|
Meteorolojik ısı 40, politik ısı 100, ömürsel ısı ölçüm dışı
Hiçbir politik gözdağıyla frenlenemeyen acımasız ağustos sıcaklarında; kebapçı dükkânlarında döner çevirip duran aşçı dostlar benzeri, ekmeğini kazanmak için kan ter içinde çalışanların sayısı kaç milyon kişidir, bilemiyorum.
Kümesin horozluğunu elde tutma, yahut kümesin horozluğunu ele geçirme hırsındaki nutukçu esnafının bildiğini de, hiç sanmıyorum.
***
Şunu da unutmamak gerek, beterin beteri var; Irak'ta, Filistin'de, Güney Lübnan'da doğmuş ve ne yapacağını bilememenin şaşkınlığında, çırpınıp durmak gibi...
Her ne kadar onların başlarındaki horozlar da, ülkelerini, bağımsızlıklarını, inançlarını kurtaracaklarını söyleseler de; evleri barkları darmaduman olmuş kadınlar, gözyaşı çığlıklı bir perişanlık içinde...
***
Özellikle Şark'ta, politikacı esnafının sürekli dopinglediği kahramanlık, yiğitlik, fedakârlık, öldükten sonra mükafatlanma falan, hepsi tamam da...
Objektif bir gözle hayata bakıldığında, bir de püfür püfür esen Fındıklı kıyılarındaki beyaz örtülü bir masanın az ötesinden, palamarlarını çözerek kalkışa hazırlanan dev gibi bembeyaz bir turist gemisi var.
***
O gemide olmak, yahut Lübnan'da olmak...
Böylesine insaf ve vicdan dışı, Azrail uçurumlu bir zıtlık mı olmalı aynı takvimi paylaşan insanlar arasında?
Şimdiye dek böyle bir sorunun yanıtı:
- Ne yapacaksınız hayat bu, idi.
Oysa bilenler biliyor ki, "hayat, hiç de bu değil"...
***
Buhar gücüyle, kömür enerjisinin keşfinden önce; yelkenli teknelerde kürek çeken forsalar da, hayatın bir cilvesi olarak görüyorlardı kendi yaşamlarını...
Şimdi belki de, Tophane rıhtımından kalkmakta olan dev gibi bembeyaz turist gemisindeki yolculardan biri, 500 yıl önceki forsalardan birinin torununun, torununun, torununun, torunu...
***
Irak, yahut Filistin, yahut Güney Lübnan'da pes perişan olmuş kadınlardan birinin, ancak 500 yıl sonraki bir torunu mu, binebilecek dev gibi bembeyaz bir turist gemisine?
Yok yahu...
50 yıla kalmaz oralarda da Araplarla Yahudiler, güle oynaya birlikte çıkmaya başlarlar uzay tatillerine...
***
Keşke kadınsız kahkahasız, erkek erkeğe kahvelerinin simgelediği köylü ağırlıklı Şark toplumları; bu kadar çok kanlı fireler vermeseler, 50 yıl sonra oralarda da evrenselleşecek bir cümbüşle buluşmak için...
***
Kızım Zeynep'le, dev gibi bembeyaz turist gemisinin kalkışını izliyoruz...
Öyle bir gemide süvari olmak, Ortadoğu'da sarıklı sakallı bir İslam politikacısı olmaya bin basar...
Öyle bir gemide lokanta mutfaklarının "şef"i olmak da, Türkiye'deki siyasal partilerden birinin il başkanı olmaya bin basar...
Bunu çakmış olanları; ne ağustosun sıcağı çarpar, ne nutukçuların tabutlu bombalı demagojileri...
***
Derken bizim Burhan'ın getirdiği cep telefonu... Haber Türk kanalından Tolga:
- Yılmaz Çetiner'i kaybettik, diyordu.
***
Yılmaz'ı Ankara'da tanıdığım, Bayar, Menderes ve Köprülü ağırlıklı yıllar...
İstanbul basını, İsmet Paşa iktidarından uzaklaşmış, yeni liderlerin şahlanan nutuk ve demeçleriyle hemhal...
Yılmaz da, İstanbul'dan gelme yaşdaş ve meslektaşlarıyla sürekli Ankara Palas salonlarında...
***
Bendeniz ise, Bülent Ecevit ile Ulus'ta ve fırsat buldukça da, Kürdün meyhanesiyle Şükran Lokantası'nın Cahit Sıtkı'lı, Orhan Veli'li, Melih Cevdet'li, Fethi Giray'lı, Mehmet Kemal'li çok ayrı bir dünyası içindeyim. Devlet Tiyatrosu Çemberler'i oynuyor.
Kızım Zeynep 10 yıl sonra doğacak...
***
Tolga telefonda:
- Yılmaz Çetiner'i kaybettik, diyordu.
Dev gibi bembeyaz turist gemisi kalktı...
Şu sırada yine kim bilir ne haberlerle, ne demeçler fışkırıyordu ekranlarla radyolardan...
***
Buzlanmış beyinler ortamının içinde tıkılı kalmak, yahut kalmamak...
Aşk acıları, yalnızlık acılarını, para sıkıntıları, makam hırsları, horozluk yarışları...
***
Yahya Kemal'in mısraları dalgalanıyor gibiydi Marmara'da:
Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Sonra da Orhan Veli'nin mısraları:
Ölürüz diye mi üzülüyoruz?
Ne ettik, ne gördük şu fani dünyada
Kötülükten gayrı?
Ölünce kirlerimizden temizlenir,
Ölünce biz de iyi adam oluruz;
Şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış,
Hepsini unuturuz.
***
İnsanın kızıyla baş başa, kalkıp açılmaya başlayan dev gibi gemilere bakması, birtakım şiirleri de hatırlatıyor insana...
c.altan@prizma.net.tr
|
|