete bu kadar mı acımaz?"
Demek denizden öyle görünüyor. Peki ya karadan?
Dünya harikası Meke Gölü kokuyor!
Tuz Gölü'nden çıkan tuz, oraya akıtılan Konya kanalizasyonu nedeniyle çok yakında yenmeyecek kadar kirli olacak. Zaten gölün altına da doğalgaz deposu yapıyorlar.
Marmara'da birkaç balık türü
Hotamış sazlıkları kurudu. Konya Ovası'nı sulayacağız diye ülkemizin en büyük tatlı su gölü Beyşehir'i yok etmek üzereyiz.
Nice denizden neredeyse daha büyük Van Gölü o kadar hızla kirleniyor ki yakında orada da, bir zamanlar İzmir Körfezi'nde olduğu gibi kokudan geçilmeyecek.
Meriç Nehri'ni, kollarını zehire gark eden de biziz, bu nehrin deltasını kanallara alıp balıkçılığı öldüren de.
Sultan Sazlığı artık yok.
İstanbul'a içme suyu getirmek için yaptığımız Ömerli Barajı o kadar kirli ki değil içmek, el sokmak bile tehlikeli. Kirliliği yaratan, yasa dışı yapılaşmaya biz göz yumduk. Villaları biz diktik.
Yüzlerce balık türünün yaşadığı Marmara Denizi'nde sadece birkaç tür kaldı. Bütün kıyı belediyelerinin ve sanayi tesislerinin pisliği oraya boşalıyor. Belediyelerin daha 10 yıl kirletmeye devam edebilmeleri için kanun çıkarıldı! Hem de çevre koruma adına!
Yöneticilerimizin açılışlarını yapmak için birbirini ezdiği kıyı otellerimizin tümünün pislikleri, o otellerde kalan turistlerin girdiği denize akıyor.
Bodrum koyları mavi tur rotasından bir bir çıkarılıyor. Kisebük gibi son kalanları da iskana açıyorlar. Oraya da lağım boşaltacağız!
Lağımların ulaşamadığı koyları da zaten balık çiftlikleri kirletiyor.
Biz bu ülkenin içine ediyoruz!
Yapış yekeye sevgili Bekir.
Vira bismillah!
Sol iskele, sağ sancak!
Dicle timsahı!
"Timsah görüldü!" denince koştu.
İnce kösele iskarpinleri, ütülü pantolonu ve yakası göbeğine kadar açık mintanı! Sırtında yarı otomatik, yivsiz av tifeği! Dicle'de bin yıldır kullanılan, "Kelek" denen salın üzerinde. Elinde kürek tutan birinin arkasına çömmüş, öyle gidiyorlar.
Bizim halkımız böyle. Etrafta bir canlı dolaşmaya görsün. İlla vurup öldürecek! Köpek görünce hemen taşa sarılmamız da bundan. Taşı kafasına vurup kurtulacağız!
Dicle'de görülen, büyük olasılıkla, dev kertenkele diye bildiğimiz, Nil varanı da denen, Varanus griseus griseus'tur. İnsan, hayvan yediği duyulmamıştır. Aksine, yaşama alanlarına insanların el koyması ve gördükleri yerde öldürmesi nedeniyle nesli tehlikededir. Koruma altındadır. Yani ona zarar vermenin ağır cezası vardır.
Diyelim ki gerçekten bir timsah. Tek kurşun da atsan, yivsiz tüfeğin timsahı öldürmesi çok uzak bir olasılıktır. Ama bizim hevesli kahramanın timsahı gördüğü an, telaşla tüfeğine davranırken kelekten düşmesi kesindir.
Peki şimdi ince iskarpinli, ütülü pantolonlu yurttaşımızı, suya düşünce timsah yese bu hangi aklın suçudur?
Timsah aklı suya düşeni yemeği gerektirir. Doğanın kanunu budur. Bizimkinin ise aklı belli!
Peki görevi duruma el koymak, dev kertenkeleyi korumak olan Çevre ve Orman Bakanlığı yetkilileri ne yapıyorlar? "Timsah"ı görenlerin kendilerine haber vermeleri için 1000 YTL ödül koymuşlar. Sonra gidip gereğini yapacaklarmış! Ne de olsa lokaldeki okey masasından kalkmak kolay değil!
Kaç kertenkele kaç! Bunlar seni de öldürecekler. Timsah yoluna gideceksin!
|
|
|

|