Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 05 Ağustos 2006 / Cumartesi  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Yavru kefal sürüleri ve oklu kirpi


Cumartesi-pazar günleri hariç, yaz aylarının keyfi; kalabalık tatil kentlerindekinden çok daha damıtılmış olarak çıkabilir İstanbul'da da; şayet İstanbul'un kuytu, serin köşe bucağını iyi biliyor ve oraları günün sakin saatlerinde, yanında zamanı unuttuğunuz birileriyle paylaşabiliyorsanız.
Yanında zamanı unuttuklarınız, eşiniz de olabilir, sevgiliniz de; çocuklarınızla torunlarınız da...
***
Rüzgarları kesen beton bina yığınları, güneş altında kızdıkça kızan asfalt yollar; bir deniz kenti olan İstanbul'u, düdüklü tencere içinde haşlanan yolunmuş bir tavuğa çevirirken; Boğaz'ın Karadeniz'le buluştuğu Rumelifeneri kıyıları, değeri bilinememiş bir güzellik kraliçesinin eski fotoğrafları gibi.
***
Birkaç ekmek lokması atın denize, birbirlerini ite kaka, bakın nasıl üşüşecek yavru kefal sürüleri...
Ve beyaz kanatlı bir martı süzülecek denize, bir lokma ekmeği kapmak için o da...
Sonra içinde gençlerin eğlendiği küçük deniz motorları ve uzaklarda Karadeniz'den Boğaz'a giren upuzun yük gemileri...
Bendenize sorarsanız, bir ibadettir İstanbul'u sevmek.
Onu layık olmaya çalışmak ise, bir muskasıdır hayatı hak etmenin.
***
5 bin yıllık bir tarih antolojisi olan Mardin'de; Devlet Demir Yolları, demiryollarının eskiyip çürümüş "travers"lerini değiştiriyor. Sökülen kütükümsü tahtalar, demiryollarının kıyılarına bırakılırken...
Döküntü giyimli çoluk çocuk ile başı bağlı köylü kadınları; birbirlerini eze çiğneye, demiryollarının "travers"lerini kapışıyorlar; ocaklarda yakmak ve kışın da ısınmak için...
***
Rumelifeneri kıyılarında, denize atılan birkaç lokma ekmeği kapışmaya toplanan yavru kefal sürüleri; Mardin'deki döküntü giyimli çoluk çocuk ve başı bağlı köylü kadınlarıyla, sürrealist bir tabloda sanki bütünleşiyor gibi...
***
Yeryüzü nüfusunu, iletişimle ulaşımdaki hızlanma sonucu, globalleşmiş 2 genel sınıf olarak değil de; sadece başkentli bayraklı, 200 devlete bölünmüş değişik ırk, millet ve din mensupları olarak görürseniz; ne gelecek 50 yıldaki değişimlerin rotasını algılayabilirsiniz, ne de Türkiye'nin ne tür çalkantılardan geçebileceğini...
Politikacıların karşılıklı nutuklarını dinler; kendi eğilim ve inancınıza göre, kızar, öfkelenir, söylenir; yorumlardan yorumlara atılan taklalar arasında, nefessiz kalırsınız.
Sonra da en uzunu 4500 hafta olan bir ömrün, son sayfalarına gelindiğinde; nelerin, hiç beklenmedik bir biçimde nasıl değiştiğine şaşar şaşar kalırsınız.
***
Bir ağustos ikindisinde, ortalık cayır cayır yanarken; Rumelifeneri kıyıları, sakin serin ve esintili...
Denize atılan bir iki lokma ekmek daha...
Hemen itiş kakış üşüşen yavru kefal sürüleri...
Mardin'de de, demiryollarından çıkarılan kütükümsü tahtalar kapışılıyor.
***
Ve Türkiye'de 7 kişiye 1 araba düşmekte...
Sıkı durun, 6 kişiye de 1 kitap düşmekte.
Okuma yazma özürlü olmayı aşamayan bir kalkınma.
Böyle olunca da, tarihsel tahterevallinin ucu nereye doğru eğilmekte; "Burjuva enternasyonalizmi"ne doğru mu, yoksa kadınsız kahkahasız erkek erkeğe kahvelerinin simgelediği köylü ağırlıklı Ortadoğu çemberine doğru mu?
***
Ortadoğu politikacıları, "İslam"a karşı hareketlenen, bir "Yahudi-Hıristiyan" ittifakı olarak görseler de durumu...
Ola ki bu, Ortadoğu kümeslerinin tepesindeki horozların, ülkelerini içine kilitledikleri bir "statüko"ya karşı; küresel bir değişim ve burjuvalaşma sürecine geçilmiş olmasının sonucudur.
Gitgide globalleşen sınıfsal bir ayırım, neden gözardı edilmeli?
***
Sezinlediğim kadarıyla, genç kuşaklar arasında bir an önce zengin, havalı ve şöhretli olma isteği yaygın.
Henüz daha özledikleri niteliklere erişmemiş olanlar arasında da, erişmiş gibi görünme pozları az değil.
***
Oysa 21. yüzyıl, "eğlenceli bir yaratıcılığa" müthiş olanaklar tanımada...
Örneğin, gençlerden biri; modern karikatürün babası sayılan Daumier'den bu yana, yeryüzünde kızılıp, suçlanıp cezalandırılmış karikatürlerin bir belgeselini yapsa...
Öyle bir çalışma, ister istemez dünya TV'lerinden de başlar geçmeye. Böyle bir belgeseli hazırlamış olan da; rahatlamış ve tatmin olmuş bir psikolojiyle, çağ dinamiklerini değiştirmeye yetmeyen politik nutuklara, hem dudak bükerek bakmaya başlar, hem de kimlerin neden okkanın altına gittiğini anlamaya.
***
Geçenlerde bir cuma akşamı, Ahmet Altan'la "National Geographic"nin bir belgeselini izledik.
Afrika orman ve ırmakları çevresinde, av arayan dişi aslan sürüleri; kıvrık boynuzlu iri yarı siyah bizon sürülerini pek gözlerine kestiremiyorlar ve oralarda dolaşan ufacık, oklu bir kirpinin peşine takılıyorlardı.
Kirpi önce biraz kaçmaya çalışıyor, başa çıkamayınca da; aslan sürüsüne arkasını dönüp, yelpaze gibi diken diken açılmış sivri oklarıyla kıçın kıçın yürüyerek, kaçırıyordu aslanları...
***
Politikacılar, av arayan aç aslanlara benzerler; kükrercesine binbir safsatanın belini büke büke, tozunu havaya savuracak kurbanlar ararlar kendilerine.
21. yüzyılın hamurunu yoğurduğu eğlenceli bir yaratıcılık ise, kıçın kıçın giderek aslan sürüsünü kaçıran oklu kirpi gibi, ürkütür politikacıları.
Çünkü demagoglar saltanatı da, müspet bir bilim haline gelmeye başlayan evrensel bir ekonominin çarkları arasında, son dönemlerini yaşamakta.
Ne yazık ki, "uzay çağı"nın dinamikleri, değişim temposuna ayak uyduramayanlara büyük bedeller ödeteceğe benzer.
***
Rumelifeneri kıyılarında yüzen yavru kefal sürülerinin umurunda bile değil ne Irak'ta, ne Lübnan'da ölenler.
Nasıl ki Mardin'de çoluk çocuk köylü kadınlarının da, demiryollarından çıkarılmış kütükümsü tahtaları kapışırken; Malezya'nın başkenti Kuala Lumpur'daki İslam Konferansı Örgütü'nün toplantısı umurlarında değilse...

c.altan@prizma.net.tr








Taha AKYOL
Yoksulluk, sosyalizm, liberalizm
PİYASA ekonomisinin yoksulluğu artırdığı iddi...
Çetin ALTAN
Yavru kefal sürüleri ve oklu kirpi
Cumartesi-pazar günleri hariç, yaz aylarının ...
Hasan CEMAL
Bombalı eğitimle ihanet sorular!
Emekli bir korgeneral açıkladı ki, 1990'lı yı...
Güneri CIVAOĞLU
Tek gerçek
Yılmaz Abi de (Çetiner) görünmez oldu. Metin ...
Abbas GÜÇLÜ
1. kayıt dönemi dün sona erdi
Anadolu liselerinde birinci kayıt dönemi dün ...
Semih İDİZ
ABD'yi batağa saplayan kibir
ABD'yi Irak batağına sürükleyenler ya gaflet ...
Metin MÜNİR
Ilısu temeli atılıyor ama finansman yok
Başbakan Tayyip Erdoğan yarın (cumartesi) hük...
Hasan PULUR
Azrail sen biraz tatile çıksana...
YETER be Azrail, yeter!
Derya SAZAK
Gazetecinin ölümü
Ahmet Altan'dan bir alıntıyı Hasan Cemal'in s...
Meral TAMER
Sağlık Bakanı, tartışmayı TTB üzerinden yapmakta ısrarlı
Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ telefon e...
Tamer HEPER
Gel çık işin içinden
Bir değil birkaç okuyucumdan aldığım elektron...
Yaman TÖRÜNER
Neyi düzenliyor?
Geçen günlerde bir yazı yazmış, akaryakıt ve ...
Güngör URAS
Yılmaz Ağabey'in de sandalyesi boş kaldı
Yılmaz Çetiner, usta bir gazeteciydi. Muhabir...

© 2006 Milliyet