|
Büyükanıt ve umut
Türkiye'de "yol haritaları" vardır...
Örneğin... Etik için "Sarı altın ve beyaz baldıra dikkat et..."
Ya da bir başka söylem:
'Eline, beline, sözüne sağlam dur...' Her ikisi de "yaşamın seyir defterinde" yazılı olan altın kurallardır.
"Kadına ve paraya esir olma ve zevzeklik yapıp zor duruma düşme..."
Sağlık için "3 beyazdan uzak dur; un, tuz, şeker..."
Bunlara... Bir ilave daha; "Hükümetler, askerle, üniversiteyle ve medyayla çatışmamalı..."
............................
Gerçekten... Eline, beline, sözüne ve 3 beyaza özensizlik, kişilerin başını belaya sokar. İnfazı da kişiseldir.
Buna karşılık...
"Askerle, üniversiteyle, medyayla çatışmanın" müeyyidesi kurumsaldır.
Hükümetler, partiler sıkıntı yaşarlar.
Yakın siyasi tarih, bunun kanıtlarıyla doludur.
............................
27 Mayıs 1960 ihtilalinde "subaya gazoz", "Ben bu Battal Gazi Ordusu'nu yedek subaylarla da yönetirim" gibi söylemlerin hiç rolü olmadığını kim iddia edebilir?..
"Kara cüppeliler" aşağılamasıyla üniversite rektörlerini polise coplattırmanın tüm üniversiteyi ayağa kaldırdığı yadsınabilir mi?
Gençlik, yanardağ gibi püskürmüş, sokaklara, meydanlara akmış ve alevleriyle DP'yi yakmıştır.
Anayasa'ya aykırı "dehşetengiz tahkikat komisyonları" dönemin basını üzerinde şimşekler çaktırmıştı... Gazeteciler, hapishanelere gönderilmişti. Ulucanlar Cezaevi'nin adı, ünlü gazeteci konukları nedeniyle "Ankara Hilton"a dönüşmüştü.
Sonuç... Türkiye ve demokrasi için çok acı oldu.
............................
Elbette "Türkiye'de askerin, üniversitenin, medyanın dokunulmaz olduğunu" savunmak gibi bir "abuk" düşüncenin sahibi değilim ama bu kurumların üstüne başka hesaplarla gitmek gibi bir talihsiz siyaset anlayışının vahim yanlışlığına örnek olarak gösteriyorum.
21. yüzyıl Türkiye'sinde ihtilaller, muhtıralar, başbakanları ve bakanları ipe çekmeler artık olacak şey değil.
Ama... 21. yüzyıl Türkiye'sinde böyle vahim yanlışlar, başka boyutlarda ağır faturalar ödetiyor. Örneğin...
Askeri Şûra toplantısından 1 gün önce ne idiğü belirsiz internet yayınları ve cep telefonlarına gönderilen Büyükanıt Paşa için çirkin iddialar, ortalığı birden gerdi.
Para piyasaları, çivi üzerine oturur hale geldi.
Dövizin yeniden alıp başını gitmesi, borsanın dramatik çöküntüler yapması ve bunu yabancıların sıcak para kaçışlarının izlemesi gibi kuşkular yoğunlaştı.
Neyse ki "korkulu rüya" görmeden, "uyanık" olmak yeğlendi.
Yüksek Askeri Şûra geleneklerinden farklı olarak, daha şûra toplanmadan Büyükanıt Paşa'yı Genelkurmay Başkanlığı'na atama işlemleri, tüm imzalarıyla tamamlandı ve Cumhurbaşkanlığı tarafından açıklandı.
Demokrasilerin ve serbest piyasa ekonomilerinin kendi dengeleri vardır.
Hükümetlerin "vahim yanlışlar yapmasını" o dengeler önler.
Tabii... Bu olasılıklar zembereklerin boşanmasının ilk hareketi olabilirdi.
Sonrası daha da kaygı yüklüydü.
Cumhurbaşkanı Sezer'in, Başbakan Erdoğan'ın, Genelkurmay Başkanı Özkök'ün sağduyulu refleksleri yerindedir.
............................
Ve... "Umut vericidir."
Çünkü... Türkiye siyasetinde 2006'nın ikinci yarısı ve 2007'nin ilk yarısı netamelidir. Bu takvimde "duyarlı Büyükanıt kavşağı" beklenilenin tersine soruna dönüşmeden aşılmıştır.
Oysa... Özellikle son aylarda Büyükanıt Paşa'nın yıpratılmasına dönük tezgâhlar nedeniyle karamsarlık yoğundu.
Önümüzde, 2007 ilkbaharında cumhurbaşkanı seçimi var. Nefesler tutulmuş, sancılı bir bekleyiş sürüyor.
Bu kavşağın da siyaset bunalımı yoğun olmamalı. Büyükanıt'ın Genelkurmay Başkanlığı için gösterilen sağduyunun cumhurbaşkanı seçimi için de tekrarlanması yazının başında belirttiğim "umuttur."
............................
Ortadoğu giderek karışırken, Türkiye'nin içeride daha da güçlü olması gerek.
g.civaoglu@milliyet.com.tr
|
|