|
Yoksulluk, sosyalizm, liberalizm
PİYASA ekonomisinin yoksulluğu artırdığı iddiası doğru değildir, ama yoksulluğa çözüm getirmediği doğrudur. Peki yoksulluğun çaresi sosyalizm midir? Sovyetler'de 1930'larda açlıktan ölen milyonlara ne diyeceğiz? Günümüzde Kuzey Kore mi, Güney Kore mi yoksul?
Liberalizm, sosyalizm, din gibi hiçbir "büyük kavram"a havale etmeden bir gerçeği görmeliyiz: Bugüne kadar yoksulluğu sona erdirmiş bir sistem görmedik!
Murat Belge, bu noktadan hareketle, yoksulluk sorununa tarih boyunca sosyalistlerin nasıl yaklaştığını irdeliyor. Marx'tan önceki sosyalistler yoksulluğu ahlaki bir sorun olarak ele almışlardı. Marx onları 'ütopik' diye suçladı, Sosyalizmin ahlaka değil bilime dayanmasına öncelik verdi. Üstelik Marksizmin sorunu "yoksulluk" değildi, "proletarya"nın devrim yapmasıydı. Bunu, determinist bir anlayışla, "bilim"in gereği gibi görüyordu.
Belge, bunun o zaman da gerçekleşmediğini, "bugün ise çok farklı koşullarda" yaşadığımızı belirtiyor, çağımızda "Marksizmden çok 'ütopik' sosyalizmin aldığı (ahlaki) pozisyonlara yakınız" diyor. (Radikal, 23 Temmuz 2006)
Yoksullara yardım?!
Belge'nin yazısı Marksizmin yeni bir yorumu değil, "Marx sonrası" bir sosyalizm anlayışı için ahlaki bir temel arayışıdır.
Marksizm gerçekten yoksulluğu bir ahlak sorunu olarak görmedi. Bu yüzden Marksist hareketlerin yüz elli yıllık tarihi hep devrim girişimlerinden, devrimlerden oluştu. Ama yoksullar için bir "sosyal yardım" geleneği yoktur Marksizmde!
Modern çağda sosyal yardım alanında din daha başarılıdır. Hatta İngiltere'de Marksizmin taban bulamamış olmasının sebeplerinden biri, sosyal yardıma büyük önem veren Metodist kilisesinin çalışmaları olmuştur.
Marksizmin yoksulluğu 'ahlaki' açıdan ele almamış olmasının 'sosyalist' bir örneği, bizzat Lenin'dir: 1891-92 yıllarında kıtlık yüzünden Rusya'da insanlar açlıktan ölürken, çeşitli grupların insani yardım faaliyetlerine Lenin şiddetle karşı çıktı. Lenin'e göre, insani yardımlarla kıtlığın acılarını azaltmak kapitalizme hizmet etmekti!
Ahlaki alan
Liberal ekonomideki "piyasa" yerine, sosyalizm "bürokrasi"yi koydu. Bunun kaçınılmaz sonucu olarak da, demokrasi yerine de "parti diktatörlüğü"nü... Sonuç iflas oldu, çünkü verimliliği ve yaratıcılığı engelliyordu.
Yoksulluk ve sosyal çürüme gibi çok ciddi sorunlara artık "bürokrasi" ile çözüm getirilemeyeceğine göre, çözümü "ahlak" alanında aramak zaruridir; "devlet" dediğimiz bürokratik cihazın hazır bir reçetesi de yok zaten. Onun için toplumda ahlakiliğin ve sosyal sorumluluk duygusunun güçlenmesi ve 'sivil' olarak örgütlenmesi giderek önem kazanıyor.
Eskiden daha çok muhafazakârların önem verdiği "aile değerleri, cemaat değerleri, hayır faaliyetleri, gönüllü kuruluşlar" gibi 'kendiliğinden' var olan toplumsal mekanizmalar artık çağdaş sosyal demokrasinin de gündemine giriyor.
Belli ki çözüm 'büyük anlatılar'da, devrimci eylemlerde, putlaştırılmış dâhilerde değildir.
Liberal, sosyalist, muhafazakâr... Hepimizin yoksulluğu ve sosyal çürümeyi daha bir ciddiyetle ele almamız, ahlaki davranışlarla çözüm için uğraşmamız gerekiyor.
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|